CR Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CR Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2020 Pazartesi

A Contract with God



Will Eisner' i cok fazla anlatmaya gerek yok; ilk maskeli suc savascilarindan Spirit'in yaraticisi, cizgi romanin bir sanat olarak yerlesmesine buyuk emek vermis ustalardan biri ve ayni zamanda yillarini bu isin egitmenligine harcamis, adina oduller verilen buyuk bir sanatci. 



 
Eisner hayatinin son donemlerini ise yeni bir formun (grafik roman) olusmasina ve gelismesine adar. Kendi anlatisiyla A Contract with God'i yarattiginda(1978) bunu yayinlacak yayinevi bulmakta zorlanir, kitabin devami niteligindeki ikinci  (A Life Force - 1988) ve ucuncu ciltleri ( Dropsie Avenue - 1995)  yarattigi zamanlar ise artik butun buyuk yayinevleri grafik romanlar yayinlamakta, kitapcilar raflarini bunlara acmis durumdadir. Birkac onyil icerisinde seckin bir form olarak grafik roman artik oturmustur. 

Eisner'in yeni form arayisi biraz da Spirit'ten ve comicslerden daha derinlikli, daha anlamli konulari isleyebilme kaygisidir. O yuzden bu uclemede kendi cocukluguna, gencligine New York'un gocmenlere evsahipligi yapan sokaklarin sosyal tarihine doner. Amerika'ya yeni gelmis yahut bir kac nesil icinde goc etmis gocmenlerin, kucuk apartman dairlerine sikismis kenar mahallelerin, sehre ve yeni bir ulkeye eklemlenme sikintilarini, son derece insani macerlarini dile getirmeye calisir. Yari otobiyografiktir eser, ozellikle Eisner ve ailesi gibi Yahudi gocmenlerin hikayelerine odaklanir; kimi zaman bir gozlemcidir Eisner kimi zaman basindan gecenleri yahut isitiklerini anlatmaktadir. 

Ayni mahallenin (Dropsie Avenue) onyillar icersinde gecirdigi evrimdir ana omurga: mustakil evlerin el degistirmesi, bu bahceli evlerin yikilip buyuk apartman bloklarinin dikilmesi,  surekli gelen gocmenler -Yahudiler, Italyanlar, Hispanikler, Zenciler- ve tum bu gruplar arasindaki bitmek tukenmez kavga, catisma -kimi zaman kaynasma- ; icki yasagindan buyuk ekonomik buhrana, ikinci dunya savasindan vietnam savasina surekli devinim ve sosyo ekonomik calkanti icinde adeta dogup buyuyen yasayan ve olen bir canli gibidir mahalle. 

Woody Allen'in anlattigi sehirli-modern Yahudilerin hikayesi degildir onunki; Spike Lee'nin zencilerin , Martin Martin Scorsese'in Italyan gocmenlerin penceresinden anlattigi NewYork mahallererindeki donusumu Yahudilerin pencerinsen anlatmaktadir Eisner. Hikayelerde heran Lee veya Scorses filmlerinden aliskin oldugunuz bir dukkan sahibini, gansteri yahut 'pimp' karakterini gormek mumkundur. 



Gocmenlerin birbirine karismasi geldikleri ait olduklari kulturu kaybetme korkusu hassasiyeti  her zaman hissedilmektedir. Yahudi bir aile ile Italyan bir ailenin cocuklarinin ailelerin karsi cikmasina ragmen birliktelikleri buyuk sorun olusturur, problem cozuldugunde bile yillar sonra dogan ilk torunun katolik mi musevi mi olacagi yine buyuk sorundur. 

Hikayelerin geri kalaninda kucuk bir yer kaplasa da ilk kitaba -ve uclemenin toplandigi buyuk kitaba- adini veren ilk hikaye bir dini sorgulamadir. Tanriyla yapilan kontrat-anlasma aslinda butun ibrahimi dinlerin temelidir; karsilikli bir anlasmadir bu; Tanri yapilacak ve sakinilacak seyler karsisinda cesitli vaatlerde bulunur. Anlasmanin maddelerini kutsal metinler olusturuken, hukuk danismanligini-noterligini ise adeta bu karmasik anlasmayi yorumlayabilecek bu kapali dili gunluk lisana cevirecek din adamlari tabakasi olusturur. 

Iste bu hikayenin kahramani Frimme Hersh, katliamdan kacan bir Rus-Yahudi gocmeni olarak basladigi hayatina  Hasidik bir NewYork Yahudisi olarak devam etmis, butun hayatini Tanri'nin buyruklarini yerine getirmeye adamistir. (New York Hadisik cemaatinin ne kadar siki dokulu, kapali ve boyle benzeri tum gruplar gibi baskici olabilecegine dair benzer bi mahallede gecen yeni izledigimiz bir diziyi hatirlamadan gecmeyelim: Unorthodox.)  




Hersh, ta cocukken yaptigi Tanriyla anlasmanin (ve bunu Musa'nin on emri misali bir tasa kazimistir) kendince harfi harfine uyar, basit ve dindar bir yasam surer. Contract kelimesinin daha karmasigi covenant ibrahimi dinlerde oldukca onemli bir yere sahip teolojik bir kavramdir. Tanri her gonderdigi buyuk peygamberle tum insanilkla yeni bir anlasma yapmakta ve boylece eskisinin hukmu ortadan kalkmaktadir. Contract ise bunun bireysel yansimasidir. 




Herkesin guvendigi dosdogru bir insandir. Lakin uvey kizinin 16 yasina geldiginde olmesi ona gore anlasmanin Tanri tarafindan cignenmesidir; oyle ya o herseye uyarken sucsuz-gunahsiz kizinin hayati daha baslangicinda solmustur.

