Sci-Fi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sci-Fi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2022 Pazar

Mermaid Project

Mermaid Project,  Cinebooks'un Ingilizce olarak yayinladigi 5 bolumluk bir Fransiz cizgi romani; yakin gelecekte buyuk savaslar ve ekolojik yikimlar sonucu sekillenen bir yaniyla tanidik ama ote yandan cok da degismis disutopik bir dunyada gecmekte. 



Serinin yazari Leo'yu baska serilerinden de boyle pesimist gelecek tablolari cizmesinden hatirliyoruz. (http://paneller.blogspot.com/2017/10/aldebaran.html) Yakit artik luks bir tuketim maddesi haline geldiginden normal ulasim atlarin cektigi arabalar veya bisikletlerle yapilmakta ; serinin cizgileri karakterlerde oldukca basitlestirilmis olsa da binalar mekanlar araclar oldukca detayli resmedilmis ve oldukca basarili bir renklendirmeye sahip: 




Serinin kahramani Pennac artik siyahilerin nufus ve iktidar bakimindan hakim oldugu Fransa'da bolumundeki tek beyaz kadindir. Diger tum polisler ve dedektifler siyahidir ve sefinin de dedigi gibi cok da iyi bir polis oldugundan degil departmanin irkci olmadigini ( roller nasil da degismistir ) kanitlamak amaciyla adeta sus olarak tutulmaktadir. Artik baski ve tahakkum altindaki bir azinliktandir. 


Ama hikaye gelistikce Pennac'in aile baglari ve aldigi esrarengiz bir not uzerine onun kitalar otesi bir maceraya cikmasina ve kendisinin bile farkinda olmadigi yeteneklerinin ortaya cikmasina neden olur. Martin hikayelerinden beri alisageldigimiz konusan bir yunusun da hikayeye dahil olmasiyla -ve cok guclu bir uluslararasi sirketin planlariyla- Pennac kendini karmasik bir komplunun icinde bulur. Kendisini kanitlamak icin de bolca firsat bulur.   


Konusuyla cok da yenilik getirmeyen, Leo'nun uzaya acildigi bilim-kurgu eserleri kadar ilgi cekici olmayan ama hazir Turkiye'de demografik degisim ve ulkenin gelecegin nasil sekillenecegi tartisiliyorken okunabilecek bir eser. 



13 Mart 2021 Cumartesi

Aama

Aama yazar ve cizer Frederik Peeters'in 4 ciltlik harika bir bilim-kurgu serisi. Isvicre'li Peeters'i BD gelenegi icinde degerlendirmek yanlis olmaz saniyorum. 






Transhumanism oldukca uzun bir gecmisi olan bir dusunce akimi ama ancak gunumuz teknolojisiyle (hem data isleme, bilgisayar hem de biyoloji alanindaki ilerlemelerle) pratik olarak bir zemine oturabilecek bir akim. Bu alanda ilk olmasa da Musk'in Neuralink sirketiyle domuzlarin beynine takilan norolojik aktiviteyi izleyen aygitla yaptigi "gosteri"nin oldukca ilgi cekmesinin nedenlerinden biri de bu. 

Iste hikayemiz insanlarin gene-editing ve yapay secilim olmadan cocuk sahibi olmadigi, ve erken yasta vucutlarina yerletirilen implantlarla yari cyborglastigi transhumanist bir cagda gecmekte. Ama butun bu teknolijik ilerleme sosyal siniflar arasindaki farki kapatmaya yetmemistir, zenginler yine en iyi imkanlara ulasirken parasi olmayanlar ucuz implanlarla yetinmektedir. Bu kesmekes arasinda hikayaminiz kahramani Verloc Nim eskiye ozlem duyan bir avuc insandan biridir, sisteme entegre olmayi implant takmayi , cocugu olurken de gene-editing ve secilimi redeetmistir. Basili-fiziksel kitaplarin nadir objeler oldugu bu cagda kucuk bir kitapci isleterek yasamini surdurmeye calismaktadir. Oysa kucuk kardesi ise kendisinin tam tersine sistemin bir parcasi olmus, en onemli sirketlerden birinde yukselmistir.



