27 Ağustos 2018 Pazartesi

Fumetti'nin Durumu

Italya'da (sadece Milan'da) Italyan cizgi romanlarinin son durumunu  (gorunurluk-erisilebilirlik-fiyat vb) gozlemleme sansi buldum ; sevenleri icin bazi notlarim ekte : 

Kitapcilar: Cizgi roman kitapcilarda hemen hemen yok gibi, oldugu zaman ise daha 'seckin' oldugu dusunulen grafik romanlar, cizgi roman uzerine yazilmis arastirma kitaplari ya da ciltlenerek toplanmis baskilar halinde varlar. Fumettinin ise kesinlikle ozel bir yeri yok bu raflarda: 



Cizgi Roman Dukkanlari: Kesinlikle bir Marvel-DC & Manga hakimiyeti var. Dunyayi saran Mangalar ve Amerikan 'Comics' bu dukkanlarin ana satis nesnesi. Fumettiler ise cok katli dukkanlarin bir katinda ancak bir-kac raf isgal edebilmekte (Fumetti uzerine uzmanlasan dukkanlar vardir belki ama bana denk gelmedi) : 

   


Gazete Bayileri: Gazete satan, sehri kitapci veya cizgi roman dukkanlarindan cok daha kapsamli bir sekilde sarmis bulunan bu yuzden de kolay ulasilabilir olan bayilerin de maalesef hepsinde cizgi roman yok. Fumetti halen bazi bayilerde bulunmakta, ozellikle bizde de cok sevilen Zagor, Tex, Dylan Dog gibi basliklar buralarda bulunabilmekte ama dedigim gibi sadece bazilarinda. Amerikan cizgi romanlari da anlasilan bu bayilere sureli yayinlar olarak degil belki ama ciltli eski yayinlar olarak girmis durumda. 




Fiyatlara gelince Zagor'un son sayisini (683) 6 euroya aldim, diger sureli yayinlarin-basliklarin fiyatlari da asagi yukari ayni. 




Bunun disinda bazi bayilerde eski iki sayinin toplandigi poset yayinlar bulabilmek (3.5- 3.9 Euro) mumkun:  



Bu kisitli gozlemlerden (4-5 gunluk ve 15-16 satis noktasindan) bir sonuc cikarmak gerekirse Fumetti ureticilerinin kendi ulkesinde gencleri, yeni nesli ellerinden kacirdiklarini soylemek mumkun. Genclerin tercihleri -eger cizgi roman okuyacaklarsa- Mangalar ve Amerikan cizgi romanlarindan yana (ve bunlari satan ozel dukkanlardan elbette). Internetten konu uzerine bulunan veriler, anketler de bu kisitli gozlemi desteklemekte. Bunun olasi nedenleri ise bu yaziyi asan bir konu elbette.

Fumetti satislarinin yillar bazinda hizla dustugunun ve bazi basliklarin birbiri ardina veda ettiklerinin farkindaydik zaten, anlasilan bir-kac on yil icerisinde 'fumetti' kendi evinde bile belki sadece birkac baslikla ve ozel baskilarla devam eden, kisitli bir okur kitlesine sahip bir durumda hayatina devam edecek. 

17 Ağustos 2018 Cuma

Freddy Lombard: Hayalperest Bir Hergele

Yves Chaland'in 80'lerde sadece 5 album olarak uretebildigi Freddy disaridan ilk bakista ucuz bir Tenten kopyasi olarak gozukmekte... Evet dis gorunus olarak Tenten'le ayni ozellikleri tasimakta belki ama bir cizgi roman olarak detayli olarak okundugunda Freddy Lombard bundan daha fazlasi elbette.



Herseyden once cizim stili olarak  Tenten gibi 'Ligne Claire' akimina dahil etmek mumkunse de aslinda bu akimin modern bir versiyonu, yeniden yorumlanmasi ve uretilmesidir. Bu yeni yorumu 'Atomic Style' olarak adlandirip gruplandiranlar da var. Golge ve isik oyunlarinin bir nebze daha panellere girdigi, daha koseli-keskin bitislerin kullanilmasi, 'retro'nun, 50'lili yillarin geriye donuk olarak kutsanmasi var bu yorumlarda.



'Ligne Claire' elbette sadece bir cizim uslubu degil, Herge cizgilerinin acik, kolay anlasilir olmasinin otesinde hikaye anlatiliciginin ve konularinin da net ve anlasilir olabilmesini hedeflemistir. Bu da duz ve akici bir anlatimi beraberinde getirmistir. Chaland'da ise bunu bulmak mumkun degil, hele bazi hikayelerindeki bilincli bir tercihle secilen sicramalar-geri donusler, dallanmalar duz bir anlatim yerine adeta bir orumcek agini andiran anlatim hikayeyi anlasilmaz kilmakta. Kendi deyimi ile 'stil en onemli seydir ve bir yaratici en cok zamani buna harcamalidir'.

Ote yandan Herge'nin hedef kitlesi oncelikle cocuklar ve gencler oldugu icin Tenten hicbir sekilde erotizm yahut cinsellik icermezken Yavland'in hedef kitlesi yetiskinlerdir; o yuzden cinsellikten askin karmasina (hatta fetisizme) kadar bir suru eriskin oge de Freeddy'nin evreninin bir parcasidir.



Gelelim Freddy'nin kendisine; Tenten tam anlamiyla gozupek-atilgan bir kahramanken Freddy'yi boyle tanimlamak zordur. Evet, meraklidir-atilgandir ama bunlar genelde kahramanlikla degil bozgunla, zor duruma dusmeyle biter. Niyeti de her zaman Tenten misali iyilik-dogruluk degildir elbette; ornegin arkadaslari Dina ve Sweep'le birlikte surekli eksikligini duyduklari 'para' buyuk bir motivasyon kaynagidir Freddy icin.