Eisner aslinda yari-otobiyografik bir hikaye anlatmaktadir; kendi kizi hikayeyi resimlemeden once 16 yasinda vefat etmistir. Kendi acilarini, Tanriya ofkesini ve hesaplasmasini yansitmaktadir.   



Hersh icin anlasma bitmistir artik; cocuklugundan beri tasidigi tasa kazili anlasma metnini pencereden firlatip atar, tamamiyla yoldan cikar; sakalini keser, kiyafetini degistirir. Kendine guvenilir bir insan oldugundan emanet edilenlerle buyuk bir servet edinir, dini hayatin butun kosullarini bir kenara iter ve bir de kiz arkadas bulur. (Aslinda burada pek cok dindarin paylastigi "dinden cikanin dinini kaybedenin dogru yoldan da cikacagi ve her turlu ahlaksizligi yapabilecegi klisesi, on kabulu tekrarlanmaktadir) 

Yeni hayatinin sefasina ragmen icini kemiren birseyler vardir; en sonunda hahamlari bir araya toplar ve bu sefer -sinagoga yapacagi maddi yardimlar vaadiyle- kosullarini hahamlarin profosyonelce hazirlaycagi, dikte edecegi yeni bir anlasma kaleme aldirmaya zorlar onlari. Oyle ya belki de cocukluk safligi ve bilgisizligiyle yanlis bir anlasma yapmistir (sucu yine kendinde aramaktadir). 


Yeni anlasmadan memnun olsa da anlasmaya uyarak yasamak nasip olmaz, zira omrunu tamamlamistir. 

Yillar once firlatip attigi ilk anlasmayi ise mahalleye yeni tasinmis hasidik bir cocuk bulmustur ve buna uymayi tahaddut eder. Hikaye en basa donmustur, insanoglunu tekrar edip duran fasit hikayesi gibi. 




Eisner'in dine sorgulayici bakisi aslinda cocukken basindan gecen bir olayla baslamistir; anlattigi mahalle gibi bir yerde fakirlik icinde buyurken babasi onlari haftalik seramoni icin sinagoga goturmek istemis lakin giriste hahamin istedigi bagisi karsilamadigi icin kabul edilmemislerdir. Oysa babasi durust, fakir olsa da cok calisan ve samimi olarak inanan birisidir. Bu yuzden kurumsal din yapisina da kurumsal dinin temsilcisi din adamlarina da kizgindir. Tanri'nin varligi yoklugu tartismasina bir hikayesinde daha girer; hayatin anlamini sorgulayan karakteri Jacop'a gore var olsa bile tum kurumsal dinlerin yorumlari guvenilir olmaktan uzaktir ; bu yuzden Tanri varsa da yoksa da insanoglu hayat mucadelesinde kendi varligi-vicdani-akli ile basbasadir. 

 


Gorsel olarak ise eser uclemenin son kitabi haric tam bir solendir (son kitap sirasinda artik yaslanmistir; kimi sayfalar buyuleyici Eisner dokunusundan uzaktir artik)  Siyah ve bayazla nelere yapilabilecegini ustad ortaya koymaktadir. Panel sinirlari ve paneller arasi boslukla  surekli oynar, kaligrafi ayrilmaz bir parcasidir eserin. Yagmuru, kari , sokaklarin sefaletini ve kirini oyle bir tasvir eder ki bunlari okuyucunun hissetmemesi mumkun degildir; sokagin bir asirlik biyografisini adeta okuyucuya da yasatir.   




22 Mayıs 2020 Cuma

Frank Miller ve Bolunmus bir Amerika

Martha Washington

Corona virus pandemisine Amerika'nin kaotik tepkisi ve sureci yonetememesi bir yana pandemi eyaletler arasindaki zihniyet farkini bir kez daha ortaya cikardi. Bireysel ozgulukleri olarak gordukleri haklarina devletin herhangi bir sekilde mudahale etmesini sindiremeyen hatta "Yaslilarimiz olmeye razi, yeter ki eyaleti acin" seklinde garip aciklamalarda bulunan eyaletler ve valiler bir tarafta toplum sagligi bireysel ozguluklerin sinirlarini belirler diyen eyaletler ve "isinizi kaybedebilirsiniz ama bu olmekten iyidir" diyen valiler ote yanda. Amerika'nin ruhu icin verilen ic savasin izleri her firsatta asirlar otesinden su yuzune cikmakta. 



Frank Miller "Martha Washington" serisi ile yillar oncesinden bu ruhu ve catismanin izini surmekte; superkahraman cizgiromanlarindan tanidigimiz Miller'in oldukca kisisel bir serisi. Serinin cizeri ise Watchmen'den tanidigimizn Dave Gibbons. 1990'da baslayan seri araliklarla yayinlanan mini diziler ve teksayilarla 2007'deki son buldu. Kahramanin ismi de zaten bu catismanin timsali olarak Amerikan'nin ilk first ladysinin ismi olarak secilmis. 



Kaotik bir yakin gelecekte dogmus bir siyahi bir genc kizdir Martha. Amerika'nin kenar mahallerinde, hapishane misali kapali yapilarda buyuyup gercek yetenegi askerligi kesfedince onunde buyuk bir dunya ve maceralar acilir. Kaos kisa zamanda ic savasa suruklenir; Amerika degisik eyalatlerin gruplasmasiyla kamplara bolunur.