Victor Nim kardesi yuzunden kendisini hic ilgisi olmadigini dusundugu bir maceranin icinde bulur. Bu yonuyle hikayemizin kahramani bana biraz kendini kozmik bir hikayenin odaginda bulan Incal'i cagristirdi. 

Victor Nim'i cyborg bir goril olan yol arkadasiyla hafizasini kaybetmis bir helde bir gezegende buluruz ilk sayfalarda, sonrasinda flashbacklerle ve tuttugu gunluklere kucuk kitapcisindan o anki haline nasil geldigini adim adim kesfetmeye baslariz. 


Aama milyonlarca nano parcaciktan olusan yapay bir bilinc, bir deneydir. Gorunurdeki amaci evrimi hizlandirilmis bir sekilde simule etmektir ama deney mi kontrolden cikar yoksa gorunmeyen bir amac mi vardir ? Insanoglunun evrim surecinin bir sonraki asamasina dogal olmayan bir tekno sicrama mi , yoksa insanligin sonu mu olacaktir ? Peeters bu sorulara yanit ararken hikaye alttan alta her asamainda evrimi de islemekte ve aslinda baska sorulara yanit aramaktadir: evrimin bir dogrultusu ve bir nedeni var midir? Insanoglu ve bilinc seviyesi kacinilamz bir sonuc mudur ? Bir sonraki asamasi nedir ? 

Peeters'in cizgileri ise bana yer yer yapay-zorlama gelse de Aama ve yarattigi dunyayi, hizlandirilmis evrimi renkli bir bicimde isledidi kareler oldukca etkileyici. 





27 Eylül 2020 Pazar

Burton & Cyb

'Burton & Cyb' Segura-Ortiz ikilisinin bir baska harika calismasi. 

Burton & Cyb onceleri (80'lerede) Ispanya'da bir bilim-kurgu/fantastik cizgi roman dergisi Zona 84'de yayinlanmaya baslar, sonrasinda ise Heavy Metal dergisinde Ingilizce tercumesiyle basilir. Burton tipik kahraman gorunumune sahip bir karakter iken bir cyborg olan 'Cyb' ise daha sinsi- guvenilmez bir  gorunume sahiptir. Ama esasen her ikisi de para icin her turlu ahlaksizligi yapabilecek dolandircilardir. Kimi zaman para karsiliginda en adi isleri yapmayi kabul ederek kimi zaman da tuzaklarina dusurecek birilerini ararken tum evreni dolasirlar. 



Tum maceralar hem orjinal olarak yayinlandigi hem de uluslararasi piyasaya ciktigi dergi formatina uygun olarak 6-8 sayfalik kisa, hizli tempolu yogun hikayeciklerden olusmakta. Tipki ikilinin diger eseri Hombre gibi. Tipik bir 'Burton & Cyb' hikayesi kahramanlarimizin birileri tarafindan berbat bir isi gerceklestimek icin tutulmalariyla yahut kendi insiyatifleriyle bir dolandiricilik pesinde kosmalariyla baslar ve mutlaka Segura'nin kara mizahiyla harmanlanan akisiyla beklenmedik bir twistle sona erer. Bu uzay dolandiricilarinin eglenceli hikayelerini anlatirken gunumuz insanina dair bir elestiri getirmeyi de ihmal etmez. Bu kadar az sayfaya bu kadar cok sey sigdirmak ayrica takdir edilesi.  



Catalan Communications bu hikayeleri topladigi harika bir derleme yapmistir lakin bu sadece bir sayi cikabilmis diger Ingilizce hikayeler Heavy Metal sayfalarinda kalmistir. Fransizca kitaplar ise sanirim toplam dort cilt. 















 



22 Mayıs 2020 Cuma

Frank Miller ve Bolunmus bir Amerika

Martha Washington

Corona virus pandemisine Amerika'nin kaotik tepkisi ve sureci yonetememesi bir yana pandemi eyaletler arasindaki zihniyet farkini bir kez daha ortaya cikardi. Bireysel ozgulukleri olarak gordukleri haklarina devletin herhangi bir sekilde mudahale etmesini sindiremeyen hatta "Yaslilarimiz olmeye razi, yeter ki eyaleti acin" seklinde garip aciklamalarda bulunan eyaletler ve valiler bir tarafta toplum sagligi bireysel ozguluklerin sinirlarini belirler diyen eyaletler ve "isinizi kaybedebilirsiniz ama bu olmekten iyidir" diyen valiler ote yanda. Amerika'nin ruhu icin verilen ic savasin izleri her firsatta asirlar otesinden su yuzune cikmakta. 