Tenten'de mizah muhtesem yan karakterle uretilirken (Kaptan'in sinirlenmesi, kufurleri,  Profesor Turnosol'un sagirligi, Dupont ve Dupond'un sakarliklari vb) Chaland'in mizah kaynagi bizzat Freddy'nin kendisidir. Bir 'kahramana' yakistiramadigimiz sakarliklar-ahmakliklar yapar, Tenten gibi cok parlak bir zekaya sahip degildir ve arkadasi irikiyim Sweep'den surekli siddet gorur. Bir kahraman degil hayalperest bir hergeledir. 





5 sayilik kisa hayatina cok  degisik maceralar sigdirabilmistir Chaland. Bunlardan Afrika maceralari zencileri ele alis tarzlari ve beyaz adamla iliskileri ile oldukca irkci iken (30'larda irkci bir macera cizmekle 80'lere gelindiginde hala israr etmek arasinda bir fark olmali elbette) Macaristan macerasi oldukca guzel kurgulanmistir. Chaland'in deyimi ile o gunleri yasayan (1956) nesillerin sahit oldugu Avrupa'daki en buyuk hadiselerden biri olan Macar devrimi nedense guncel cizgi roman evreninde yeterince temsil edilememistir. Chaland hergelelerini gercek tarihi dekor icerisinde Macar devrimine bulastirmayi buyuk bir ustalikla kotarir.



Ama maalesef en olgunlastigi-oturdugu donemde Chaland'in erken olumuyle  Freddy zamansiz bir sekilde oksuz kalir. 

12 Ağustos 2018 Pazar

Karaoglan ve Gokturkce

Karaoglan "Cengiz'in Gazabi" guzel bir maceradir; Karaoglan'in resmi olarak gorevlendirildigi turden (bu sefer Cengiz tarafindan) seruvenlerden biridir. Ipek yolundaki kervanlara yapilan baskinlari, yagmalari arastirma icin vazifelendirilmistir. Siradan baslayan macera hizli bir tempoyla dallanir budaklanir, surprizleriyle, arka fonundaki tarihi hikayeyle birlikte guzel ve hizli akan bir macerada bulur okur kendini.

Fakat maceranin basinda macerayla hic ilgisi olmayan oldukca didaktik bir girizgah vardir: Bayirgulu bir kese para calmistir ama bu sefer Karaoglan kizmaz zira bunlar onun 'ilgilenmeye' basladigi Gokturk paralaridir. Sonra Balabanla beraber Gokturk yazitlarinin bulundugu yere giderler, Karaoglan yazitlari okur, Balabana'a -ve de dolayisiyla okura- turlu hikmetli ogutler verir.

Bu 3-5 sayfalik girizgah oldukca siradisi; soyle ki Karaoglan maceralarinda 'milliyetcilik' didaktik bir unsur olarak yer aldigi zaman  genel olarak maceranin icindedir; akisa yedirilmistir. Bazen cidden goze batan boyutlara ulasir,  bazen bir iki tiradla kalir. Ama bu sekilde ayri-yogun bir bolum olarak ele alindigini pek hatirlamiyorum. 

Bolumde ilgimi ceken 3 nokta sunar Yalaz Karaoglan uzerinden; bunlar elbette birer kurgudur ama ne kadari olasidir; 12.-13. yuzyilda bolgede yasayanlar icin ne kadar anlamlidir  diye merak ettim:

  • Paralar : Ilki Bayirgulu'nun elinin uzunlugu sayesinde yuruttugu Gokturk paralarindaki alfabe; Karaoglan bunlar sayesinde Turk yazitlarini okumanin kolaylasacagini belirtip heyecanlanmistir: 



Anladigim kadari ile Gokturk paralari uzerinde su ana dek bulunmus Orhun alfabeyle yazili bir metin cok az; sadece bir-iki isaret seklinde. Genelde eldeki paralardaki yazilar Sogdian (Irani bir dil) alfabesi ile yazilmis. Yani Orhun yazitlarini sokmek icin paralarin pek bir faydasi olamaz.

  • Yazitlarin yerinin bulunmasi : Karaoglan'in yazitlerin yerini bilmesi de ilginc bir nokta. 

Yazitlar 19. yuzyilda kesfedilmistir hep ogretildigimiz gibi, ama peki daha once biliniyor muydu varliklari? Cengiz Han'in tarihcisi Cüveyni’nin ve bir kac tarihcinin daha donemlerinde (12.-13. yuzyil) bu yazitlardan bahsettikleri anlasiliyor. Tarihin daha sonraki donemlerinde varliklari unutulmus olmali. Oyleyse  Karaoglan'in yazitlarin yerini bilmesi imkansiz degil.
  • Okunmalari : En netameli konu ise bunlarin okunmasi, zira yazitlar Vilhelm Thomsen tarafindan 1893 gibi gec bir tarihde cozuldu, alfabe 12.-13. yuzyilda coktan unutulmustu. 


Yani Yalaz aslinda eli kilicli maceraci-genc bir kahramanin omuzlarina bir Filolog-Turkolog olma gibi oldukca agir bir yuk yukleyerek oldukca yapay bir durum yaratmis. Asil amaci belli ki buradan cikarilan hikmetli dersler ile maceranin sonundaki iki 'Turk' devlerinin kavgasina atif yapmak ama cok da ikna edici durmuyor elbette.

https://en.wikipedia.org/wiki/Old_Turkic_alphabet

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Tolkien cizimleri


Tolkien 23 yil boyunca her Noel cocuklarina Noel Baba'nin agzindan mektuplar yazar ve bunlara kendi cizimlerini ekler. Cocuklarin yaslari ilerledikce mektuplar ve hikayeler de karmasiklasir. Hobbit uzerinde calistigi 1932 yilindaki hikayede Goblinler oyuncaklari calmistir ve Noel Baba elfleri ve kutup ayisi ile onlari geri almak icin Goblinlerle mucadele etmektedir. Asagida bu cizimlerden bazilarinin orjinalleri bulunmakta: 








Tolkien ayni zamanda bir bulmaca tutkunudur, bulmacalari cozmekle kalmaz kenarlarina sonra kitaplarinda kullancagi bazi desenler-paternler cizer.  