Miller her zaman konusmalari ve yorumlariyla tartismalara neden olmus bir isim; cizgi roman dunyasinda sikca karsilastigimiz liberal-sol degerlere sahip cikan yaraticilarin aksine kimi zaman bunlara dudak buken bir yaratici. Ornegin 300'de cizdigi genc-guzel-kahraman Batili; cirkin-efemine-deforme Dogulu portleri ile oldukca yuzeysel bir Oryantalist zihne sahip olmakla suclanmisti. Bu yuzden genc bir siyahi kadini baskahraman olarak secse de yine de Amerika'yi bolerken kulllandigi basi gruplamalar oldukca sasirtici.


Ornegin radikal feministlerin ele gecirdigi eyaletler var; yahut irkcilarin eyaletleri var ama bunlar aryan irkinin ustunlugunu savunmanin yanisira ayni zamanda escinsel. Yani Miller 'evet ben irkci degilim' diyor ama ayni zamanda ufak bir twistle onlari escinsel yaparak escinsel haklarini sahiplenen kesimden de olmadigini hatirlatiyor bize. Bir diger grubun ise herseyi dezenfekte edip herseye hastalik olarak yaklasan robotik doktorlardan olusmasi pandemi siradinda okurken ilginc bir tesaduf elbette. 

  


Serinin hikayeleri cok da orjinal olmayan, heryerde rastlanabilecek bilim-kurgu temalari.

Ama en enteresan nokta dunyayi ekolojik bir felaketten kurtarmak icin bazi eyeletlerde etin yasaklanmis olmasi; diger eyaletlerde ise et uretim ve tuketimini surduren cokuluslu burger sirketlerinin varliklarini devam ettirmesi. Bu iki kesim Brezilya'da yagmur ormanlarinin kaderini belirlemek amaciyla silahli gruplarla karsi karsiya gelmekte...

Gunumuzun Brezilyasi ise global isinmaya inanmayan yeni baskani ile yagmur ormanlarindan yeni alanlari her gecen gun et uretimi icin telef etmekte... 



28 Ocak 2020 Salı

Yildiz Tutulmasi

Ender Ozkahraman'i "Orasi Hikayeleri" ile tanidim. Hikayeler kimi zaman baska cografyalarda gecmis olduklarinda bile "Orasi" Dogu-Guneydogu idi, bolgenin insanlarinin hikayeleriydi. Kimi zaman mistik-fantastik yonleriyle ("Micir" hikayesi gibi) tuhaf-gercekustu,  kimi zaman da bolgenin zorluklariyla asiri dramatik aci oykulerdi bunlar (Antalya'da plajda kacak olmakla suclandigi icin gozaltina alinan insaat iscisinin oykusu "Ruzgar bizi surukleyecek" gibi) . 



Ama yer yer de Ozkahraman'in bolgenin insani icin tanimladigi asiri utangacliktan ve deli-veli karakterlerden dogurdugu mizahi vardi bu hikayelerde, Yilmaz Erdogan'in "Vizontele"de yakaladigi bir mizaha paralel bir mizah damari*. Filmlere Kurtce dublaj yapmak icin yetenek arayan dublaj ustasi "Keyn'i Bulmak" hikayesi yahut ayna karsisinda corba icmesini duzeltmeye calisan kahramanin "Ayna" hikayesi gibi.



Aralarinda elbette siyasi hikayeler de olurdu : orgut uyeligi gecmisini paylasmak istemeyip Istanbul'da lunaparkda calisarak yeni bir hayat kurmaya calisan Abdullah'in hikayesi "Yuksege" gibi. Bu kisa hikayeleri herhangi bir kategoriye  sokmak guc zira genelde yukarda saydiklarimizin hepsinden bir parca bulmak mumkun pek cogunda. Bu hikayeler senelerce Leman gibi dergilerde devam etti, sonrasinda kitaplastirildi.  

Ama herhalde Ozkahraman'in konu basligina en cok uyan, en tehlikeli en siyasi hikayesi "Yildiz Tutulmasi" dir. Diger kisa hikayelerinin aksine daha hacimli (yaklasik 100 sayfa) bu kitap iki orgut mensubunun; Ruken ile Pervin'in  hikayesini ele almaktadir.

Hersey bir otobusun yolunun kesilmesi ve bir asker kacirma plani ile baslar. Otobusdeki atesli bir cocuk yuzunden Ruken vazifesi ile o an dogru olarak dusundugu davranis arasinda ikilemde kalmistir. Aranan askerin de "beni kacirin bu isi bitirelim cikisi" ile birden askeri ve otobusu serbest birakma karari alir.



Elbette bundan sonrasi kendi icin yokus asagi bir surectir, orgut ici ispiyonlama-sorgu-dislama-laf dokundurma mekanizmalari calismaya baslar; boyle bireysel sorgulamalara ve "zayifliklara" yer yoktur. Dagdan kacis ise devletin eline gecme ve iskence surecinin baslangicidir. Disari ciktiginda ise canli bir cenazden farki yoktur ; tekrar iceri alinir en sonunda hayatini kaybeder.



Ozkahraman hikayeyi Ruken'in arkadasi Pervin'in objektifinden-agzindan flashbacklerle oldukca guzel kurgulayarak anlatmis; yavas yavas acilan-cozulen bir anlati. Gecisleri yaparken de oldukca ustaca kotarilmis paneller var.


Bunun yaninda ana hikayenin yaninda belki de her biri birer kucuk Orasi Hikayesi olabilecek minik anlar-anlatilar var; Ruken'in kola siselerini yok etme plani yahut Kavalci masali.

Nihayetinde ortada durmayi tercih eden, kendini teslim etmeyen,  belki bugun yazilip cizilemeyecek bir hikaye "Yildiz Tutulmasi". Orgut jargonunda kullanilan 'Tasfiye' kelimesi ile 'Tesviye' kelimelerini hep karistiran Ruken'in yaklasimi kitabi ozetlemekte: hangi ustyapiya ait olursaniz olun yapi sizi kendi cikarlari, hedefleri, ideolojisi dogrultusunda yonlendirmekte torna misali ya kendine uydurmakta yahut posanizi cikarip bir kenara atmakta.