Frank Miller "Martha Washington" serisi ile yillar oncesinden bu ruhu ve catismanin izini surmekte; superkahraman cizgiromanlarindan tanidigimiz Miller'in oldukca kisisel bir serisi. Serinin cizeri ise Watchmen'den tanidigimizn Dave Gibbons. 1990'da baslayan seri araliklarla yayinlanan mini diziler ve teksayilarla 2007'deki son buldu. Kahramanin ismi de zaten bu catismanin timsali olarak Amerikan'nin ilk first ladysinin ismi olarak secilmis. 



Kaotik bir yakin gelecekte dogmus bir siyahi bir genc kizdir Martha. Amerika'nin kenar mahallerinde, hapishane misali kapali yapilarda buyuyup gercek yetenegi askerligi kesfedince onunde buyuk bir dunya ve maceralar acilir. Kaos kisa zamanda ic savasa suruklenir; Amerika degisik eyalatlerin gruplasmasiyla kamplara bolunur.

Miller her zaman konusmalari ve yorumlariyla tartismalara neden olmus bir isim; cizgi roman dunyasinda sikca karsilastigimiz liberal-sol degerlere sahip cikan yaraticilarin aksine kimi zaman bunlara dudak buken bir yaratici. Ornegin 300'de cizdigi genc-guzel-kahraman Batili; cirkin-efemine-deforme Dogulu portleri ile oldukca yuzeysel bir Oryantalist zihne sahip olmakla suclanmisti. Bu yuzden genc bir siyahi kadini baskahraman olarak secse de yine de Amerika'yi bolerken kulllandigi basi gruplamalar oldukca sasirtici.


Ornegin radikal feministlerin ele gecirdigi eyaletler var; yahut irkcilarin eyaletleri var ama bunlar aryan irkinin ustunlugunu savunmanin yanisira ayni zamanda escinsel. Yani Miller 'evet ben irkci degilim' diyor ama ayni zamanda ufak bir twistle onlari escinsel yaparak escinsel haklarini sahiplenen kesimden de olmadigini hatirlatiyor bize. Bir diger grubun ise herseyi dezenfekte edip herseye hastalik olarak yaklasan robotik doktorlardan olusmasi pandemi siradinda okurken ilginc bir tesaduf elbette. 

  


Serinin hikayeleri cok da orjinal olmayan, heryerde rastlanabilecek bilim-kurgu temalari.

Ama en enteresan nokta dunyayi ekolojik bir felaketten kurtarmak icin bazi eyeletlerde etin yasaklanmis olmasi; diger eyaletlerde ise et uretim ve tuketimini surduren cokuluslu burger sirketlerinin varliklarini devam ettirmesi. Bu iki kesim Brezilya'da yagmur ormanlarinin kaderini belirlemek amaciyla silahli gruplarla karsi karsiya gelmekte...

Gunumuzun Brezilyasi ise global isinmaya inanmayan yeni baskani ile yagmur ormanlarindan yeni alanlari her gecen gun et uretimi icin telef etmekte... 



22 Aralık 2019 Pazar

Lady Mechanika

Lady Mechanika gecmisini hatirlayamayan, cesitli organlari robotik organlarla degistirilmis kahramanimizin adidir. Steampunk kurgusu icinde gecen bir dunyada (Mechanika sehrinde) bir yandan kendi gecmisinin pesindedir; kim oldugunu nasil bu hale geldigini arastirmaktadir diger taraftan da paranormal olaylari incelemektedir. Sehrin koruyucusu, paranormal dedektifi olarak hakli bir une kavusmustur bile. Buyuyle retro bir steampunk teknolojinin ic ice gectigi bir dunyada Joe Benitez'in yarattigi harika bir cizgi roman Lady Mechanika ve coktan kult statusune ulasmis durumda. Eski sayilari coktan yuksek fiyatlara el degistirmeye basladi bile.  