...ve tabi ki kendi kitaplarinda kullanilan orjinal cizimlerinden ornekler:




Elindeki yetersiz malzemeyle yarattigi bu kapak basit renklerle oldukca carpicidir, yayincisindan gunes ve ejderhayi kirmizi olarak basmasini ister ama yayinci maliyeti arttiracagi icin kenarina dustugu 'ignore red' notuyla bu istegi yerine getirmez. 


Kaynak: Oxford Tolkien sergisinden ( Tolkien: Maker of Middle-earth )

31 Temmuz 2018 Salı

Kaplanlar

Cizgi Roman kahramanlarinin cesitli yirtici hayvanlarla karsilasmasi kahraman anlati geleneginin bir devami, uzantisi aslinda. Herkul'den Samson'a her turlu anlatimizda, mitolojik hikayelerimizde yarattigimiz kahramanlar kendilerini ispat edebilmek icin muhakkak hayali veya gercek yirtici bir hayvanla, bir "canavar"la karsilasmistir. Anlatilarin arkaik modelini, izini de Gilgamis'in canavarlarla mucadelelerine kadar surmek mumkun. Bunun temelinde de hem insanoglunun dogadan henuz yalitilmadigi arkaik donemlerde bu hayvanlarla sikca karsilastigi rekabetin-mucadelenin izdusumu hem de vahsi doganin sakladigi gizemlerden duyulan korku & heyecan yatmakta.

Bu baglamda kaplan yasayan en buyuk yirticilardan olarak hemen hemen her cizgi romanda kahramanlarin  karsilasabilecegi bir rakip, asagida sadece bir-kaci derlenmis durumda:  

En Kolay Karsilasma :

Elbette ne kadar guclu olurlarsa olsunlar Super-guclu kahramanlar icin kaplanlar cok birsey ifade etmez, sadece mizah unsuru olabilirler: Uderzo - Asterix and the Magic Carpet (1987) ve Peyo - The Twelve Tasks of Benoît Brisefer (1966) :






En Sacma Karsilasma :

Tenten'in henuz sevdigimiz-bildigimiz en popular albumlerinden once daha hangi dogrultuda olgunlasacaginin-geliseceginin belli olmadigi erken donem albumlerindedir bu karsilasma. Aslinda simdi baktigimizda Tenten'e yakismayan absurdlukte bir 'gag' bir kaplana deli gomlegi giydirebilmek: Tenten - Cigars of the Pharaoh (1934)


En Siradan Karsilasma:

Uzaylilardan Yetiye kadar turlu dusmanla savasan Zagor icin elbette en kolay rakiplerden biridir bir-kac kaplan. Neyse ki sonrasinda olaylar daha fantastik bir dogrultuda gelisir:



Yerli kahramanlarimza da goz atmakta fayda var:

En Etimolojik Karsilasma:

Cesitli Karaoglan maceralarinda kaplanlar zaten vardir ama benim enteresan buldugum asagidaki kisim, aslinda bir kaplan olmayan "kara-kaplan" (Acuna Bedel Ogul):



Yalaz neden kaplan sozcugunu kullanmis olabilir? Aklima gelen tek olasilik kelimeyi Oz-Turkce kabul ettigi icin "panter" ya da "leopar" kelimesi yerine bunu kullanmis olabilecegidir. Karaoglan'da sikca kullanilan Acun, Albiz, Tamu gibi kelimlerle yaptigi gibi daha otantik bir tad yakalayabilmek icin kullanilmis olabilir. Halbuki bu hayvan icin cok eskiden beri Turkce'de kullanilagelen oldukca guzel bir kelimemiz var zaten  : "Pars".


En Fantastik Karsilasma:

Elbette en tartismasiz fantastik yerli karsilasma Hizir Bey'in Rusya macerasidir. Talat Gureli  Osmanli tarihine sigmayan maceraci kalemiyle Hizir Bey'in karsisina kilic-disli bir kaplan cikarir.



Meraklisi icin Pars kelimesinin kokeni ve yuzyilladir Turkce'de kullanimi: 
http://www.nisanyansozluk.com/?k=pars

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Conquests

Tarihi hikayeleri-cizgi romanlari cok seviyoruz, hem uretmeyi hem de tuketmeyi. Uzun yillar boyunca ulkemizde uretilen yerli CR'lar arasinda eli kilicli kahramanlar buyuk bir yekun tuttu (Bugun de Karabala'nin son albumunu bekliyoruz, yahut Tarkan yeniden yayinlanmaya calisiliyor). Ama iceriklerine baktigimizda uretimin 3 ana basliga sIkIstIgini goruyoruz; Osmanli tarihi, Orta-Asya Turk tarihi ve Islam tarihinden cesitli karakterler.

Oysa yasadigimiz cografya itibari ile cok zengin bir tarihsel kavsakta bulunmanin getirdigi bir hazine var elimizin altinda ama buna dokunmaya, bunu kurcalamaya pek yanasmiyoruz. Degil baska cografyalari kesfetme ve yorumlama kendi cografyamizin bizimle direk ilgisini kafamizda kuramadigimiz tarihine bile ilgi gostermiyoruz. Zira "onlar" bizden oncekiler, bizimle ilgisi olmayanlar!  Otekiler. Oysa o kadar cok sey tasiyoruz ki otekilerden. 

Iste bu nedenlerle sadece Anadolu ve Mezapotamyada yukselip, gelisip, sona eren devletler-milletler-kavimlere ait uretilmis bir is ben hatirlamiyorum (gozden kacirmis oldugum bir calisma vardir belki). Elbette bu CR'a has da degil edebiyatta, resimde yahut mimaride pek farkli oldugunu sanmiyorum (bir Hitit Gunesi'ne bile dayanamayip kurtulmadik mi?).