* Yillar sonra bu paralellik "ilginc" kurt bulma ve onun hikayesini anlatma olarak hem Yilmaz Erdogan hem Ender Ozkahraman'i elestiren yazilar da yazilmasina da neden oldu ; bir ornek icin: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/07/19/hakkari-ve-istanbul-aski/

** Cizgili Kenar Notlari kitabinda "Sallanan Ay, Portakal ve Vita Kutulari... ya da Ender Ozkahraman Hikayleri" isimli bir makale var ama maalesef Ozkahraman hikayelerini hakettigi olcude analiz edebilen bir metin degil .






22 Mart 2019 Cuma

Siyasal Islamcilar Comics okursa...

Lacivert dergisinin son sayısındaki başlıklardan biri : “Süper kahramanların gizli Yahudi kimlikleri”. Yazının giriş cümleleri ise şöyle: 

Küresel bir pazara dönüşen süper kahraman karakterleri evrensel değerleri temsil ediyor görünebilir ancak büyük kısmının kimliklerinin arka planı çoğu mülteci Yahudi yazarçizerlerinin gelenek, kültür ve inanç kodları ile işlendi. Özellikle ilk süper kahramanların…

Dergi Siyasal İslamcı bir çizgide yayın yapmakta ve bu ideoloji için ‘Yahudi’ demenin ne demek olduğu bilindiğinde ve de böyle iddialı cümlelerle yazıya başlandığında tumturaklı başlığın içeriğini dolduracak sağlam bilgiler, kanıtlar bekliyor insan doğal olarak. Ama yazıyı detaylı okuduğumuzda tek bulabildiğimiz çizgi roman dünyasına oldukça yabancı bir kalemin önyargılarından ve kulaktan dolma bilgi kırıntılarından inşa ettiği bir komplo teorisi. Örnekler verelim hemen: 

Aslında bu öncü Yahudi çizer neslinin tıpkı kendi halkları gibi yüz yüze kaldıkları, gerçek kimliğini gizleyerek toplumla kaynaşma mecburiyeti ürettikleri çizgi roman karakterlerinin çift kimlikli yapısının da temellerini oluşturacaktı. Bunların çizdiği ilk süper kahramanlar da kendi ortamlarına uyum sağlamak için tıpkı gerçek hayattaki çizer ve tasarımcıları gibi asıl kimliklerini büyük ölçüde gizlemek ve ikili bir hayat yaşamak durumundaydılar.

Yazarın Superman ve Batman gibi kahramanların çift kimlikliklerini oluşturan tek nedenin Yahudilerin yeni kıtada kimliklerini gizlemesi olarak sunması daha önceki çift kimlikli- gizli kimlikli kahramanlardan haberi olmadığını göstermekte. Bu kahramanlar yoktan var edilmediler, koskoca bir literatürün öncülleri olan kimi çizgi roman kahramanlarının ve pulp hikâye-roman kahramanlarının üstlerine inşa edildiler. Kızılmaske, The Shadow, Doc Savage, Mandrake, Zorro, The Spider gibi kahramanlar gizli kimlikler, maskeler, taytlar, pelerinler, sidekickler, gizli üstler gibi süper kahraman çizgi romanlarının temel unsurlarını kullanmaya Superman ve Batman’den önce çoktan başlamıştı bile. Pek çok çizgi roman kahramanı gibi Superman ve Batman de bu öncüllerinden aldıkları kimi unsurları harmanlayarak ortaya çıktılar. Ama yazar bunları görmezden geliyor zira ya çizgi roman dünyasına uzak olmasından ya da önyargılarından dolayı çıktığı yolda amaçlarına uygun bir hikaye kurguluma derdinde.



20'nci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren ortaya çıkmaya başlayan üstüngüçlere sahip karakterlerin asıl esin kaynağının, gerçek köklerinden ve yurtlarından koparak yabancı oldukları bir topluma uyum sağlamaya çalışan göçmen Yahudiler olduklarını söylemek hiç de abartılı sayılmaz.

Elbette abartı sayılır hem de büyük ve cahilce bir abartı zira tek süper güçlü kahramanları yaratanlar Yahudi kökenliler değildir, aynı dönem kimi bugüne dek varlığını sürdüren kimi tozlu sayfalarda kalan pek çok kahraman yaratılmıştır. Üstün güçlü kahraman prototipi ise insanlık kadar eskidir. En eski mitlerimizden, efsanelerimizden itibaren Gılgamış’tan Herkül’e Samson’dan Zaloğlu Rüstem’e kadar insanüstü güçlerle donanmış kahramanların hikâyelerini tekrar tekrar anlatmaktadır insanlık.

1930'lara gelindiğinde çizgi roman başlı başına bir sektör olma yoluna girmiş ve bu sektörü büyük ölçüde 1910-20 arasında ABD'ye gelen Yahudi göçmenlerin çocukları yönlendirmeye başlamıştı. The Spirit adlı süper kahramanın çizeri Will Eisner, Superman'ı çizen Jerry Siegel ve Joe Shuster, Batman'ın Bob Kane takma adını kullanan çizeri Robert Kahn ve Örümcek Adam, Hulk, Fantastik Dörtlü'nün tasarlayıcıları Jack Kirby adıyla bilinen Jacob Kurtzberg-Max Ginsburg ikilisi ile geçtiğimiz haftalarda 95 yaşında ölen Stan Lee ya da gerçek adıyla Stanley Martin Lieber bunların başlıcalarıydı.