Cok grift, katmanli bir oyku dokusu bulunmamakta; hatta bilim-kurgunun, populer kulturun ana unsurlarini -ornegin golemn hikayesini- sikca kulanmakta Benitez ama bunlari harika cizgileriyle ve buyuleyici bir steampunk atmosferinde tekrar isledigi icin oldukca basarili oldu. 

Dogus hikayesi de gercekten ilginc, Beitez ana akim cizgi roman sirketleriyle calismaktayken dogal olarak conventionlari gezmekte. Ama conventionlarda genelde superhero ve manga-anime cosplayleri yaninda oldukca kucuk ama sadik bir kitlesi olan steampunk cosplayerlarini gorup bunlardan oldukca etkilenmis. Turun kendisine ilgi gostermeye ve okumalar yapmaya baslamis. Lady Mechanika da iste bu ilginin -ve bir anlamda turun fanatiklerinin sadakatinin- bir sonucu.









17 Ekim 2019 Perşembe

Transmetropolitan


Siberpunk, teknolojinin geliştiği ama bilinen, alışılmış anlamda kabul gören toplumsal ilişkilerin bozulduğu- çözüldüğü bu ilişkilerin başka bir düzlemde yeniden tanımlandığı distopik bir bilim kurgu türü olarak tanımlanır. Çoğu zaman ileri teknolojiyle birlikte sefillik, perişanlık bugünkü bakışımızla belki ahlaki düşkünlük görünür ve yaygın olmuştur. Sinemada tür için verilen en bilinen örnek Blade Runner'dır elbette ama bir diğer film Johnny Mnemonic benim asıl favorim.

İşte Transmetropolitan böyle bir distopik yakın gelecekte geçmekte. The Authority ve Planetary gibi çizgi romanlarla süper kahraman türüne yepyeni bir soluk kazandıran Warren Ellis'in yazdığı yine süper kahraman çizgi romanlarında pek çok tabuyu yıkmış The Boys serisinden tanıdığımız Darick Robertson'ın çizdiği bir seri. 1997-2002 yılları arasında 60 sayı olarak yayınlanmış seri çoktan çizgi roman klasikleri arasında yerini almış durumda. Yapılan pek çok "en iyi çizgi roman" listesinde kendine yer bulmakta. 

Artık emekli olduğunu düşünen kahramanımız Spider Jerusalem'i şehirden ve medeniyetten elini eteğini çekmiş, doğaya sığınmış saçı sakalı birbirine girmiş bir vaziyette buluruz ilk sayıda (bu halini pek çok kişi Alan Moore'a benzetmektedir). Fakat şehir ve medeniyet bulaşıcıdır, peşini bırakmamaktadır. Eski editörü yasal yükümlülüklerini ve yazması gereken kitapları hatırlatınca Spider mecburen şehre ve mesleği gazeteciliğe dönmek zorunda kalır. 
Bu noktadan sonra Spider hikayeler yakaladıkça ve bunları yazdıkça onun çağını ve şehrini adım adım keşfetmeye başlarız.





Evet teknoloji inanılmaz ilerlemiştir, her yerde kameralar ve mikrofonlar kesintisiz yayın yapmaktadır. Herkes her an ‘online’dır adeta. Bu kadar erken bir tarihte (Twitter'ın, Facebook ve Insagram’ın olmadığı bir tarihte) yayınlanmış olmasına rağmen internetin ve sosyal medyanın bugün gelmiş olduğu hali, bilgi ve haber bombardımanını, bunun nasıl insanları hem birey olarak hem de topluluklar olarak yönlendirdiğini, manipüle ettiğini Ellis eserinde tahmin etmiştir (Son Amerikan başkanlığı ve Brexit seçimlerinde sosyal medyanın rolünü ve post-truth tartışmalarını akla getirmektedir). 

Bunca teknolojik gelişme karşısında insanoğlunun ezeli sıkıntıları, varoluşsal problemleri ise devam etmektedir; teknoloji bunları çözmek yerine insanlara bunları kanalize edecekleri yeni olanakları yaratmıştır. Çizgi romanın en sık tartıştığı konulardan biri post-biyoloji ve trans-human gibi kavramlardır. 