Tum bunlar yuzunden dort albumluk "Conquests" serisi bizi ayrica ilgilendirmesi gereken enterasan bir calisma, odagina aldigi antik donem ve Anadolu cografyasi. Hititlere karsi aralarindaki anlasmazliklari gecici olarak askiya alip bir birlik olusturan akraba kavimler Scythians, Cimmerians ve Sarmatians (bunlar bizde Sakalar olarak gecen Irani gocebe kavimler) arasinda gecen bir mucadelenin hikayesi.



Elbette burada anlatilan bir kurgu, bu kavimlerin ayni cografyada ayni zaman diliminde bulunmalari, gercekten savasmis olmalari ya da birliktelikleri yani tarihsel dogruluk degil meselemiz ama albumler icin bir tarihi on arastirma yapildigi da ortada. Ornegin Scythianlar tarihte at uzerinde becerikli bir sekilde ok atan, vucutlarina bol miktarda dovme yaptiran insanlar olarak gecmekte ve bu gibi detaylar basarili sekilde yansitilmis CR'a. Ha keza cizgi romanda kullanilan giysiler ve mimari detaylar da adeta muzelerden firlamis gibi.  

Fantastik bir anlati oldugundan , savas meydanlarinda kullanilan at, deve ve fil gibi hayvanlara ayilar, vahsi domuzlar ve bogalar da eklenmis. Ve elbette yazarimiz fantastik/sci-fi anlatilari ile tanidigimiz Runberg olunca (Orbital Darwin's Diaries) bununla da yetinilmemis daha baska surpriz mitolojik hayvanlar da var kullanilan (spoiler yapmayalim).





Scythian tarafi uc kavim arasindaki hassas dengeler ustundeki kirilgan birligi korumak adina mucadele ederken Hititler ise yaklasan tehlike karsisinda baska kavimlerin yardimini aramakta; boylelikle aksiyon dozaji yuksek CR'a bir de butun bu kavimler-krallar-kraliceler arasinda gecen politik gerilim  boyutu eklenmekte. Yine yazarimiz Runberg oldugu icin tum bu karmasaya bir de Kimmeryalilara mistik-psisik gucleri ile yardim eden "Son Atlantisliler" eklenmekte.  

Albumlerin ressami ise François Miville-Deschênes hakkinda mukemmel bir is cikardigini soylemek yeterli; harika cizimler cok canli-tablo gibi renklendirmeler. Dort dortluk bir seri bize 'kilic ve buyu' cizgi romanlarinin nasil olmasi gerektigini ozetliyor adeta.





14 Temmuz 2018 Cumartesi

Suat Yalaz'dan Yakın Tarih - 2

Suat Yalaz'in yakin tarih cizgi romanlarindan bahsetmistik; devam edelim: 

Seri “Atatürk’e Suikastlar” albümü ile devam eder.  Yine 92 yılında önce Sabah gazetesinde yayımlanır eser, 1993 yılında da albüm olarak basılır. Atatürk’ün hayatının değişik dönemlerinde karşılaştığı suikast teşebbüslerini kronolojik olarak ele alır Yalaz ama asıl odak noktası elbette bunların en önemlisi olarak görülen İzmir suikastıdır. Yalaz albümün girişinde kaleme aldığı ‘Gerekçe’ yazısında “Atatürkçü” olduğunu, günün modası olan “ATATÜRK’e çamur atma” atmosferinde İzmir suikastını ele almanın yürek istediğini söyler ve konuyla ilgili yargısını en başta belirtir: 
sanki bir İHTİLAL, DEVRİM yapılmamış da... İstiklal Mahkemeleri durup dururken kurulmuş da... yüzbinlerce... ikiyüzbinlerce vatan evladı sanki hiç yoluna şehit olmuş gibi... İzmir Suikasti Davası’na biraz çarpık, oldukça yamuk bakmışızdır (Yalaz, 1993:5) 
Davada büyük haksızlıklar olduğu kulağına çalınsa da Yalaz’ın görüşü bunları tamamen reddetmek değilse de DEVRİM koşulları ile meşrulaştırmaktır; ona göre DEVRİM esnasında bu gibi mahkemeler ve haksızlıklar normaldir. Albümün önsözünü yazan Kılıç Ali’nin oğlu Altemur Kılıç da bu görüşü desteklemektedir:

Babam hayatta iken, sorduğumda, o günün koşulları içinde Cavit Bey hakkındaki hükmün kaçınılmaz olduğunu söylemiş, fakat “Cavit Bey çok değerli bir insandı. Yazık oldu!” demişti. (Yalaz, 1993:3)

Yalaz’a göre asıl hadise İttihad ve Terakki Cemiyeti yeniden canlandırılmaya çalışılmış bu olmayınca Terakkiperver Fırka kurulmuş olmasıdır. Amaç ‘9 ilkeli parti programıyla Mustafa Kemal Paşa’nın 6 oklu Halk Fırkası’nı ezmek’tir (Yalaz, 1993:106). Oysa aynı tarih kesitini bambaşka bir gözle okumak pekâlâ mümkündür: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın lider kadrosu Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele gibi aynı zamanda Milli Mücadele’nin de Atatürk dışında kalan en önemli isimleridir. Parti programı “gerici” olmaktan ziyade örneğin Erik Zürcher’e göre ‘içinde belirgin bir Batı Avrupa çeşnisi taşıyan bir liberalizm programı’dır.  Süreç, 1925 Martında çıkarılan Takrir-i Sükûn ile muhalif basının susturulması, aynı yılın Haziran ayında da partinin kapatılması zincirinin son halkasıdır. (Koçak, 1989:104) Kurulan devletin rejim sınırları çerçevesinde kalıp da kaliteli bir dil düzeyli bir muhalefet geliştirebilecek şehirli, eğitimli ve elit çevrenin belinin kırılması, arta kalanların siyasete küsmeleri veya küstürülmeleri, köşelerine çekilmeleri, yurt dışına kaçmaları ya da pes edip zamanla iktidara eklemlenmeleri sonucunu doğurmuştur. Ve bu sürecin nihaiyi sonucu muhalefetsiz bir tek parti yönetimi ertesinde askeri darbelerle bezeli bugün bile rayına oturmayan siyaset kültürümüz, sürekli sancılar çeken çok partili hayatımızdır. 