Yazar kurgusuna uygun olarak saydığı isimleri kalabalıklaştırmak için nesil farklarını göz ardı ediyor. Tüm isimleri bir araya yığıp sayarken Yahudi olmayıp çizgi romana yön veren bir sürü başka ismi elbette atlıyor. Saydığı isimlerin kimisi için Yahudilik gerçekten kimliklerinin bir parçası iken kimisi için ise sadece ailelerinin geçmişinde kalan bir hatıra olmaktan öteye bir anlamı yok. Ama yazar için aradaki farkları yok sayıp hepsini ayni kefeye koymak, genelleme yapmak daha kestirme bir yol.  

Dolayısıyla dünyanın insanüstü güçlerle donanmış bu yeni kahramanlarının geri plandaki kodları büyük ölçüde çizerlerinin kimliklerinin yanı sıra Eski Ahit'e, Kabala'ya veya efsanevi dinî figürlerin güncel bir yorumuna dayanıyordu. 20'nci yüzyılda ortaya çıkan bu kurgu süper kahramanların ilk esin kaynağını ise Yahudi efsanelerinde Golem adıyla geçen kilden yapılmış ve alnına konulan bir yazılı muska ile hizmetkâr ve koruyucu hâline gelen insansı ancak ruhu olmayan bir varlık oluşturuyordu. Spirit'in çizeri Will Eisner bunu açıkça şöyle ifade ediyordu: "Praglı Yahudileri korumak için bir haham tarafından şekillendirilen Golem, tüm süper kahraman mitolojisinin öncüsüdür. Asırlardır Avrupa'da baskı ve zulümlere uğrayan Yahudiler kendilerini karanlık güçlerden koruyabilecek bir kahramana ihtiyaç duyuyorlardı. Bu kahramanı ise Siegel ile Shuster icat etti: Superman…"

Eisner’in yorumu bir çizgi roman üstadı olarak elbette önemlidir ama adi üstünde bir yorumdur, kişisel bir görüştür; mutlak hakikat olmaktan uzaktır. Daha önce belirttiğimiz gibi süper kahramanların kökenlerine bakmak için mitolojinin kendisine bakmak yeterlidir. Her biri farklı düzeyde farklı güçlere sahip Tanrıların hikayelerini, birbirleriyle, ölümlülerle ve yari-tanrilarla mücadelelerini anlatan Yunan Mitolojisinden İskandinav mitolojisine eski çok tanrılı hikayelerdir süper kahramanların kökenleri. Bunda dolayıdır ki Thor’dan Loki’ye Herkül’den Ares’e sayısız mitolojik figür çok doğal bir biçimde süper kahramanların dünyasına eklemlenmiştir. Golem bir yaratıcıya bir kahraman yaratmak için belki ilham vermiştir ama böyle bir genelleme yapmak saçmalıktır.  



İki göçmen çocuğu Jerry Siegel ve Joe Shuster'in 1934'te tasarladıkları ve 1938'de Cleveland'da yayınladıkları Action Comics'in birinci sayısıyla sahneye çıkan Çelik Adam yani Superman, süper kahramanların ilk ve en İbrani özelliklere sahip olanıydı. Yok olmaktan kurtulması için ailesi tarafından bir sepet içinde Nil Nehri'ne bırakılan Hz. Musa'nın modern bir uyarlamasıydı adeta. Bu ilk süper kahraman ve ailesinin orijinal adı da İbranice'den alınmıştı: Kal-El "Tanrının Nuru" ya da ışığı anlamına geliyordu. Superman'ın babasının adı olan Jor-El de yine İbranice "or" (ışık, aydınlık) ve "El" (Tanrı) kelimelerinden esinleniyordu. Çizerleri bu karaktere Hz. Musa'nın tüm temel özelliklerini yansıtıyordu: Yok olmanın eşiğinde bir toplum ve medeniyet; nehire bırakılan sepete karşılık uzaya salınan küçük bir mekikle ailesinden kopan yalnız çocuk; türünün son umudu, faziletli bir birey, halkı için fedakâr, seçilmiş kişi; karşısında en güçlü orduların ve silahların etkisiz kaldığı, yenilmez ve bir millet için ilham kaynağı olacak güçlü bir kahraman… Üstelik bu kahraman Yahudi dinindeki "Tikkun Olam"adı verilen "dünyayı düzeltme, ihya etme" kavramının da büyük bir temsilcisiydi.

Beşiğe koyma miti dışında Superman’le Musa’nın hiçbir ortak özelliği yoktur. Musa halkını kurtarmak misyonunu üstenmişken Superman halkını zaten kaybetmiştir. Kendine bambaşka bir gezegende yeni bir misyon inşa etmektedir.  Musa bir dini ve siyasi bir lider olma yolundayken Superman’in bununla en ufak ilgisi yoktur. Beşik miti ise Musa’ya ait olduğu kadar birçok başka kültüre de ait genel bir motiftir. Yahudilerin bu motifi Sargon’un doğum hikâyesinden aldıkları bilinmektedir. İnsanlığın ortak malı bir kültürel motiftir. Campell meşhur kitabi Kahramanın binbir yüzünde sıraladığı kahramanın ortak hikâyeleri, motifleri sıralamasında ilk motif kahramanın doğuş hikayesinin olağan üstü olmasıdır.  Bu ya bakire bir doğumdur ya bir kaçış-kehanet söz konusudur, ya da benzeri bir olağan üstü motiftir. Yaşamı sıra dışı olacak kahramanın doğuş hikayesi de sıra dışı olmalıdır. 