Örneğin insanlık bir uzaylı türüyle iletişime geçmiş ve bu tür genetik kodlarını insanlara satmayı kabul etmiştir. Transient ismini alan bir grup insan ise insan olmaktan bunalmış, adım adım kendilerini genetik modifikasyonlarla bu uzaylı ırka benzetmeye başlamıştır. Devlet kişisel bazda buna müsamaha göstermektedir. Fakat bunların bir araya gelip şehrin bir bölgesinde haklarını araması ise devlet tarafından tahammül edilemeyecek büyük bir problemdir. 

Bir diğer grup ise kendi biyolojik bedenlerinin engellerinden sıkılmış, ölümsüzlüğü aramaktadır. Bunun yolu ise bellidir, milyonlarca nano robottan oluşan bir bulutsu bir ağa bilinçleri ve hafızaları yüklenir, geride bıraktıkları biyolojik beden ise adeta dinsel bir törenle imha edilir. Böylece hem biyolojinin ötesine hem de insan olmanın ötesine adım atmış olur. İnsan zihni ve bilgisayarlar arasında doğrudan iletişimi hedefleyen -belki de yıllar sonra bilinç dediğimiz şeyi mekanik aygıtlara yükleyebilecek ve simüle edecek- şirketler kurulmaya başladığını hatırlayalım.  



Yaşadıkları çağdan sıkılanlar için ise kaçacakları simüle edilmiş dünyacılar da vardır. Belli bir dönemin/coğrafyanın içinde mi yaşamak istiyorsunuz; gerçek insanlarla simüle edilen bu Westworldvari dünyalardan birini seçebilirsiniz, bir farkla : Buraya girmek isteyen insanlar bilerek ve isteyerek hafıza ve bilinçlerini sıfırlamakta yani gerçekten o dönemde yaşadıklarını sanmaktadır. 

İngiltere kökenli bir yazar olan Ellis Amerika'ya da keskin göndermelerde de bulunur: seri gelir adaletsizliği ve sosyal devletin eksiklikleri yüzünden sokakta yaşamaya mahkûm olanlar yahut çocuk yaşta fuhuş yapmak zorunda kalanlarla doludur. 



Dinler ise çoktan gerçeklik iddialarını bir tarafa bırakmış tek dertleri daha çok satmak daha çok müşteriye ulaşmak için kendilerini adeta bir ürün gibi pazarlayan metalara dönüşmüştür. Saat başı yeni bir din doğmakta ve markete katılmaktadır.    



Bütün bu savrulmalar dışında bir de büyük hikâye vardır seri boyunca süren; yeni başkanlık seçimi: şimdiki başkan "Beast" ile ondan da beter bir yozlaşma içinde olan Smiley'in yarışı. Beast adında kaba-sabalığı nobranlığı karakter zaafları ve fiziği ile Nixonvari bir başkanı simgelemektedir ama günümüzün koşullarında bakarsak Trump'ı nokta atışı yakalamıştır Ellis. 



Bütün bu hengâme içinde Spider'ın derdi ise gerçeğin peşinde koşmak, otorite ile mücadele etmek ve okurlarına bunu yayabilmektir. Birbirinden beter iki politikacının da, bir nefret cinayetini örtmeye çalışan polisin de foyalarını ortaya çıkarmaya kararlıdır. Alkolik, uyuşturucu ve zihin geliştirici madde müptelası siber punk bir uyarıcıdır adeta.  

İktidarı ve hegemonyayı karşısına alması elbette sıkıntılar doğurur. Önce öldürmeye çalışırlar sonra da sistemin bir parçası haline getirirler. Susturmayı değil onu çoğaltarak etkisini azaltmayı denerler, bir süper-kahraman olarak filmlerini, çizgi karakter olarak çizgi filmlerini ve porno film yıldızı olarak filmlerini çekerler. Böylece kendisini çoğaltarak etkisini silikleştirmeye çalışırlar. 

Ama Spider'ın deyişi ile kendisi dokunulmazdır, ölümsüzdür; zira gerçeğin peşindedir.  