Diger seneryonun olasi olup olmadigini kestirmek elbette guc ama bence albumun eksigi Yalaz'in bunu tartismamasidir; olayları sadece kişisel haksızlıklar seviyesinde değerlendirmekte, ‘kurunun yanında yaşın da yanması’ olarak geçiştirmektedir. 

Neden muhalif bir parti? Hem de birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu zamanlarda... “O zamanlar” bir daha hiç bitmez.



Son albümde ise yine oldukça tartışmalı bir ismi konu edilmiştir: “Topal Osman Ağa”. Osman Ağa özellikle Trabzon Milletvekili Ali Şükrü'nün öldürülmesi hadisesi yüzünden Kemalist-Atatürkçü yazarlar tarafından bile tümüyle sahiplenilmez; örneğin Toktamış Ateş kendisinden savaşlarda büyük yararlılıklar göstermiş ama son noktada hata yapmış biri olarak bahseder:

...onurlu ve pırıl pırıl bir yaşamı, inanılmaz bir biçimde noktalanan, "zaafları" aklının önüne geçen bir insandır. Gerçekten çok yazık...
"Türk Devrim Tarihi" derslerimde, Topal Osman'dan elbette söz eder ve Çerkez Ethem'le birlikte; insanların yükseldikleri noktalarda uğradıkları, "Ben neymişim..." hastalığının, acı veren örneklerinden biri olarak adını anarım. Fakat bundan bir süre önce, Sayın Tansu Çiller başbakanken, Giresun'a bir "Topal Osman Üniversitesi" vadetmesi, doğrusu canımı çok sıkmıştı.
Yazdığım bir yazıda, "Giresun'un yetiştirdiği başka adam kalmadı da mı, üniversitelerine Topal Osman adını verecekler?" sorusunu sormuştum (Toktamış, 2006)

Aralarındaki sınırların bulanıklaştığı eşkıya – kahraman ayrımı eski bir tartışmadır ve tarihteki pek çok kişiye uyarlanabilir. Aynı aktör, tarihin yazılmasına ve okuyanların durduğu ideolojik yere bağlı olarak aynı anda hem eşkıya hem de kahraman olarak algılanabilir. Yalaz da albümle milliyetçilik dozajını iyice arttırmış ve Topal Osman’ı hayatının çeşitli duraklarını tartıştıktan sonra kahraman mertebesinde karar kılmıştır. 


Önce çocukluğundaki gözüpekliği ve cesareti anlatılır. Gençliğinde ‘Rumlar gibi ben de az çalışıp çok kazanmanın yolunu bulmalıyım!’(Yalaz, 1998:40) diyen Osman ‘Robin Hood’vari bir tütün kaçakçılığı macerasına atılır. Rumların subaşlarını tuttukları, durmadan –ve çalışmadan- zenginleştikleri gerçeği(!) daha sonra olacak hadiselere okuyucuyu hazırlar ve Yalaz benzeri ‘meşrulaştırma’ ifadelerini çizgi roman boyunca kullanmaya devam eder: 

Rum’ların faytonlarına binerek Ermeni hanlarında konaklayarak (Arabalar, hanlar, dükkânlar, Rum ve Ermeni’lerin elindeydi) (Yalaz, 1998:105) 

Çeşitli cephelerdeki kahramanlıklarından sonra Ermeni Tehcirindeki rolü önemsizleştirilir ve tarihi koşullara bağlanır: ‘...Onların Müslüman halka yaptıklarının yanında benim yaptıklarım hiç kalır! Ermeni tehcirinde devlete yardımcı oldum diye aynı devletin divan-ı harbi beni idam cezasıyla aramaya başladı’(Yalaz, 1998:28) Pontus Rum çeteleriyle giriştiği mücadele sırasındaki uygulamaları çizgi roman boyunca anlatılsa, ima edilse bile bunların ya abartıldığı ya da yine şartlar yüzünden mecburen yapıldığı gösterilir; örneğin 4 Pontus’çu çeteciyi diri diri yakma hikayesi bile ‘Osman Ağa’yı çılgına çeviren en büyük neden bu 4 Pontus’çu hainin çocukluk arkadaşları olmalarıymış!’ (Yalaz, 1998:128) cümlesiyle yumuşatılır, gerekçelendirilir. 

Osman Ağa’nın bu ele avuca sığmaz enerjisi Mustafa Kemal’le yolları kesişince bir amaca yönelmiş gözükür ama hala başına buyruktur. Ankara’ya gelirken yol boyunca yaptıkları disiplinsiz olsa da cezalandırmadır yalnızca sonuç olarak; Koçgiri isyanının bastırılmasında kullanılan yöntemlere ise değinmez Yalaz, önemli olan alınan neticedir: ‘Osman Ağa’nın birlikleri Nisan ayı boyunca sayısız çatışmaya katılmış, asilere büyük kayıplar verdirmişti. Bölgede Mayıs ayı sonuna kadar kalarak devlet düzeninin yeniden kurulmasında büyük rol oynamıştı.’ (Yalaz, 1998:110)

Oysa Koçgiri isyanının bastırılması, bölgede “devlet düzeninin yeniden kurulması” o kadar da kolay olmamıştır bazı tarihçilere göre:

Koçgiri Kürt isyanını bastırırken öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis’te büyük tartışmalar yaşanır. Topal Osman sadece isyancı Kürtleri değil, Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa’daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya havale etmiştir. (Ahmet Emin Yalman’ın Topal Osman’la Mülakatı, Vakit, 19.2.1922) 

Ali Şükrü Bey cinayetini ise Osman Ağa için sonun başlangıcı olmuştur; Ayşe Hür’e göre birçok şüpheli nokta ve soru işareti vardır süreçte: 

Olayın arkasında kim vardır sorusu o günlerde herkesi meşgul etmiştir. Mustafa Kemal’in neden İstasyon’daki eve geçtiği, Topal Osman’ın neden Çankaya Köşkü’nü talan ettiği, yaralı halde yakalandığı halde neden kafasının hemen kesilip gömüldüğü gibi konular şüphe çekmiştir. İlginçtir, hemen her konuda bir şeyler söyleyen Mustafa Kemal, bu konuda suskunluğunu korumuştur. Ali Fuat Cebesoy Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın ‘tepelenmesi’ sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. (Siyasi Hatıralar) O dönemde TBMM zabıt katibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında hem Ali Şükrü Bey’in yıpratıcı muhalefetinden hem de artık hizmetine lüzum kalmayan Topal Osman çetesinden kurtulmak için bir taşla iki kuş vurulduğunu söyler. 

Yalaz bu eleştirilerden, iddialardan bazılarını ele alır ve kendince mantıki cevaplar geliştirir. Yalaz’a göre olayın Atatürk’le bir ilgisi yoktur. Osman Ağa kendi başına hareket etmiş ve iyilik yapıyorum diye bir “cahillik” etmiştir. Mustafa Kemal de bir ikilemde kalmış, hazin bulsa da Osman Ağa’yı feda etmek zorunda kalmıştır. Çankaya baskını ise Topal Osman’ın yardım arayışıdır sadece. Eğer planlayıcı Gazi Paşa olsaydı ‘Öyle bir planlı yapar ki bu işe şeytan bile parmak ısırır’. (Yalaz, 1998:156) Velev ki yapmış ve bir taşla iki kuş vurulmuş olsun verilen bunca şehitten sonra Yalaz’ın cevabı hazırdır: ‘iki vatan evladının daha ihtilalin selameti, milletin geleceği için şehit olmasını uygun görmüşse ne diye kıyamet koparıyoruz ki!’ (Yalaz, 1998:158)   

Sonuç olarak bir kahramandır Osman Ağa Yalaz’a göre. ‘Cahillik edip, Meclis’te sürekli karışıklık çıkaran, ağzı kalabalık bir milletvekilini ortadan kaldırdı diye...’ (Yalaz, 1998:153) bu hakikat değişecek değildir; mezarı ‘bu kahraman milis yarbayına teşekkür için gelen ziyaretçilerle sanki bir aziz türbesi!” (Yalaz, 1998:161)  haline gelmiştir. 

Yalaz hikâyesini anlattığı iki figür Çerkez Ethem ile Osman Ağa’nın yolları da kesişir. 



5 Temmuz 2018 Perşembe

Asterix ve Tablolar

Buyuk usta Uderzo Asterix albumlerine degisik sanat dallarina, sanat tarihine, popular kultur ogelerine gondermeler serpistirmistir. Bunlardan cesitli ressamlara ve buyuk eserlerine yaptigi gondermeler sadik okurlar tarafindan zaten bilinmekte. Bu gondermelerden bazilar cesitli internet sitelerinde yer almakta ama derli toplu olarak hepsini bulamadigimdan listeyi kendim cikardim. Eksikler varsa bildirirseniz sevinirim.  

Ilk ornek Asteriks Lejyoner (67)'den :  Korsanlar klasik bir batma sahnesinden sonra bir sala siginirlar. Sahne bir Fransiz ressami olan Théodore Géricault'un meshur resmine "The Raft of the Medusa" (1818–1819) bir gondermedir elbette, cizgi roman panelinde kaptan da zaten konusma balonunda buna gonderme yapmaktadir. Resim de zaten 1800'lerin basinda bir geminin batmasindan sonra yasananlar icin yapilmistir.  



Bir sonraki ornek Kahin (72) albumunden. Rembrandt'in "The Anatomy Lesson of Dr. Nicolaes Tulp"  (1632)  isimli eserine gonderme yapilmistir. Koye gelen kahinimiz 'okumak' icin bir hayvan istediginde ancak balik verebilirler ve ortaya Rembrandt'in Anatomi dersi resimindeki merakli izleyicilerin bakislarini yansitan bir panel cikar ortaya. Asterix'in kurgusal olarak resimden 16 asir oncesinde yasamakta oldugu goz onune alininca Rembrandt'in bilimi-rasyonelligi merkezine alan tablosunun yerini kehanete-sozdebilime birakmasi, doktorun yerini kahine birakmasi gayet dogaldir. Buna ragmen panelde en enteresan nokta ise herkesin aksine Asteriks'in kahininin yaptigindan duydugu supheden olsa gerek muzip bir bicimde herkes gibi baliga degil de -okuyucuyla arasinda olan duvari yikarak bize bakmasidir. Hurafenin-dalaverenin farkindadir.  




Asteriks Belçika'da (79)   Bruegel (the Elder)'in  "The Peasant Wedding" (1567)  tablosuna bir gonderme yapilmistir. Tablodaki oldukca mutevazi olan dugun yiyecek-icecekleri (ekmek corba vb) elbette Asterix'in abartili solen-yemegi (hele Belcikalilarla birlikte olduklarindan) mantigi cercevesinde cok daha ihtisamli yiyeceklerle degistirilmistir. 