Yahudi süper kahramanların ilk ilham kaynağı olan kilden yapılmış koruyucu dev adam Golem efsanesi bu defa doğrudan The Thing olarak beliriyordu. Üstelik Taş Adam'a dönüşen Benjamin Jacob Grimm karakteri adından da açıkça anlaşılacağı gibi Yahudi kimliğini gizlemek zorunda kalmıyor ve ilk doğrudan Yahudi süper kahraman oluyordu. 

Yazarın fantastik dörtlü ve The Thing i okumadığı anlaşılmakta, "The Thing" Yahudi kimligine ragmen tastan bir bedene sahip olsa da iradesi olan bir insandır neticede. Ve de buyuk bir dramin icindedir. Golem ise yaratıcısının komutlarını yerine getirmek için tasarlanmış, kendi iradesine sahip olmayan, ruhsuz bir bedeni simgeleyen robotumsu bir yaratıktır. Aralarında yüzeysel bir benzerlik dışında en ufak ortak yan bulunmamaktadır.  


Balığın karnında hayatta kalan Hz. Yunus kıssasından ilhamla hikâyesi oluşturulan ve Rimbor adlı gezegenden gelip bir uzay balinası sayılabilecek ultra enerji varlığı tarafından yutulduktan sonra kozmik güçlere kavuşan, Superman'ın çizeri Siegel'in eseri Jo Nah ya da Ultra Boy; yazar Paul Levitz tarafından bir İbrani gibi tasarlanan ve radyoaktif bir meteor nedeniyle insanüstü büyüme gücüne kavuşarak Colossal Boy'a (Devasa Delikanlı) dönüşen Gim Alon; Atom Smasher'a dönüşen Albert Rothstein; Firestorm adlı kahraman olan Martin Stein; Dr. Harleen Quinzel'ken süper güçlerle donanan Harley Quinn; Alice Cohen tarafından yönlendirilen bir Golem olan Monolithe mesela… Küresel Muhafızlar'a katılarak süper kahraman Seraphin'e dönüşen Chaim Lavon; Katolik bir baba ile Yahudi bir annenin oğlu olan Wesley Dodds ya da süper kahraman adıyla 1940'larda çizilen DC Comics'in Sandman'ı; dindar olmamakla birlikte Yahudi kimliği bilinen Songbird lakaplı Melissa Gold; Reformcu Yahudilik hareketi mensubu Jef ve Rebecca Kaplan çiftinin oğlu olarak doğan ve Wiccan'a dönüşen Billy Kaplan; X-Men topluluğundan asıl adı Wanda Maximoff olan ScarlettWitch ve Quicksilver lakaplı Pietro Maximoff da İbrani kimlikleri ihmal edilmemiş ya da Yahudilikle akrabalık bağı bulunan birçok süper kahraman arasında burada zikredebildiklerimizin bir kısmı.

Yazar artık çok bilinen kahramanlardan yeterli derecede isim bulamamış, ya da bulduklarından üretmek istediği komplo teorileri için yeterli malzeme bulamamış olacak ki artık yüzlerce süper karakterin bulunduğu Amerikan çizgi roman evrenlerinden B ve C listelerinden internetten bulduğu isimleri saymaktadır; bunların çoğunu okumadığına bahse girilebilir. Oysa uzun suredir arz-talepler göre hareket eden bir sektör olan çizgi roman piyasası ve artık çeşitliği yansıtma derdinde olan yayınevleri her dinden her etnik kökenden ve cinsel kimlikten kahramanlar yaramaktadır zaten (buna bol miktarda Müslüman karakter de dahildir). 

Süper kahramanların Yahudi geleneği mirası Jewish Publication Society tarafından 2008'de yayınlanan Ariel Kaplan imzalı From Kraków To Krypton (Krakov'dan Kripton'a) adlı bir kitapta işlenmekten de geri kalmadı. 2009'da Up, Up and Oy Vey: Yahudi Tarihi, Kültürü ve Değerleri Çizgi Roman Kahramanlarını Nasıl Etkiledi adlı bir kitap yayımlayan Brooklynli haham Simcha Weinstein da birçok ünlü süper kahramanın çizerlerinin Yahudi olduğunu ve karakterlerinin Yahudi değerlerinden, Hz. Musa ve Hz. Davut gibi büyük zatlar ile Golem ve Samson gibi efsanevi figürlerden esinlenerek oluşturduklarını belirtiyordu.

Yahudilik kimliği adına hareket eden bazı kalemlerin süper kahramanları sahiplenmek istemesinin anlaşılır bir yönü vardır; nihayetinde ortada oldukça başarılı bir is vardır ve ovunmek icin bunu kendi dini-milli kimlikleri adına sahiplenmek isteyenler her zaman çıkacaktır. Ote yandan çizgi roman da diğer sanat dalları gibi zaman zaman propaganda amacıyla kullanılmıştır elbette. Lakin yazarın da ayni iddiaya destek vermesinin nedeni basta söylediğimiz gibi bu “yabancı” kahramanların aslında nasıl Yahudi kültür ve değerlerinden neşet ettiğini, nasıl “Yahudi” olduklarını (büyük Yahudi komplosunun bir parçası olduklarını) ispat etmek istemesidir. Oysa bunu ispat edemediği gibi kahramanların Yahudi değerleri adına neyi savunduklarını da gösterememiştir: klasik donem kahramanları hemen herkes tarafından savunulabilecek, benimsenebilecek evrensel ahlaki prensiplerin yanındadır. Sevilmelerinin bir nedeni de budur.   

.