Ellis kurguladığı gelecek üzerinden günümüzün dünyasına ayna çevirmektedir. Bilginin çoğaldığı ama gerçeğin bulanıklaştığı, teknolojinin hızla ilerlediği ama toplumun her kesiminin artan refahtan aynı payı alamadığı, insanlığın biyolojik tanımının bile değişmeye başladığı hem muhteşem potansiyellerle hem de korkunç olasılıklarla dolu bir dünya.  

5 Eylül 2019 Perşembe

Herge'yi Yaniltan Cizgi Roman : Yoko Tsuno


Yoko Tsuno, Roger Leloup tarafindan yazilip cizilen oldukca uzun soluklu frankofon bir bilim-kurgu serisi. Su ana dek 29 albumu cikmis durumda. Yoko Tsuno isminde bir Japon kadinin basrolunde oldugu, basrolunu bir kadinin ustlendigi ilk cizgi roman serilerinden. Bir baska benzer ornek Natasa ile birlikte ayni dergide (Spirou) ayni yillarda (70'lerin basinda) dogmus. 



Temiz cizgi ekolunun en guzel orneklerinden olan seri ayni zamanda gercekci-rasyonel temellere oturtulmaya calisilan senaryolariyla taninmakta. 

Leloup, kariyerine renklandirmeyle baslayip sonra uzun yillar Herge'nin studyosunda Tenten uzerinde calismis. Herge'nin yaninda gecirdigi 15 yilda hic karakter-insan figuru cizmedigi halde inanilmaz detayli arkaplanlar, arabalar ve ucaklar cizmis. Bu becerisini de kendi serisi Yoko'da zirveye tasidigi acikca gorulmekte. 



Yoko'nun maceralarinin gececegi yerleri -eger gercek cografyalarsa- onceden calisip, gezip arsivleyen Leloup'un resimledigi bazi paneller fotograf detaylarina sahip inanilmaz gercekci kareler. Hayranlari tarafindan biraraya getirilmis birkac ornek: 



Bu gercekcilik ve detayciligi Herge studyosunda gecirdigi tecrubeye baglayan Leloup'un Herge'den edindigi bir baska dersi ise soyle ozetlemekte: 
"Herge'nin en buyuk kusurunu da devraldim; cilginca ama kendi karakterine inanmak. Yoko'ya Herge'nin Tenten'e inandigi gibi inandim. Ve boylece okur da ona inandi."  
Ama Herge baslangicta bir kadin kahramanin cizgi roman olarak basarili olabilecegine inanmaz; Leloup'a denemesini basarili olamazsa istedigi zaman geri donebilecegini soyler. Yoko'nun yaratildigi yillarda yani 70'lerde cizgi roman dunyasinda kadin kahraman nerdeyse yok gibidir. Bu yuzden Yoko'nun rakiplerinin arasindan siyrilmasi da kolay olmamistir. Leloup, belki de bu yuzden onu siradan bir kahramandan (ornegin Tenten'le kiyaslanirsa) cok daha fazlasiyla donatmistir: Pek cok dil konusabilen Yoko bir elektronik muhendisidir, her turlu teknoloji ve bilgisayar konusunda tecrubelidir. Bunlarin ustune bir de uzakdogu sporlari konusunda uzmandir. Her klasik kahraman gibi cok cesur ve fedakardir. Ayni zamanda milletine atfedilen asiri gurur, inatcilik gibi ozellikleri de gostermekte ama ozel zamanlarda kimano giymek gibi kulturel gostergeleri de gururla sergilemektedir. 



Her Japon'un elektronikten ve kareteden anlamasi gibi bir karikaturize portre cizilmis gibi dursa da bu siradisi ozelliklerine ragmen 70'lerde Bati toplumunda bir kadin olmak -hele yabanci- olmak hic kolay degildir. Yoko kimi zaman irkci-cinsiyetci soylemlerin hedefi olmakta ama bunlari en guzel bicimde yanitlamaktadir. 



Erkek kahramanlarin kadin sidekicklere sahip olmasi gibi iki de erkek sidekicke sahiptir Yoko; serinin mizahini ureten karakter Pol ve daha aklibasinda karakter olan Vic. 