Son olarak bir albumde degil de Uderzo'nun ozel olarak yaptigi calismada Eugène Delacroix'in meshur tablosu "Liberty Leading the People" (1830) merkeze alinmistir. Ozgurluk Tanricasi rolu elbette Sef'in esi Impedimenta'ya (Dediğimdediks) verilmistir. Romalilarin flamalari da ustaca tablodaki Fransiz bayragini olusturacak sekilde biraya gelmistir. Koyun demircisi Fulliautomatix'in (Tamotomatiks) tabloda yeralmasi da tesaduf degildir zira Delacroix' tablosuna ozenle her sinifi-yasi temsil edecek karakterler secmistir ki Uderzo da buna uygun davranmistir.



Tablolardan bahsetmisken iki tabloyu daha analim; bunlar Uderzo tarafindan direk olarak kullanilmamistir Asterix albumlerinde ama iddialara gore antik Galyalilar-Roma donemi hakkinda gorsel malzeme - referans saglamistir Uderzo'ya. Tablolardan ilki Évariste Vital Luminais'in bir resmidir. Populer Galyali imajinin -tarihsel olarak yanlis olsa bile - onun tarafindan yaratildigi soylenir. Ikincisi ise Asterix hikayelerinde siklikla atif yapilan Jesar'in unlu Galli komutan Vercingetorix'i yenmesini-teslim almasini betimleyen tablodur (Lionel Royer).





30 Haziran 2018 Cumartesi

Ilk Vegan Cizgi Romanimiz

Levent Cantek ve Levent Gonenc 'Muhalefet Defteri' kitabindaki 'Turkiye'de Mizah Dergileri' isimli makalede cizgi romanimizda-mizah dergilerinde ele alinan konularin zamanla nasil degistiginden de  bahsederler. Buna gore 80'li yillarda gelisen postmodernizm dalgasiyla birlikte 90'li yillardaki mizah dergilerinde bunun yansimasi gorunur. Boylece feminizm, escinsellik gibi kimlikler, cevrecilik gibi konular girer cizgi roman-mizah dergileri dunyamiza (mikro talepler). Halbuki bunlardan bazilari  daha onceleri sadece dalga gecilmek icin kullanilan temalardir, simdi ise bu konulardan bazilari artik sahiplenilmis,  savunma amaciyla dile getirilmektedir.

Bu mikro-taleplerin bir uzantisi olarak gordugum ama Turkiye'deki gundeme cok daha gec giren bir konu da veganizm. Dunyada da son yillara dek oldukca 'fringe' bir hareket olan veganlik son zamanlarda inanilmaz ivme kazanmis, son derece sicak bir tartisma. Batidaki 10 yildaki degisimi kose basinda acilan vegan kafeler-restoranlar, vegan olmayanlarda ise menulere giren secenekler ve marketlerdeki urun cesitliliginden bile kolayca takip etmek mumkun. Artik  ana akimin bir parcasi haline gelen veganizm icin -benim gorebildigim kadari ile- yapilan ilk yerli calismamiz 'Gececi' dergisinin 4. sayisinda (Subat-18) Erdal Belenlioglu'nun yazdigi Taylan Kurtulus'un cizdigi 'Karides Kardesten Ileridir' isimli hikaye oldu. 




Aslinda yukarida saydigimiz mikro taleplerde de oldugu gibi mizah dergilerimizde veganlik-vejeteryanlik uzunca bir suredir mizahin konusu olarak girmisti zaten; burada bahsettigimiz sahiplenme-savunma amaciyla yaratilan ilk hikaye olmasi. 


Taylan Kurtulus'un cizdigi hikaye bir ahcinin yaninda ise baslayan bir cocugun istakozlarin nasil pisirildiklerini ogrenmesi ile basliyor. Burada bir parantez acalim :  

Bir diyetten ote yasama bicimi olan veganligin zeminini olusturan dayanaklar 3 noktada ozetlenmekte : 

- Ilki yedigimiz (ya da sut-yumurta icin kullandigimiz ) hayvanlarin 'sentient' olmalari; yani aciyi hissetmelerinin otesinde bilinclerinin, hafizalarinin, hiyerarsik-karmasik sosyal hayatlari olan oldukca akilli yaratiklar olmalari. Temel olarak gelistirilmis "etik" bir arguman.

- Ikincisi "Cowspricy" gibi dokumanlarla gundeme getirilen hayvancilik ve global isinma arasindaki pek cok kisinin farkina varmadigi direk iliski (toplam tasimacilik sektorunun etkisinden daha buyuk bir etki) 


- Ucuncu olarak ise son yillarda tartisilmaya baslanan cok fazla et bazli tuketimin insan sagligina etkileri.


Belenlioglu-Kurtulus'un hikayesinin omurgasi ilk maddeye, yani konuya etik acisindan bakan tartismalara dayanmakta. Masallardaki kendine 'iyilik yapilan hayvanin sonrasinda buna karsilik vermesi' temasiyla birlesen kisa bir hikaye, ama bir ilk olmasi acisindan onemli. 




Kaynaklar: 
https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2018/apr/01/vegans-are-coming-millennials-health-climate-change-animal-welfare?CMP=fb_gu
Levent Cantek & Levent Gonenc, 'Turkiye'de Mizah Dergileri', 'Muhalefet Defteri', YKY, 2017 

26 Haziran 2018 Salı

Qırıx

Qırıx'ın varligindan bir makale ile haberdar olabildim: "QIRIX: Iki Cagri, Iki Celp Arasinda Bir Sehir" - Mesut Yegen ( Cizgili Kenar Notlari, Der: Levent Cantek , 2007, Istanbul) 

Makaledeki 'Turkiye populer kulturunun unutulmazlarindan' ifadesinin kullanilmasi ilgimi cekti zira Turkiye'de cok az yerli cizgi roman popular kulturun unutulmazlari arasinda sayilabilir. Cok az satan-belli bir ideolojik kesime hitap eden gazetelerde yayinlanan, cizginin her turuyle icli-disli olmaya calisan benim bile pek duymadigim bir cizgi-bant icin kullanilmasini tuhaf buldum. Olsa olsa bir camia icinde,  azinlik bir kesimde, nis bir alanda popular denmeseni gerekirdi diye dusunuyorum.

Qırıx, Dogan Guzel'in yarattigi bir strip bant, onceleri 3 panelle yayinlanan, sonralari daha da genisleyen-buyuyen bir formata sahip. Uzun maceralari olmasa da gelisen-buyuyen/ devamliligi olan bir evreni oldugu icin cizgi roman basligi altinda degerlendirmenin sakincasi yok sanirim. 

Qırıx'ın hikayelerindeki pek cok yapisal unsuru aslinda baska kenar mahalle hikayelerinde, bickin-delikanli tiplemelerinde bulmak mumkun. Ornegin Qırıx (Keko) calismiyor ve bundan dolayi surekli ekonomik sikinti icinde, annesinden turlu yollarla aldigi paralarla cay-sigara parasini karsilamakta. Yahut sevdigi kizi (dawasini) surekli takip etmesine ragmen onunla konusmak ona acilmak gibi bir plani yok. Butun bunlar ve benzerleri geleneksel aile tipinin, torelerin, varoslarin, issizligin etkiledigi durumlar, bu haliyle tum bu dinamikler icine sikismislik yasamakta Qırıx. Bu yuzuyle de aslinda Girgir'dan beri mizah dergilerimizde cokca islenmis varos tiplemeleriyle bir akrabaligi var.



Ama bunlarin otesinde/onlardan ayrilan yasadigi mekan-zamandan dolayi iki dinamik daha devreye giriyor cizgi-bantta. Ilki 'siyasi abe' veya kardesi(Kuto) uzerinden devreye giren kurt sorunu-ideolojik bakis acisi ve mucadele. Her ne kadar kardesi ideolojiye yurekten bagli bir nefer olsa da tam karsisinda annesinin bundan odu kopsa da Qırıx ikisi arasinda gidip gelen kimi zaman pragmatist ikircikli bir tavir takinmakta. Serinin mizahi da zaten bu ikircikli tavirlardan dogan catismalar uzerine bina edilmekte. Ornegin evrensel bir espri olan evde yasayan genc delikanlinin erotik malzemelerinin (stash-zula) bulunmasi esrpisi bu dinamklar sayesine Qırıx'in annesi zulasini bulur ama korkudan sadece siyasi kitaplari-dergileri yokeder, erotik dergilere dokunmaz:



Ilkine bagli olarak ikinci dengesel dinamik ise bolgedeki askerin-polisin yani butun kurumlari-agirligiyla devletin varligi; Qırıx'ın surekli kimlik tasima kaygisini, aramaya takilmama-gozaltina alinma endisesini, Istiklal Marsi alerjisini tetiklemekte. Qırıx varoslarin disinda bu iki dinamigin daha baskisiyla savrulmakta, tum mizah da aslinda Qırıx'in dunyasinda kose baslarini tutmus diger bireylerle arasindaki tartismalardan - catismalardan dogmakta.




Dogan Guzel Qırıx uzerinden aslinda butun bir cografyanin, milyonlarca insanin da arada kalmisligini, farkli dinamikler arasindaki git-gellerini guclu bir mizahla sergilemekte (Daha detayli bilgi icin Mesut Yegen'in makalesi mutlaka okunmali).




19 Haziran 2018 Salı

Herge ve Minyatur


Tenten'in "Ottokar'in Asasi" macerasi hayali bir balkan ulkesi Slydavia'da gecer. Album uretildigi donemdeki Nazi yayilmaciliginin ilk sinyallerini arka plana alir - elestirir esasen ve Turklerle, Osmanliyla dogrudan ilgili degildir. Yine de albumde enteresan detaylar bulunmakta.

Kurgusal tarihe gore Syldavia 10.yuzyilda Turklerin isgaline ugramis bu isgal 12. yuzyilda sona ermistir. Elbette gercekte Osmanli'nin balkanlardaki varligi cok daha sonraki tarihlere tekabul eder. Buna ragmen Herge Osmanli etkisini kurguladigi ulkenin panellerine (mimariden giysilere) ustalikla yedirmistir.

Syldavia pek cok balkan ulkesinin bir birlesimidir adeta ama bu panellerin kaynaginin Mosdar olabilecegi iddia edilir Tenten uzmanlarinca  (wiki) .



Asil guzel panel ise Tenten'in Syldavia hakkinda okudugu tanitim brosurundeki tam sayfa minyaturdur. Burada Syldavia halkinin bagimsizliklarini kazandiklari kurgusal 'Zileheroum' savasi betimlenir; Herge bunu ortacagda yapilmis bir Turk minyaturu formatindaki savas sahnesiyle anlatir. Anlasilan o ki minyatur sanatinin inceliklerini-ozelliklerini arastirmis bunu kendi stiliyle harmanlamistir. Kalin-belirgin cizgilere, tarama ve golgeleme kullanmamaya, carpici renklere dayanan Linge Claire stili aslinda minyature de oldukca yakindir. Herge kendi stiliyle yarattigi minyaturde persepketif, golge-isik kullanmamak, yahut kisileri kisisel ozellikler kullanarak belirginlestirmemek gibi minyature has ozelliklere de dikkat etmistir. Boylece ortaya Herge stili bu harika minyatur-panel ortaya cikar: 


Hemen yandaki sayfada ise bu sefer kendi stiliyle Ortacag Avrupa kitap minyaturu seklinde bir kare cizerek oraya da bir selam gondermeyi ihmal etmez:


Bu iki ornek gibi yaratici-ilgi cekici farkli yontemlere belki bugun bile bir-cok cizgi romanin tekduze yapisinda rastlayamiyoruz, o yuzden bugun bakildiginda bile oldukca orjinal durmaktalar zira Herge ve cagdaslari kahramanlarini-maceralarini yaratirken ayni zamanda bir sanat turunu de deneysel olarak yaratmaktaydilar.