3 Şubat 2019 Pazar

The Boys

'Quis custodiet ipsos custodes?'(Gozetleyenleri kim gozetleyecek?)  Roma'li meshur  sair Juvenal'in bir dizesi. Aslinda bambaska bir baglamda kullanilmis olsa da sonralari cok populer olmus bir alinti. Politik guc, iktidar savaslari, diktatorluk, demokrasi ve toplumu gozetleme mekanizmalari baglaminda kullanilagelen bir alinti. Bu kalip populer kultur dunyamizda cok cesitli yerlerde kullanilmis olsa da asil meshur olmasini saglayan eser tabi ki Alan Moore'un Watchmen'i:  'Who watches the watchmen'. Zaten Moore da kitabin ana temasinin ve basliginin da bu soruyla dogrudan ilgili oldugunu belirtmekte. 

Watchmen'den sonra superkahraman cizgi romanlarinda bir grup maskelinin kahraman rolune soyunup kendi kurallarini dayatmasi, ele almasi bir sorun olarak durmakta. Topluma yardim ederlerse, sorunlari cozerlerse pek guzel ama ya yoldan cikarlarsa? Ya kullandiklari metodlar?Ornegin Marvel'in en guzel eventlerinden 'Civil War' da ayni soruya cevap aramakta. Bu sefer onlari kim izleceyek, denetleyecek? Bu aslinda cok cesitli bicimlerde yorumlanacak bir allegori de ayni zamanda... 




Garth Ennis kendi deyimi ile super kahramanlari pek sevmemekte; yakindan takip de etmemekte. Yazarken de daha ayagi yere basan karakterleri yazmayi tercih ediyor o yuzden, uzun zaman yazdigi Punisher gibi. Ama bu demek degil ki fantastikten-paranormalden hoslanmiyor; vampirler, melekler seytanlar cirit atmakta yazdigi bazi diger eserlerde. Preacher ve Hellblazer gibi. Kostumluler soz konusu oldugunda ise oldukca supheci: 

"Cogu super kahraman hikayesini anlamsiz buluyorum. Bu demek degil ki bu turde bir potansiyel yok - Alan Moore ve Warren Ellis; ikisi de insanotesi olmanin ve insanotesinde dusunmenin nasil olabilecegine dair ilginc isler yaptilar... Miracleman, Watchmen ve Supergods'a bakin. Fakat endustri okuyucunun talebini karsiladigi surece yani ayni parlak renkli kostumlu karakterler surekli ayni seyleri yaptikca - asla gercek bir gelisme goremeyeceksiniz. Bu hikayeler bitemez, bundan dolayi da hicbir zaman anlamli olmayacaklar"*

Peki bu sozleri soyleyen Ennis'in kendi super kahraman hikayesi nasil olur; elbette The Boys gibi yazilmis-cizilmis en vahsi-en gore cizgi roman serilerinden biri cikar ortaya. 


The Boys evreninde Compound V denilen bir madde insanlara super gucler vermektedir ama bu maddenin uretilmesi inanilmaz pahalidir ve tek bir firma (Vought-American) bu sureci kontrolu altinda tutmaktadir. Istedigi gibi deneyler yapmakta, super kahramanlar uretmekte, bunlarla takimlar kurmakta ve uzerlerinden turlu kanallarla buyuk paralar kazanmaktadir. O yuzden superlerin herbirinin ne giyeceginden, orjin hikayesine kadar hersey uzmanlar tarafindan kontrollu bir surecle tasarlanmaktadir. (Biraz da bugunun Super Kahraman ikonlarinin sirketler tarafindan marka olarak yonetilmesine getirilmis bir elestiridir bu elbette) 

Fakat disaridan boyle karizmatik, yardimsever ve ahlak abidesi gorunen superler gizli olarak inanilmaz ahlaksiz yasamlar surmektedirler. Cinayetlerden tecavuzlere, uyusturucudan her turlu sapkinliga kadar kontrolsuz bir yasamlari vardir.


Iste bu noktada yine V compaunduyla guclenmis The Boys devreye girer. CIA ile baglantili-yari resmi gorevleri superleri gozetim altinda tutmak, gerektiginde mudahale etmek ve is cigrindan cikmadan olaylari kontrol altina almaktir. Fakat Vought-American da Boys'un farkindadir ve seri boyunca sirket ile The Boys arasindaki surtusme kizisir, gerilim giderek yukselir. Seri ilerledikce de aslinda bize ilginc gelen tum bu super kahraman kavgalari, The Boys'un Marvel-DC evreninden tanidigimiz-sevdigimiz super kahramanlara "haddini bildirmesi" gibi ilginc sahnelerin altinda yatan derin hesaplasmalari ogreniriz adim adim. Bir tarafta devasa para gucuyle ve kirli politik baglantilari ile nihai amaci sadece kar etmek olmayan bir sirket, ote tarafta onlari kontrol altinda tutmaya calisan politicilar ve kanun disi yollara basvurmaktan cekinmeyen devletin gizli mekanizmalari. Ennis'in hikayeyi yazarken etkilendigini soyledigi eserlerin 50'li 60'li yillarin Amerika'sinda sirketler, mafya, devlet ucgeninde gecen kirli iliskileri anlatan kitaplar olmasi tesaduf degil aslinda. 

Akla dogal olarak gelen tek soru ise basta andigimiz 'who watches the watchmen' sorusudur bu durumda. Superleri gozetleyenler tayt ve maske giymeseler de benzer guclerle donanimli The Boys'dur, ama onlar da kontrolden cikarsa onlari kim gozetleyecektir? Zira liderleri 'Butcher' eline firsat gecse butun superleri oldurebilecek potansiyelde biridir. The Boys'un eski kurucusu bile grubun simdiki lideri Bucther'dan suphelenmektedir.  





Hem Marvel hem de DC'den butun populer superlere-super gruplara bazen direk gondermelerle; bazen de 2-3 degisik kahramanin amalgami karakterle ugrasir seri boyunca Ennis. Super kahramanlarin bu kadar kotu gosterilmesi baslangicta bir DC yayini ( Wildstorm uzerinden) olan The Boys'un 6 sayi sonunda bitmesi ile neticelenir. Ennis'in tabiri ile karakterlerin birbirlerine kotu seyler yaptigi cizgi romanlara tahammul edilebilir buyuk yayinevlerinde ama superlerin birbirine surekli kotu seyler yapmasi cizgiyi asmaktadir zira bu yayinevinin ana urunleridir superler. DC'den ayrildiktan sonra pek cok teklif alan yaratici ekip Dynamite'da karar kilar ; kendilerine istedikleri yaratici serbestligi saglayacak kadar kucuk ama seri bitene dek batmayacak kadar da buyuk bir yayinevi. 

Iyi ki de sonuc boyle olmustur aksi takdirde ya seri bitmeyecektir ya da oldukca sulandirilmis bir versyonu zorlanacaktir. 

Bakalim bu sene izleyecegimiz Amazon serisi ne kadar Ennis-Robertson yaratisina ne kadar sadik kalacak? 

Kaynaklar: 
*https://www.scifinow.co.uk/interviews/why-garth-ennis-hates-superheroes-and-loves-war/

Kapaklar:












23 Kasım 2018 Cuma

Halo Jones Destani - The Ballad of Halo Jones

'Ballad' kelimesi Turkce'ye 'sarki' olarak cevriliyor genelde (Corto Maltese'den hatirlayalim) ama anlamda birseyler eksik kaliyor. Balad herhangi siradan bir sarkidan fazlasi, daha geleneksel-destansi bir formu ifade etmek icin kullanilmakta. "Turku" kelimesinin de birebir karsiladigina emin degilim, belki de serbest bir ceviriyle "destan" olarak cevirmek gerekiyor ya da "agit".

Halo Jones tam anlamiyla destansi bir cizgi roman, mitolojide ya da gecmiste degil cok uzak gelecekte gecen bir hikaye. Buyuk cizgi roman ustadi Alan Moore'un pek az bilinen erken donem calismalarindan biri. Moore'a buyuk cizer Ian Gibson'in eslik etmesiyle Halo Jones'un destansi siyah-beyaz atmosferi-evreni yaratilmakta.




Insanoglunun 55.yuzyilda buyuk bir teknolojik seviyeye ulastigi, galaksiye yayildigi ve bazi uzayli irklarla yanyana yasadigi ama buyuk kalabalik sehirlerde evden cikip alis veris yapmaya gitmenin bile riskli oldugu tekinsiz bir dunya bu. Ve bu dunya icinde kendini bulmaya calisan siradan bir kadinin hikayesi Halo Jones; onu onculleri veya benzer baglamlardaki elinde lazer silahi olan kadin kahramanlarla kiyaslamamak lazim. Eline silah alip evreni fethe cikan bir 'heroine' degil, en yakin arkadasini bir cinayete kurban verdikten bir digerini de dini bir kulte kaptirdiktan sonra hayatini sorgulayan, kendi hikayesini yazmaya, kaderini eline almaya calisan siradan biri.  

Moore'un harika orjinal buluslari sizi hemen bu evrenin icine cekiyor; ornegin bu tehikeli dini kulte kaptiranlarin kendilerine operasyonla -beyinlerine- bir aparat takmalari, zihinsel fonksyonlarini artik tam kullanamamalari... Bu operasyon elbette dini kultlere kendilerini kaptiranlarin yaptiklarini literal baglamda simgeliyor, bu insanlar tarih boyunca bir ameliyat gecirip beyin loplariyla oynatmasalar bile zihinsel faaliyetlerinden-rasyonel dusunme yetilerinden vazgecmekteler. Ya da gecici etkileriyle bir silah olarak "zenegede" granede (el bombasi) kelimesiyle zen kelimesinin birlesmesinden olusan bu kelime bir silah olarak gecici tesir birakiyor kullanilan kiside: nirvanaya ulastigi, herseyi cozdugu gibi uyusturucu etkiler birakiyor, herseyi bosveriyor. Butun bu hos buluslarin altini kazidiginizda ise cok saglam bir savas-karsiti metin cikmakta.



Gibbons ise sadece siyah/beyazla nasil renkli-detayli bir evren yaratilabileceginin dersini veriyor adeta. Bugune kadar gordugum en guzel siyah-beyaz desene sahip cizgi romanlardan biri.



Maalesef bu harika cizgi roman Quality Comics basligi altinda bir comics formatina donusurulmeye 
calisildi Amerikan pazari icin. Gibbons'in harika siyah beyaz sihri kotu bir renklendirmeyle dagitildi (asagida bazi ornekler var). 2000AD formatindan comic book formatina gecerken panellerle, oranlariyla oynandi. Uzun soluklu bir comics yayinina yeterli Halo Jones malzemesi olmadigindan dolgu malzemesi olarak alakasiz isler kullanildi. Toplamda 12 sayi cikabilen bu yayini bugun tamamiyla toprlamak oldukca zor.




Oysa yapilmasi gereken oldukca basitti: yilar sonra Titan yayinevinin yaptigi gibi 2000AD materyalini orjinalini bozmadan bir grafik roman seklinde yayinlamak ve olumsuz bir esere sahip olmakti. Neyse ki su an bu formatda yayinlanmis bulunmakta. Quality Comics denemesinden elimize kalan yegane olumlu sey ise ektradan uretilmis (Gibson cizimlerinin yerini tutmasa da) kapaklar.