Yoko hem bir kadin hem de bir gocmen olarak 70'lerden beri ana karakter olarak cizgi roman dunyasinda ayaklarinin ustunde durmaktadir. Leloup 'un enerjisi yettigi muddetce de buna devam edecege benzer. 

16 Ağustos 2019 Cuma

Rocco Vargas

Ispanyol sanatci Daniel Torres uzun yillardir harika illustrasyonlar ve cizgi romanlar uretmekte ama bildigim kadari ile Turkce'ye henuz bir eseri cevrilmedi. 





Stili meshur Herge'nin adiyla anilan Ligne Claire (Temiz Cizgi)'nin organik ve modern bir uzantisi (Atomic stil olarak da adlandirilmakta kimi yerlerde). Temiz cizgideki gibi mimikler ve yuzler basite, golgeler ve taramalar asgariye indirgenmis ama ote yandan renkler ve cizgiler cok net, arkaplanlar ve araclar-binalar cok detayli. Farki, figurlerin ozellikle de insan figurlerinin biraz daha stilize edilmis, orantilarin abartilmis olmasi. 

Henuz okuyamadigim baska cizgi romanlari da var ama Ingilizce'ye cevrilenlerin en uzun soluklu ve populer kahramani harika bir bilim-kurgu : Rocco Vargas. 

Rocco Vargas'la tanistigimizda kahramanimiz artik orta yaslarindadir, gencligi oldukca firtinali ve hareketli gecmis bir maceracidir. Ama artik oldukca durgun-dengeli bir yasam surmektedir. Bir taraftan meshur bir gece klubunu isletmekte ote taraftan bilim-kurgu hikayeleri yazmaktadir. Oldukca taninan populer bir yazar olmustur. 



Lakin bu dengeli yasamini kaza eseri bulastigi kisiler ya da gecmisinin hareketli gunlerinden cikip gelen eski dost ve dusmanlar bozmakta onu ister istemez kaosa suruklemektedir. Boylece hikayelerle birlikte hem Vargas'in gecmisine pencereler acip kisiel tarihini ogrenme firsati buluruz hem de yeni maceralara -biraz da isteksiz olarak-  yelken acmasina tanik oluruz. 



Vargas'in evreni uzaylilarla, mutantlarla, robotlarla ve cyborglarla dolu icinde bilim-kurgunun tum klasiklarini gorebileceginiz eglenceli bir evrendir. Insanlik gunes sistemi icindeki butun gezegenlere ve bunlarin uydularina seyahat etmis kimi yerlerde kolonilesmis veya oranin sakinleriyle tanismistir. Lakin gunes sisteminin bu gezegenlerarasi ortami barisseverlikten oldukca uzaktir; surekli bir yerlerden koloni savaslari haberleri gelmektedir. 

Torres insanligin yayilmasina ustaca bir set de cekmistir, evet insanlik bu gezegenlere ve aylarina rahatca seyahat edebilmektedir lakin en yakin yildiz bile erisilmeycek uzakliktadir. Vargas da bir anlamda bu yuzden pilotlugu-kesfetmeyi ve maceralari birakmistir zira onunde asilmaz bir set vardir. Bu yuzden hayalinde yarattigi bilim kurgu kahramanina maceralar yazmaktadir. 



Ama bu bilim kurgu evreninin en buyuk ozelligi bunlar degildir elbette, retro bir atmosfere sahip olmasidir. Evet ucan arabalari, uzay gemileri vardir ama hepsi 50'li 60li yillarin estetigine, dizaynina sahiptir. Giysilerden mekanlara, icilen kokteyllerden mesleklere-insan iliskilerine 50'li 60li yillarin dokusu, estetigi sinmistir herseye. Bu retro-gelecek olgusu, gelecekle gecmisin harmanlanmasi da cizgi romanin en onemli unsurudur. 


Klasik anlamda bir uzay kahramani-pilotu olacak Vargas'in cocukluk kahramani ise suphesiz turun oncusu Flash Gordon'dan baskasi degildir. 





16 Mayıs 2019 Perşembe

Planetary

Planetary, Warren Ellis'in Authority ile birlikte ayni donemde yarattigi John Cassaday'in cizdigi sadece 27 sayilik oldukca basarili bir superkahraman/bilim-kurgu cizgi romani. 

Kendi tabirleriyle olaganustu olaylar arkeologlari olan kahramanlarimiz tuhaf-paranormal olaylari arastirip bilgi toplayan, kataloglayan bir gruptur. Gruba yeni katilan Elijah ile birlikte hem grubun tarihine hem de karsilastiklari olaylarin gizemine yavas yavas girmekteyiz: Elijah'in gizemli gecmisi, grubun kurucusu dorduncu adamin kimligi, yavas yavas anlatilan asil kotulerin hikayesi...

Ama esasen tum hikaye cizgi roman tarihine gonderilmis bir selam, uzun suren bir saygi durusundan ibaret. Daha ilk bolumde kahramanlarimiz Doc Brass'i bulur, yuzyilinin basindan beri kendi okkult grubuyla kotuluklere karsi mucadele eden Brass aslinda cizgi roman dunyasindaki tum super kahramanlarin bir nevi atasi sayilabilecek Doc Savage'den baskasi degildir. Orjinal Savage'in Man of Bronze diye anilmasindan dolayi bir telif problemi cikmasin diye "Brass" adi verilmistir. 

Savage'in takiminda da yine pulp tarihin kahramanlarinin bir geciti, bir ozetidir adeta : Tarzan, Asyali villian arketipini Hark , Bret Leather ise tum ilk maskeli kahramanlar The Green Hornet, The Shadow ve The Spider'in bir karisimidir. 


Pulp kahramanlarin populer kulturde aslinda kendi yerlerini biraktiklari  super kahramanlara karsi (Justice League benzeri bir ekibe karsi) dunyayi savunmasina sahit oluruz. 


Hem Savage ve arkadaslarinin hem de kahramanimiz Elijah'in dogumgunleri ise aynidir: 1 Ocak 1900. Bugun dogan bir baska birine daha atif yapilir hikayede; 20. yuzyilin ruhu olarak dogan (bu yuzden yuzyilla uyumlu olarak elektirige dayanan gucleri olan)  yazar Ellis'in The Authority icin yarattigi Jenny Sparks. Surec icerisinde birbirlerini baglayan bu tuhaf tesadufun gizemini de ortaya cikarmaya calisirlar. 

Kahramanlarimiz hemen her bolum populer kulturun ve cizgi romanin yeni yorumlariyla, yeniden kurgulanmis orjin hikayeleriyle karsilasmaya baslar. 

Fantastik Dortlu'nun hikayesini bambaska bir acidan dinleriz. John Constantine ve diger gizemli Vertigo kahramanlarini, Superman,Wonder Women ve Green Lantern'in hikayeleri yeni bastan takip etme imkani buluruz. 




Super kahramanlarin gizli kimliklerinin olmasinin adetten oldugu gunlerde Thor'un da bir gizli kimligi vardir elbette.Her ne kadar bugun bize sacma-yabanci gelse de meshur cekici Mjolnir'i ise bir sopa-baston seklinde kamufle etmektedir.


Bastonun cekice donusmesini buyu diye gecistirmeyip bilim kurgu temeline oturtmayi dener Ellis (bence harika bir bulusla) ve basarili da olur. Sherlock Holmes'den Frankenstein'a Gorunmez Adamdan Drakulaya Viktoryen donemin hala karanliklarda saklananan canavarlari ile de tanisiriz. John Stone ise James Bond/Nick Fury karisimi bir ajan tiplemesine gondermedir. Bu saygi durusu mutlak bir  takdir etme, yuceltme biciminde degildir elbette yeri geldiginde populer kulturu acimasizca elestirdigi de olur Ellis'in. 

Tum bunlarin disinda alttan alta devam eden bir de buyuk hikaye vardir : Alternatatif Fantastik Dortlu grubu uzaya degil evrenler arasi yapiya yapmaya calistiklari yolculuk sirasinda buyuk gucler kazanmis ve hikayemizin ana kotuleri olmustur. (Evrenler arasi boslukta yolculuk etme ve bunu gerceklestirebilecek bir tur uzay gemisi Ellis'in The Authority'de de kullandigi bir fikirdir) 

Tum hikaye boyunca Planetary ve Fantastik Dortlu arasindaki mucadele de adim adim ilerler. 

Kapaklar: