CR'da Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CR'da Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2020 Pazartesi

A Contract with God



Will Eisner' i cok fazla anlatmaya gerek yok; ilk maskeli suc savascilarindan Spirit'in yaraticisi, cizgi romanin bir sanat olarak yerlesmesine buyuk emek vermis ustalardan biri ve ayni zamanda yillarini bu isin egitmenligine harcamis, adina oduller verilen buyuk bir sanatci. 



 
Eisner hayatinin son donemlerini ise yeni bir formun (grafik roman) olusmasina ve gelismesine adar. Kendi anlatisiyla A Contract with God'i yarattiginda(1978) bunu yayinlacak yayinevi bulmakta zorlanir, kitabin devami niteligindeki ikinci  (A Life Force - 1988) ve ucuncu ciltleri ( Dropsie Avenue - 1995)  yarattigi zamanlar ise artik butun buyuk yayinevleri grafik romanlar yayinlamakta, kitapcilar raflarini bunlara acmis durumdadir. Birkac onyil icerisinde seckin bir form olarak grafik roman artik oturmustur. 

Eisner'in yeni form arayisi biraz da Spirit'ten ve comicslerden daha derinlikli, daha anlamli konulari isleyebilme kaygisidir. O yuzden bu uclemede kendi cocukluguna, gencligine New York'un gocmenlere evsahipligi yapan sokaklarin sosyal tarihine doner. Amerika'ya yeni gelmis yahut bir kac nesil icinde goc etmis gocmenlerin, kucuk apartman dairlerine sikismis kenar mahallelerin, sehre ve yeni bir ulkeye eklemlenme sikintilarini, son derece insani macerlarini dile getirmeye calisir. Yari otobiyografiktir eser, ozellikle Eisner ve ailesi gibi Yahudi gocmenlerin hikayelerine odaklanir; kimi zaman bir gozlemcidir Eisner kimi zaman basindan gecenleri yahut isitiklerini anlatmaktadir. 

Ayni mahallenin (Dropsie Avenue) onyillar icersinde gecirdigi evrimdir ana omurga: mustakil evlerin el degistirmesi, bu bahceli evlerin yikilip buyuk apartman bloklarinin dikilmesi,  surekli gelen gocmenler -Yahudiler, Italyanlar, Hispanikler, Zenciler- ve tum bu gruplar arasindaki bitmek tukenmez kavga, catisma -kimi zaman kaynasma- ; icki yasagindan buyuk ekonomik buhrana, ikinci dunya savasindan vietnam savasina surekli devinim ve sosyo ekonomik calkanti icinde adeta dogup buyuyen yasayan ve olen bir canli gibidir mahalle. 

Woody Allen'in anlattigi sehirli-modern Yahudilerin hikayesi degildir onunki; Spike Lee'nin zencilerin , Martin Martin Scorsese'in Italyan gocmenlerin penceresinden anlattigi NewYork mahallererindeki donusumu Yahudilerin pencerinsen anlatmaktadir Eisner. Hikayelerde heran Lee veya Scorses filmlerinden aliskin oldugunuz bir dukkan sahibini, gansteri yahut 'pimp' karakterini gormek mumkundur. 



Gocmenlerin birbirine karismasi geldikleri ait olduklari kulturu kaybetme korkusu hassasiyeti  her zaman hissedilmektedir. Yahudi bir aile ile Italyan bir ailenin cocuklarinin ailelerin karsi cikmasina ragmen birliktelikleri buyuk sorun olusturur, problem cozuldugunde bile yillar sonra dogan ilk torunun katolik mi musevi mi olacagi yine buyuk sorundur. 

Hikayelerin geri kalaninda kucuk bir yer kaplasa da ilk kitaba -ve uclemenin toplandigi buyuk kitaba- adini veren ilk hikaye bir dini sorgulamadir. Tanriyla yapilan kontrat-anlasma aslinda butun ibrahimi dinlerin temelidir; karsilikli bir anlasmadir bu; Tanri yapilacak ve sakinilacak seyler karsisinda cesitli vaatlerde bulunur. Anlasmanin maddelerini kutsal metinler olusturuken, hukuk danismanligini-noterligini ise adeta bu karmasik anlasmayi yorumlayabilecek bu kapali dili gunluk lisana cevirecek din adamlari tabakasi olusturur. 

Iste bu hikayenin kahramani Frimme Hersh, katliamdan kacan bir Rus-Yahudi gocmeni olarak basladigi hayatina  Hasidik bir NewYork Yahudisi olarak devam etmis, butun hayatini Tanri'nin buyruklarini yerine getirmeye adamistir. (New York Hadisik cemaatinin ne kadar siki dokulu, kapali ve boyle benzeri tum gruplar gibi baskici olabilecegine dair benzer bi mahallede gecen yeni izledigimiz bir diziyi hatirlamadan gecmeyelim: Unorthodox.)  




Hersh, ta cocukken yaptigi Tanriyla anlasmanin (ve bunu Musa'nin on emri misali bir tasa kazimistir) kendince harfi harfine uyar, basit ve dindar bir yasam surer. Contract kelimesinin daha karmasigi covenant ibrahimi dinlerde oldukca onemli bir yere sahip teolojik bir kavramdir. Tanri her gonderdigi buyuk peygamberle tum insanilkla yeni bir anlasma yapmakta ve boylece eskisinin hukmu ortadan kalkmaktadir. Contract ise bunun bireysel yansimasidir. 




Herkesin guvendigi dosdogru bir insandir. Lakin uvey kizinin 16 yasina geldiginde olmesi ona gore anlasmanin Tanri tarafindan cignenmesidir; oyle ya o herseye uyarken sucsuz-gunahsiz kizinin hayati daha baslangicinda solmustur.

Eisner aslinda yari-otobiyografik bir hikaye anlatmaktadir; kendi kizi hikayeyi resimlemeden once 16 yasinda vefat etmistir. Kendi acilarini, Tanriya ofkesini ve hesaplasmasini yansitmaktadir.   



Hersh icin anlasma bitmistir artik; cocuklugundan beri tasidigi tasa kazili anlasma metnini pencereden firlatip atar, tamamiyla yoldan cikar; sakalini keser, kiyafetini degistirir. Kendine guvenilir bir insan oldugundan emanet edilenlerle buyuk bir servet edinir, dini hayatin butun kosullarini bir kenara iter ve bir de kiz arkadas bulur. (Aslinda burada pek cok dindarin paylastigi "dinden cikanin dinini kaybedenin dogru yoldan da cikacagi ve her turlu ahlaksizligi yapabilecegi klisesi, on kabulu tekrarlanmaktadir) 

Yeni hayatinin sefasina ragmen icini kemiren birseyler vardir; en sonunda hahamlari bir araya toplar ve bu sefer -sinagoga yapacagi maddi yardimlar vaadiyle- kosullarini hahamlarin profosyonelce hazirlaycagi, dikte edecegi yeni bir anlasma kaleme aldirmaya zorlar onlari. Oyle ya belki de cocukluk safligi ve bilgisizligiyle yanlis bir anlasma yapmistir (sucu yine kendinde aramaktadir). 


Yeni anlasmadan memnun olsa da anlasmaya uyarak yasamak nasip olmaz, zira omrunu tamamlamistir. 

Yillar once firlatip attigi ilk anlasmayi ise mahalleye yeni tasinmis hasidik bir cocuk bulmustur ve buna uymayi tahaddut eder. Hikaye en basa donmustur, insanoglunu tekrar edip duran fasit hikayesi gibi. 




Eisner'in dine sorgulayici bakisi aslinda cocukken basindan gecen bir olayla baslamistir; anlattigi mahalle gibi bir yerde fakirlik icinde buyurken babasi onlari haftalik seramoni icin sinagoga goturmek istemis lakin giriste hahamin istedigi bagisi karsilamadigi icin kabul edilmemislerdir. Oysa babasi durust, fakir olsa da cok calisan ve samimi olarak inanan birisidir. Bu yuzden kurumsal din yapisina da kurumsal dinin temsilcisi din adamlarina da kizgindir. Tanri'nin varligi yoklugu tartismasina bir hikayesinde daha girer; hayatin anlamini sorgulayan karakteri Jacop'a gore var olsa bile tum kurumsal dinlerin yorumlari guvenilir olmaktan uzaktir ; bu yuzden Tanri varsa da yoksa da insanoglu hayat mucadelesinde kendi varligi-vicdani-akli ile basbasadir. 

 


Gorsel olarak ise eser uclemenin son kitabi haric tam bir solendir (son kitap sirasinda artik yaslanmistir; kimi sayfalar buyuleyici Eisner dokunusundan uzaktir artik)  Siyah ve bayazla nelere yapilabilecegini ustad ortaya koymaktadir. Panel sinirlari ve paneller arasi boslukla  surekli oynar, kaligrafi ayrilmaz bir parcasidir eserin. Yagmuru, kari , sokaklarin sefaletini ve kirini oyle bir tasvir eder ki bunlari okuyucunun hissetmemesi mumkun degildir; sokagin bir asirlik biyografisini adeta okuyucuya da yasatir.   




18 Şubat 2020 Salı

Borgias

Borgias ailesi hem Vatikan hem de Italyan tarihinde buyuk izler birakmis, Ronenans doneminde iki de Papa cikarmis onemli ve etkili bir aile. Ailenin iktidar catismalarini -Jeremy Irons'in da harika oyunculuguyla- ele alan ayni isimli diziyle (2011) Borgias ismi populer kulturdeki dolasimini ve bilinirligini arttirdi. 


Oysa diziden daha once Jodorowsky ve Manara isbirligiyle ortaya cikan bir Borgias cizgi romani da var. 2004-2010 yillari arasinda once dort kitap halinde Fransizca yayinlanan sonra tek cilde toplanan ve degisik dillere cevrilen bir album. Manara'nin sanatina soylenecek hicbir sey yok, tek kelime ile muhtesem. Harika detaylar, canli renklerle suluboya paneller ve tabi ki hemen her Manara calismasinda gormeye  alistigimiz ciplaklik ve erotizm. Ama Jodorowsky hikeyesiyle cok tepki topladi, elestirildi. Daha cok hikayeye ve detaylara odaklanmak istiyorum o yuzden .

Manara gercek tarihi karakterlere dayanan hikaye icin belli ki her karakterin Ronesans tablolarini calisarak karakterleri yaratmis. Hemen hemen tum karakterler diziye gore cok daha gercekci. 

Jodorowsky'nin hikayesini kurgularken detayli bir tarih calismasi yaptigina kusku yok. Ornegin Roma'nin bugun de yasayan kadim gelenekleri, Kardinallerin papa secim sureci oldukca enteresandir, bu surec dizide de paralel bir cekilde islenmektedir. Kardinallerin secim tamamlanincaya dek dis dunyaya kapanmalari, secilemeyen her turda bacadan siyah salinan siyah dumanla bunun dis dunyaya haber verilmesi ve secim tamamlaninca da beyaz bir dumanla bunun disariya haber verilmesi. Ve belki de en enteresan rivayet Papa'nin secilmesinin son adimi, ozel bir sandalyeye otumasi ve kardinallerden birinin sandalyenin altindaki delikten Papa'nin testisleri ve penisi oldugunu onaylamasidir.



Bu gelenek soylencesinin (yapildigina dair kanitlar sikintili) kaynagi eski bir Orta Cag hikayesine dayanmakta, malum Tanri'nin yeryuzundeki yanilmaz temsilcisi, St. Peter'in halifesi Papa'nin elbette bir erkek olmasi gerekmektedir. Lakin rivayete gore oldukca becerikli bir kadin olan Joan erkek kiligina girmis ve Kilise icinde yukselerek 800'lu yillarda bir-kac yilligina da olsa Papa olmayi basarmistir. Her ne kadar modern arastirmacilar bunun tamamen uydurma bir hikaye oldugunu soylese de Ortacag boyunca inanilan bu kadin Papa soylencesi Kilisenin ustune ve bu kopmadan St.Peter'a uzanan zincire golge dusurmustur. Sandalye ve erkeklik kontrolunun de bu soylenceden dogdugu varsayilmakta.

Kadin Papa
...

Bir kardinalin (ve ailesinin) her turlu hile ile papaliga yukselme temasinin gectigi baska bir cizgi romana da deginmistik : Scorpion-Akrep (http://paneller.blogspot.com/2019/12/akrep.html).  Orada Trebaldi ailesinin (ve diger ailelerin)18. yuzyildaki ihtiras dolu mucadelesinin Borgias hikayesinden (ve Medici, Sforza gibi) donemin diger ailelerinden  esinlendigini soylemek abartili olmaz sanirim. Jodorowsky'nin kurumsal dinlerle olan catismasini, beden-disi deneyimler, ruyalar, kehanetler ve samanistik rituellere olan ilgisini diger cizgi romanlarinda nasil isledigine deginmistik : (http://paneller.blogspot.com/2020/01/ruya-ve-kehanet.html) Beyaz Lama'da Tibet Budizmi, Bouncer'da Kizilderili mistisizmi uzerinden bunu yapmanin yolunu bulmustu, ama boyle birseyi butun hikayesi Roma ve cevresinde en buyuk kurumsal din olan Hristiyanligin kalbinde gecen bir hikayede yapmak elbette oldukca guc. Ama Jodorowsky  bunun yolunu da ustalikla bulmus gozukmekte; Vatikan'a organik olarak bagli olmayan (ve sonradan heretik ilan edilen) bir vaiz karakteri uzerinden (Savonarola) dinsel esrimeyi ve taskinligi, onun gordugu kabuslari ve kehanetlerini anlatmakta. Bu da yine diger cizgi romanlarinda yaptigi gibi hayalleri ve kehanetleri hikayeye yedirmesine yardimci olmakta.


Gercekten yasamis bir Dominiken rahiptir Savonarola. Yozlasma ve ahlaksizlikla sucladigi kurumsal yapiya bagli hissetmedigi icin rahatlikla dinsel coskunun getirdigi hayalleri-kehanetleri halka acik yerlerde vaaz etmekte, buyuk kalabaliklar toplamakta. Boylece iktidatin hassas dengelerle yurudugu bir ortamda halkin uzerinde etki ve dolayisiyla iktidar kurmaktadir. Benzer catismalar butun buyuk dinlerin tarihinde gozukmektedir, devletle icice olan  -hatta kimi zaman devlet olan- kurumsallasan dini yapi hantallasir, bir kurallar ve mekanizmalar yumagi halini alirken bu sirada ici bosalir, ister istemez yozlasir, kurucu donemin heyecanini yitirir. Ama bu heyecani duyan, kurumsal makinanin disinda kalan -kimi zaman kendi istegiyle bundan fergat eden unsurlar yepyeni bir heyecanin odagi olur. Halki daha dogrudan etkiler, duygularina hitap edip peslerinden surukler cok gecmeden de merkezi otorite tarafindan (eger iktidara eklenemeyecek, iktidar tarafindan kullanilamayacak hale geldiyse) heretik olerak ilan edilirler. Babai isyanindan baslayarak Anadolu Islam tarihi (ondan once de Hristiyanlik tarihi) bu tarz iktidar catismalarinin gecidi olmustur. Savonarola da en sonunda elestirdigi Katolik klisesi tarafindan heretik olan edilir ve buyuk atesi (birazdan bahsedecegimiz) yaktigi meydanda oldurulur.  

Kurumsal dinin mekanizmalari disinda kalan -bu yuzden de Jodorowsky'nin sevdigini dusundugum- bir baska karakter ise eserdeki "cadi" karakteridir. Toplum tarafindan korkuldugu icin dislanan butun cadi karakterleri gibi aslinda buyuk de bir islev gormektedir. Bir zehir mi hazirlanacak, kurtaj mi yapilacak... bu ve bunun gibi nice yasak bilginin tekinsiz tasiyicisidir. Bu da ona kendine actigi alanda servest hareket etmesini saglar.



Ote yandan Jodorowsky Ronesans'in bazi meshur isimlerini hikayeye eklemlemistir; Borgias ailesinin danismani rolunde Makyavel'i gormekteyiz. Kendisi Floransali olmasina ragmen (dizide Floransa'li Medici ailesinin danismanidir) seneryo geregi cizgi romanda Roma'ya tasinmasi isabetli olmustur zira Makyavelist prensipleri anlattigi Prens adli kitabinin ilham kaynaklarindan biri acimasizligi ile un salmis ogul Borgia  Cesare Borgia'dir. Mutlak iktidari ele gecirmek ve koruyabilmek icin herseyi yapabilecek biridir.



Meshur ressam Botticelli de konuk olur panellere. Savonarola'nin puritenist etkisi o kadar buyuktur ki insanlar onun vaazlari dogrultusunda evleri basip sekuler resimleri, heykelleri, kimi kitaplari, oyun kartlarini, aynalari ve daha nice kisisel esyalari toplayip yakmaktadir. Boticelli de bundan etkilenmis ve en onemli pagan resimlerinden bazilarini Floransa'da o buyuk atesin yakildigi gun yakmistir rivayete gore. Bugun kurtulan Venus'un Dogusu gibi bir-kac meshur pagan eseri tamamen tesaduf eseri kurtulmustur (o sirada Floransa'nin disinda bir Medici villasinda olduklarindan) . Savonarola tum bagnazlar gibi tum resimlere degil isine gelmeyenlere, Hristiyanlik temasi tasimayanlara karsidir o yuzden de  Botticelli'nin geriye kalan eserlerinin cogu Hristiyanlik temalidir.



Venus'un Dogusu  (1484) Botticelli'nin tum Meryem-Isa resimlerine ragmen bugun belki de en bilinen eseridir. Eski Yunan soylencelerine gore denizin kopuklerinden dogan (zira ilk Titan Kronos babasi Uranus'u hadim etmis ve cinsel organini denize firlatmistir; Uranus'un menisi denizi dollemistir) bir denizkabugu ustunde kiyiya dogru ilerleyen ask ve guzellik Tanricasi Venus'u -tam da Manara'nin resmedecegi gibi- ciplak resmetmistir. Peki buyuk ustanin yaktigi resim ne olabilir?

Kiskirtici bir sorudur bu. Zira Jodorowsky Manara'yi proje katilmaya razi eden unsurlardan birinin Boticelli'nin yaktigi resmi resmetme-yorumlama firsati oldugunu soylemekte. Manara ve Jodorowsky bu resim icin elbette pagan bir bir tasvir secmis : uc yari ciplak nymph (peri) ask ve sehvet Tanrisi Eros'u uyandirmaktadir. Sanat tarihinin bu kayip halkasinin ne olabilecegini boylece Manara ve Jodorowsky merceginde gormekteyiz:



Son konugumuz ise Leonardo Da Vinci'dir. Da Vinci's Demons (2013) isimli dizide (yine her turlu desise ile Papaligi ele gecirmeye calisan karakterin oldugu) diger yetenekleri yaninda yaptigi dahiyane silahlari Floransa'da Medici ailesinin hizmetine sunan Da Vinci bu sefer Roma'ya gelmis ve silahlarini Borgias ailesinin tum Italya'yi birlestirme amaciyla giristikleri savasta onlarin hizmetine sunmustur.





Jodorowsky'nin eserle ilgili en cok elestirildigi noktalardan biri ise cok siyah-beyaz bir portre cizmesidir; evet Borgias ailesi guc ve iktidar icin en asagilik isleri yapabilecek en ahlaksiz kisilerdir ona gore. Zehirlemeden suikastcilere, santajdan en sefih cinsellige, ensestten orgylere (burada da ailenin gucu vurgusu yapilir, eski Misir firavunlari gibi cocuklarin birbirleriyle birlikte olmasiyla  Borgias kaninin saf kalmasini saglanacaktir)...  Borgias ailesi hakkinda evet tonla rivayet vardir , ornegin donemin taniklarindan birinin aktarimi:

Papanin evinde ve Roma'nin sokaklarinda artik suc veya utanc verici diye nitelendirebilecek hic bir olay yok. Kim dehsete dusmez ki...  Tanri'ya ve insana saygi gozetmeden kendi evinde sergilenen korkunc, canavarca sehvet duskunlugune?  Sayisiz tecavuz ve ensest...  St.Peter'in sarayinda toplanan fahiseler ve her kosede bulunan pezevenkler, genelevleri... 

Ama bunlarin bir kismi iktidardan dustukleri icin rakipleri tarafindan uretilmistir. Ensest ve 50 fahisenin katilidigi devasa partiler icin somut kanit bulunmamaktadir. Papanin ve Kardinallerin cocuk sahibi olmalari , metres tutmalari ise donemin normalidir. Papaligi rusvet ve santajla ele gecirmeye calisan, bunda basarili olunca da nepotismle butun yakinlarini mevki sahibi yapan ne ilk aile ne de son aile Borgiadir.

O yuzden ciddi tarihciler Borgias ailesi hakkinda anlatilanlarin -biraz da yabanci/Ispanyol kokenleri yuzunden- abartildigi konusunda hemfikirdir. Disardan gelip Italyan politik arenasinda cok hizli yukselmeye calismis, bunu yaparken de diger ailelerin olusturdugu politik dengeyi gozetmemis ve yukseldikleri hizla da dusmuslerdir. Jodorowsky'nin hikayesi bu yuzden tarihsel gerceklikten oldukca uzakken Jeremy Irons'in portresinin biraz daha insafli yaklasmasi-daha gri bir portre cizmesi daha tutarlidir (kaldi ki o bile elestirilmistir).

Fakat onsozde de belirttigi gibi Jodorowsky'nin bunu yaparken bir amaci vardir; kimi zaman ilk mafya ailesi olarak da nitelenen Borgias'lari gunumuzun bir alegorisi olarak kullanmisir. Jodorowsky'ye gore kitabin yayinlndigi tarihlerde ikinci baskanini cikarmis olan Bush ailesi dunya tarihini sekillendiren mafya-ailelerin hala surdugunun kanitidir.

Kitabin yayinindan sonra Bush ailesi ucuncu bir baskan cikarma denemesinde basarili olamadi ama onun onunu kesen baska bir aile oldu. Bugun Borgias nepotizmine rahmet okutacak bicimde gucunu saglamlastirma sureci icerisinde Trump ailesi.




Sizin de akliniza baska aileler geliyor mu? 

26 Ocak 2020 Pazar

Ruya ve Kehanet

Ruya ve Kehanet*

Jodorowsky ismiyle Western turu bir turlu kafamda eslesmemisti zira yazari hep bilim-kurgu, fantazi turleri uzerinden, yarattigi Jodorverse de denen Incal evrenindeki hikayelerinden tanimistim. O yuzden Bouncer'in ilk bes hikayesini okurken acikcasi ne bekleyecegimi bilemiyordum. Evet, Bouncer oldukca sert, guzel kurgulanmis bir Western. Fransiz Western albumlerinden beklenen herseyi karsiliyor, cizim-renklendirme stili olarak da Komanci'ye oldukca yakin bir noktada duruyor zaten ama  Jodorowsky tur olarak Western'e bir yenilik getirmese de kendi damgasini vurmasini bilmis. 

Buyuk yazarin mitolojiye, paranormale, astral beden/seyahat, tarot fali, samanizm gibi mefhumlara ilgisi malum. Bunlari Incal gibi bilim-kurgu/fantazi turune yedirmekte de maharetli; hele bir de "Beyaz Lama" serisi var ki Tibet'de gecen macera boyunca mistik alani (elbette Tibetlilerin mitolojisi,  dini inanclari ve karsi tarafta kurumsallasmis Hristiyanlik diniyle catismasi uzerinden ) cok daha derinlemesine kullanmis.




Bouncer gibi bir Western'de ise bunu yapabilecegi tek cerceveyi, yani Kizilderileri kullanmis. Hemen her maceraya bir beden-otesi deneyim yerlestirerek samanizm ve panteizm ogretilerinden ogeleri ustaca maceralarin icerisine serpistirmis. Malum, samanist rituellerde "kendinden gecme" metodu olarak muzik, dans ve bedene zarar verme-eziyet etme gibi yontemler kullanildigi kadar psikoaktif madde kullanimi da icermekte... (bu metodlarin pek cogunun izlerini daha sonra gelisen kurumsal dinlerin tasavvuf ekollerinde bulmak da mumkun)

Bu maddeleri kullanan saman-kam bedenini terkederek tanrilarin/ruhlarin katina, madde otesinin bambaska dunyasina kanatlandigini, madde perdesini yirtarak bambaska ruhsal dunyalari deneyimledigine inanmakta. Kullanilan maddeler ise rituellerin cografyasina gore degismekte elbette; cesitli mantarlardan narkotik etken maddelere sahip bitkilere hatta cesitli zehirlere kadar ama nihayetinde hep dogadan elde edilen, doga anayla baglantili maddeler bunlar. Bu maddeler kullanani euphorik-esrik bir vaziyete getirmesi, coskun-taskin hareketler sergiletmesi yuzunden tercih edilmekte ve "etkisi ne kadar gucluyse o kadar iyi" gibi bir denklemle yaklasilmakta.

Bouncer'in hemen ikinci macaresinda bu madde kizilderilerin de rituellerinde kullandigi bir kaktus turu olarak ortaya cikmaktadir:



























Seth'in kaktusun tadina bakip beden disi deneyiminde soyledikleri ayrica ilginctir: "Hayvanlarim, Gok Yuzuyum... Gunes... Ben Hedefim..." Insanin doganin sadece ayricaliksiz bir parcasi oldugunu ve avciyla avin aslinda ayni sey oldugunun altini cizen bu sozler ne kadar da tanidik...


Ucuncu macerada afyon kullanimi ile meydana gelen beden otesi deneyim sergilenir:




Bizde yayinlanan son macera ise Bouncer'in babasi uzerinden kabilesinin son uyesi oldugunu ve kabilesinin geleneksel esrime yontemini ogrendigi maceradir : yilan zehri 




Beyaz Lama'da Tibet'e giren (elbette silah zoruyla) beyaz insanlar yerlilerin dinlerini-kulturlerini nasil asagi-anlamsiz gormektelerse ve yerlileri katletmelerini nasil onlari medenilestirmek olarak nitelemektelerse Jodorowsky Bouncer'da da ayni motifi kullanmistir (Bu sefer de beyaz adam-kizilderili ikiligi ustunden) .

* Bouncer'da da cok rahat kullanilabilecek bu baslik yazarin Beyaz Lama hikayesindeki ilk bolumun basligidir.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

The Goddamned

Jason Aaron'in Cain'in hikayesini bambaska bir sekilde anlattigi cizgi roman "The Goddamned" okundugunda yakin zamanlarda cekilmis benzer konulu bir filmi hatirlamamak mumkun degil: Aronofsky'nin Noah filmi. 



Film Nuh'un hikayesini alisilmisin disinda bir bicimde anlattigi icin hem tuhaf bulunmus hem de kimi dini cevrelerce elestirilmisti. Oysa Aronofsky'nin yaptigi extra-Biblikal denen Bible disindaki (kimi apoktifal olarak nitelenen, ortadoks Hristiyanlarca kabul edilmeyen) kaynaklarin anlattigi hikayeyi perdeye tasimasiydi. Bu literaturun en onemli sahislarindan birinin yani Enoch'un filmin anahtar karakteri olmasi da bosuna degildi. 

Jason Aaron da cizgi romanda ayni seyi yapmakta ve ektra-Biblikal kaynaklari hikayelestirmekte. Yine bu literaturun onemli  kisisi Enoch'a da gonderme yapmakta: buna gore tekerlek-demiri isleme gibi teknolojileri Enoch'un zamanindan beri gormedigini soylemekte Cain (zira bu mitolojiye gore insanlik bu bilgileri bizzat Enoch'a borculudur). 



Devler olarak nitelenen Nephilim de benzer bir literaturun urunudur, "dusmus" meleklerin yoldan cikarak insanlarla uremesinden dogan bu yari-ilahi yaratiklar bir yanlariyla insanlari bir yanlariyla ilahi yaratiklari/dunya otesi katmanlari temsil etmektedir. Hic bir insanin veya doga olayinin olduremedigi Cain de bu yuzden kendini ancak bir Nephilim'in oldurebilecegine inanmaktadir. 


Islami mitolojideki Harut Marut da kendilerine insani nefisler verildiginde yoldan cikan (dusen) ve insanlarla nesilleri karisan meleklere denk gelmektedir. (Aslinda bu fikri en guzel degerlendirip yeniden yorumlayan ise Garth Ennis ve Preacher'da kullandigi Genesis fikridir bence. Tum hikaye bir melegin yoldan cikmasiyla baslar )

Son olarak Cain'in sikca silah olarak kullandigi cene kemiginin de Biblikal mitolojide onemli bir yeri oldugunu vurgulamak lazim; Bible kahramani Samson bir essegin cenekemigini silah olarak kullanarak buyuk bir Filistin ordusunu yenmistir bu mite gore. 



Devami henuz gelmese de The Goddamned ilk albumu hem cizimleri hem de hikayesiyle Amerikan comics dunyasinda gormeye cok aliskin olmadigimiz bir eser. Cok katmanli gondermeleriyle daha cok bir BD albumu tadi birakti bende. 


  





22 Mart 2019 Cuma

Siyasal Islamcilar Comics okursa...

Lacivert dergisinin son sayısındaki başlıklardan biri : “Süper kahramanların gizli Yahudi kimlikleri”. Yazının giriş cümleleri ise şöyle: 

Küresel bir pazara dönüşen süper kahraman karakterleri evrensel değerleri temsil ediyor görünebilir ancak büyük kısmının kimliklerinin arka planı çoğu mülteci Yahudi yazarçizerlerinin gelenek, kültür ve inanç kodları ile işlendi. Özellikle ilk süper kahramanların…

Dergi Siyasal İslamcı bir çizgide yayın yapmakta ve bu ideoloji için ‘Yahudi’ demenin ne demek olduğu bilindiğinde ve de böyle iddialı cümlelerle yazıya başlandığında tumturaklı başlığın içeriğini dolduracak sağlam bilgiler, kanıtlar bekliyor insan doğal olarak. Ama yazıyı detaylı okuduğumuzda tek bulabildiğimiz çizgi roman dünyasına oldukça yabancı bir kalemin önyargılarından ve kulaktan dolma bilgi kırıntılarından inşa ettiği bir komplo teorisi. Örnekler verelim hemen: 

Aslında bu öncü Yahudi çizer neslinin tıpkı kendi halkları gibi yüz yüze kaldıkları, gerçek kimliğini gizleyerek toplumla kaynaşma mecburiyeti ürettikleri çizgi roman karakterlerinin çift kimlikli yapısının da temellerini oluşturacaktı. Bunların çizdiği ilk süper kahramanlar da kendi ortamlarına uyum sağlamak için tıpkı gerçek hayattaki çizer ve tasarımcıları gibi asıl kimliklerini büyük ölçüde gizlemek ve ikili bir hayat yaşamak durumundaydılar.

Yazarın Superman ve Batman gibi kahramanların çift kimlikliklerini oluşturan tek nedenin Yahudilerin yeni kıtada kimliklerini gizlemesi olarak sunması daha önceki çift kimlikli- gizli kimlikli kahramanlardan haberi olmadığını göstermekte. Bu kahramanlar yoktan var edilmediler, koskoca bir literatürün öncülleri olan kimi çizgi roman kahramanlarının ve pulp hikâye-roman kahramanlarının üstlerine inşa edildiler. Kızılmaske, The Shadow, Doc Savage, Mandrake, Zorro, The Spider gibi kahramanlar gizli kimlikler, maskeler, taytlar, pelerinler, sidekickler, gizli üstler gibi süper kahraman çizgi romanlarının temel unsurlarını kullanmaya Superman ve Batman’den önce çoktan başlamıştı bile. Pek çok çizgi roman kahramanı gibi Superman ve Batman de bu öncüllerinden aldıkları kimi unsurları harmanlayarak ortaya çıktılar. Ama yazar bunları görmezden geliyor zira ya çizgi roman dünyasına uzak olmasından ya da önyargılarından dolayı çıktığı yolda amaçlarına uygun bir hikaye kurguluma derdinde.



20'nci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren ortaya çıkmaya başlayan üstüngüçlere sahip karakterlerin asıl esin kaynağının, gerçek köklerinden ve yurtlarından koparak yabancı oldukları bir topluma uyum sağlamaya çalışan göçmen Yahudiler olduklarını söylemek hiç de abartılı sayılmaz.

Elbette abartı sayılır hem de büyük ve cahilce bir abartı zira tek süper güçlü kahramanları yaratanlar Yahudi kökenliler değildir, aynı dönem kimi bugüne dek varlığını sürdüren kimi tozlu sayfalarda kalan pek çok kahraman yaratılmıştır. Üstün güçlü kahraman prototipi ise insanlık kadar eskidir. En eski mitlerimizden, efsanelerimizden itibaren Gılgamış’tan Herkül’e Samson’dan Zaloğlu Rüstem’e kadar insanüstü güçlerle donanmış kahramanların hikâyelerini tekrar tekrar anlatmaktadır insanlık.

1930'lara gelindiğinde çizgi roman başlı başına bir sektör olma yoluna girmiş ve bu sektörü büyük ölçüde 1910-20 arasında ABD'ye gelen Yahudi göçmenlerin çocukları yönlendirmeye başlamıştı. The Spirit adlı süper kahramanın çizeri Will Eisner, Superman'ı çizen Jerry Siegel ve Joe Shuster, Batman'ın Bob Kane takma adını kullanan çizeri Robert Kahn ve Örümcek Adam, Hulk, Fantastik Dörtlü'nün tasarlayıcıları Jack Kirby adıyla bilinen Jacob Kurtzberg-Max Ginsburg ikilisi ile geçtiğimiz haftalarda 95 yaşında ölen Stan Lee ya da gerçek adıyla Stanley Martin Lieber bunların başlıcalarıydı.

Yazar kurgusuna uygun olarak saydığı isimleri kalabalıklaştırmak için nesil farklarını göz ardı ediyor. Tüm isimleri bir araya yığıp sayarken Yahudi olmayıp çizgi romana yön veren bir sürü başka ismi elbette atlıyor. Saydığı isimlerin kimisi için Yahudilik gerçekten kimliklerinin bir parçası iken kimisi için ise sadece ailelerinin geçmişinde kalan bir hatıra olmaktan öteye bir anlamı yok. Ama yazar için aradaki farkları yok sayıp hepsini ayni kefeye koymak, genelleme yapmak daha kestirme bir yol.  

Dolayısıyla dünyanın insanüstü güçlerle donanmış bu yeni kahramanlarının geri plandaki kodları büyük ölçüde çizerlerinin kimliklerinin yanı sıra Eski Ahit'e, Kabala'ya veya efsanevi dinî figürlerin güncel bir yorumuna dayanıyordu. 20'nci yüzyılda ortaya çıkan bu kurgu süper kahramanların ilk esin kaynağını ise Yahudi efsanelerinde Golem adıyla geçen kilden yapılmış ve alnına konulan bir yazılı muska ile hizmetkâr ve koruyucu hâline gelen insansı ancak ruhu olmayan bir varlık oluşturuyordu. Spirit'in çizeri Will Eisner bunu açıkça şöyle ifade ediyordu: "Praglı Yahudileri korumak için bir haham tarafından şekillendirilen Golem, tüm süper kahraman mitolojisinin öncüsüdür. Asırlardır Avrupa'da baskı ve zulümlere uğrayan Yahudiler kendilerini karanlık güçlerden koruyabilecek bir kahramana ihtiyaç duyuyorlardı. Bu kahramanı ise Siegel ile Shuster icat etti: Superman…"

Eisner’in yorumu bir çizgi roman üstadı olarak elbette önemlidir ama adi üstünde bir yorumdur, kişisel bir görüştür; mutlak hakikat olmaktan uzaktır. Daha önce belirttiğimiz gibi süper kahramanların kökenlerine bakmak için mitolojinin kendisine bakmak yeterlidir. Her biri farklı düzeyde farklı güçlere sahip Tanrıların hikayelerini, birbirleriyle, ölümlülerle ve yari-tanrilarla mücadelelerini anlatan Yunan Mitolojisinden İskandinav mitolojisine eski çok tanrılı hikayelerdir süper kahramanların kökenleri. Bunda dolayıdır ki Thor’dan Loki’ye Herkül’den Ares’e sayısız mitolojik figür çok doğal bir biçimde süper kahramanların dünyasına eklemlenmiştir. Golem bir yaratıcıya bir kahraman yaratmak için belki ilham vermiştir ama böyle bir genelleme yapmak saçmalıktır.  



İki göçmen çocuğu Jerry Siegel ve Joe Shuster'in 1934'te tasarladıkları ve 1938'de Cleveland'da yayınladıkları Action Comics'in birinci sayısıyla sahneye çıkan Çelik Adam yani Superman, süper kahramanların ilk ve en İbrani özelliklere sahip olanıydı. Yok olmaktan kurtulması için ailesi tarafından bir sepet içinde Nil Nehri'ne bırakılan Hz. Musa'nın modern bir uyarlamasıydı adeta. Bu ilk süper kahraman ve ailesinin orijinal adı da İbranice'den alınmıştı: Kal-El "Tanrının Nuru" ya da ışığı anlamına geliyordu. Superman'ın babasının adı olan Jor-El de yine İbranice "or" (ışık, aydınlık) ve "El" (Tanrı) kelimelerinden esinleniyordu. Çizerleri bu karaktere Hz. Musa'nın tüm temel özelliklerini yansıtıyordu: Yok olmanın eşiğinde bir toplum ve medeniyet; nehire bırakılan sepete karşılık uzaya salınan küçük bir mekikle ailesinden kopan yalnız çocuk; türünün son umudu, faziletli bir birey, halkı için fedakâr, seçilmiş kişi; karşısında en güçlü orduların ve silahların etkisiz kaldığı, yenilmez ve bir millet için ilham kaynağı olacak güçlü bir kahraman… Üstelik bu kahraman Yahudi dinindeki "Tikkun Olam"adı verilen "dünyayı düzeltme, ihya etme" kavramının da büyük bir temsilcisiydi.

Beşiğe koyma miti dışında Superman’le Musa’nın hiçbir ortak özelliği yoktur. Musa halkını kurtarmak misyonunu üstenmişken Superman halkını zaten kaybetmiştir. Kendine bambaşka bir gezegende yeni bir misyon inşa etmektedir.  Musa bir dini ve siyasi bir lider olma yolundayken Superman’in bununla en ufak ilgisi yoktur. Beşik miti ise Musa’ya ait olduğu kadar birçok başka kültüre de ait genel bir motiftir. Yahudilerin bu motifi Sargon’un doğum hikâyesinden aldıkları bilinmektedir. İnsanlığın ortak malı bir kültürel motiftir. Campell meşhur kitabi Kahramanın binbir yüzünde sıraladığı kahramanın ortak hikâyeleri, motifleri sıralamasında ilk motif kahramanın doğuş hikayesinin olağan üstü olmasıdır.  Bu ya bakire bir doğumdur ya bir kaçış-kehanet söz konusudur, ya da benzeri bir olağan üstü motiftir. Yaşamı sıra dışı olacak kahramanın doğuş hikayesi de sıra dışı olmalıdır. 

Yahudi süper kahramanların ilk ilham kaynağı olan kilden yapılmış koruyucu dev adam Golem efsanesi bu defa doğrudan The Thing olarak beliriyordu. Üstelik Taş Adam'a dönüşen Benjamin Jacob Grimm karakteri adından da açıkça anlaşılacağı gibi Yahudi kimliğini gizlemek zorunda kalmıyor ve ilk doğrudan Yahudi süper kahraman oluyordu. 

Yazarın fantastik dörtlü ve The Thing i okumadığı anlaşılmakta, "The Thing" Yahudi kimligine ragmen tastan bir bedene sahip olsa da iradesi olan bir insandır neticede. Ve de buyuk bir dramin icindedir. Golem ise yaratıcısının komutlarını yerine getirmek için tasarlanmış, kendi iradesine sahip olmayan, ruhsuz bir bedeni simgeleyen robotumsu bir yaratıktır. Aralarında yüzeysel bir benzerlik dışında en ufak ortak yan bulunmamaktadır.  


Balığın karnında hayatta kalan Hz. Yunus kıssasından ilhamla hikâyesi oluşturulan ve Rimbor adlı gezegenden gelip bir uzay balinası sayılabilecek ultra enerji varlığı tarafından yutulduktan sonra kozmik güçlere kavuşan, Superman'ın çizeri Siegel'in eseri Jo Nah ya da Ultra Boy; yazar Paul Levitz tarafından bir İbrani gibi tasarlanan ve radyoaktif bir meteor nedeniyle insanüstü büyüme gücüne kavuşarak Colossal Boy'a (Devasa Delikanlı) dönüşen Gim Alon; Atom Smasher'a dönüşen Albert Rothstein; Firestorm adlı kahraman olan Martin Stein; Dr. Harleen Quinzel'ken süper güçlerle donanan Harley Quinn; Alice Cohen tarafından yönlendirilen bir Golem olan Monolithe mesela… Küresel Muhafızlar'a katılarak süper kahraman Seraphin'e dönüşen Chaim Lavon; Katolik bir baba ile Yahudi bir annenin oğlu olan Wesley Dodds ya da süper kahraman adıyla 1940'larda çizilen DC Comics'in Sandman'ı; dindar olmamakla birlikte Yahudi kimliği bilinen Songbird lakaplı Melissa Gold; Reformcu Yahudilik hareketi mensubu Jef ve Rebecca Kaplan çiftinin oğlu olarak doğan ve Wiccan'a dönüşen Billy Kaplan; X-Men topluluğundan asıl adı Wanda Maximoff olan ScarlettWitch ve Quicksilver lakaplı Pietro Maximoff da İbrani kimlikleri ihmal edilmemiş ya da Yahudilikle akrabalık bağı bulunan birçok süper kahraman arasında burada zikredebildiklerimizin bir kısmı.

Yazar artık çok bilinen kahramanlardan yeterli derecede isim bulamamış, ya da bulduklarından üretmek istediği komplo teorileri için yeterli malzeme bulamamış olacak ki artık yüzlerce süper karakterin bulunduğu Amerikan çizgi roman evrenlerinden B ve C listelerinden internetten bulduğu isimleri saymaktadır; bunların çoğunu okumadığına bahse girilebilir. Oysa uzun suredir arz-talepler göre hareket eden bir sektör olan çizgi roman piyasası ve artık çeşitliği yansıtma derdinde olan yayınevleri her dinden her etnik kökenden ve cinsel kimlikten kahramanlar yaramaktadır zaten (buna bol miktarda Müslüman karakter de dahildir). 

Süper kahramanların Yahudi geleneği mirası Jewish Publication Society tarafından 2008'de yayınlanan Ariel Kaplan imzalı From Kraków To Krypton (Krakov'dan Kripton'a) adlı bir kitapta işlenmekten de geri kalmadı. 2009'da Up, Up and Oy Vey: Yahudi Tarihi, Kültürü ve Değerleri Çizgi Roman Kahramanlarını Nasıl Etkiledi adlı bir kitap yayımlayan Brooklynli haham Simcha Weinstein da birçok ünlü süper kahramanın çizerlerinin Yahudi olduğunu ve karakterlerinin Yahudi değerlerinden, Hz. Musa ve Hz. Davut gibi büyük zatlar ile Golem ve Samson gibi efsanevi figürlerden esinlenerek oluşturduklarını belirtiyordu.

Yahudilik kimliği adına hareket eden bazı kalemlerin süper kahramanları sahiplenmek istemesinin anlaşılır bir yönü vardır; nihayetinde ortada oldukça başarılı bir is vardır ve ovunmek icin bunu kendi dini-milli kimlikleri adına sahiplenmek isteyenler her zaman çıkacaktır. Ote yandan çizgi roman da diğer sanat dalları gibi zaman zaman propaganda amacıyla kullanılmıştır elbette. Lakin yazarın da ayni iddiaya destek vermesinin nedeni basta söylediğimiz gibi bu “yabancı” kahramanların aslında nasıl Yahudi kültür ve değerlerinden neşet ettiğini, nasıl “Yahudi” olduklarını (büyük Yahudi komplosunun bir parçası olduklarını) ispat etmek istemesidir. Oysa bunu ispat edemediği gibi kahramanların Yahudi değerleri adına neyi savunduklarını da gösterememiştir: klasik donem kahramanları hemen herkes tarafından savunulabilecek, benimsenebilecek evrensel ahlaki prensiplerin yanındadır. Sevilmelerinin bir nedeni de budur.   

.

9 Şubat 2019 Cumartesi

Rewhat - Kedisiz hikayeler

Rewhat guncel yayinlari cok yakindan takip edemedigim icin pek bilmedigim bir cizerdi, sagolsun Altinmadalyon forumundan Ferzan dostum dikkatimi cekti. Degisik dergilerde yayinlanan calismalari var, kimi zaman baska yazarlarla isbirligi yapmakta kimi zaman da kendisi yazip cizmekte. Bu aralar da sosyal medyadaki kisa mizahi-kedili cizgi hikayeleri, karikaturleri sikca paylasilmakta. 

Konuyla ilgili baska ilk donem hikayeleri de var ama benim dikkatimi Otlak dergisindeki iki hikaye ozelikle dikkatimi cekti. 

Ilki (Otlak 5'de) 20 sayfa kadar suren uzun bir calisma. (Bu arada bir not: Otlak dergisinin ilk sayilarinin en buyuk problemi cok daha uzun islenebilecek derinlestirebilecek hikayelerin 1-2 sayfaya sigdirmaya calismasiydi, bu da hikayenin -ne kadar guzel olursa olsun- maalesef yuzeysel kalmasina neden oluyordu. Keske daha az hikayeyle yola cikip her cizere en azindan 4-5 sayfa ayirabilselerdi...)  50'lerden sonra kitleler halinde koyden buyuk sehirlere goc eden tum Anadolu halki icin sonra gelen kusaklarda degisik derecelerde yasanan bir sorun: kimlik & aidiyet sorunu. Elbette bu sorunun kurt ve alevi kimligi baglaminda islenmis olmasi konumuz. Kahramanimizin ideal bir mufredat ogrencisiyken yani Musluman-Turk , Ataturkcu kimligi ile yetistirilirken once Kurt oldugunu ogrendiginde yasadigi sok, ve uzerine bir de Alevi oldugunu ogrenmesi uzerine yasadigi parcalanma, kabullenmeme hikayenin omurgasini olusturmakta. Bir miktar otobiyografik ogeler tasimakta oldugunu tahmin edebiliriz. 





Ikinci hikaye (Otlak 3) 'de yayinlanmis bence daha da enteresan bir hikaye; kurt meselesiyle ilgili en tartismali konulardan biri: Dersim. Dersim'de neler olup bitigiyle ilgili pek cok tarih okumasi var elbette; bir tarafta resmi tarihin olayin bir eskiya kalkismasi oldugu ve buna gore tepki verildigi; ote yanda ise kolluk kuvvetlerinin tam bir katliam yaptigi yonunde (ve ikisi arasindali tonlarda nice farkli) yorum. 

Bizi bu cizgi roman baglaminda ilgilendiren ise devletin en yuksek makamlarinda gorev yapmis Ihsan Sabri Çaglayangil'in sozleri: 

"Magaralara iltica etmislerdi. Ordu zehirli gaz kullandi. Magaralarin kapisinin içerisinden bunlari fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmise o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanli bir harekât oldu. Dersim davasi da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi"

Hikayemiz adeta bu anlati uzerine bina edilmis, genc-idealist bir ogretmenin atandigi Dersim'in bir koyunde Dersimliler icin 'bunlar egitilemez' diyen askerlerin alayci uslubuna ragmen, isine dort elle sarilmasi ve koylulerle kurdugu iliskiyle baslamakta. Ama cocuklardan birinin magarada buldugu iskeletle hikaye seyrini degistirmekte; burada bulunan nice iskeletin koylulerin hicbir zaman usulunce defnedemedigi-yas tutamadigi akrabalari oldugunun anlasilmasi ile de devam etmekte (daha fazla spoiler vermeyelim). 












10 Ocak 2019 Perşembe

Deli Ibrahim

Once bir haber: 

"Riza Zelyut’un iki yil önce Kaynak Yayinlari’ndan çikardigi “Osmanli’da Oglancilik” kitabina, yayimlanmasindan kisa bir süre toplatilma karari verilmisti. Basbakanlik Küçükleri Muzir Nesriyattan Koruma Kurulu ise Ocak 2018 tarihli karariyla da kitabi “sakincali” listesine alinmis ve siyah posette satilmasina hükmetmisti.
Kaynak Yayinlari ise kitabin toplatilip sakincali ilan edilmesine tepki gösteren bir açiklama yayimlamisti. Kitaptaki bilgilerin Osmanli klasik metinlerinden, padisah, yazar ve sairlerinin divan, sehrengiz ve eserlerinden yararlanilarak kaleme alindigina dikkat çeken yayinevi, kitabin çocuklara zarar vermek bir yana, aksine çocuklara zarar veren yapiyi desifre ettigini belirtmis, “Kitaplari degil, taciz ve tecavüzü önleyin!” demisti.
Kaynak Yayinlari’nin karara karsi açtigi dava sonuçlandi. Ankara 11. Idare Mahkemesi, kitaptaki bilgilerin Osmanli dönemine ait belgelere dayanmasini gerekçe göstererek kitabin sakincali listesinden kaldirilmasina ve siyah posetsiz bir sekilde satilabilmesine izin verdi."

Belgelere, arsive dayali yazilmis bir kitaba Osmanli'ya iftira atiyor iddiasiyla dava acmak da, bu davanin kitabin toplatilmasiyla sonuclanmasi da fantastik isler, aklin alabilecegi durumlar degil. Kitabin iddialarindan, tezlerinden memnun degilseniz normal metodu denersiniz, siz de bu hipotezleri curutmek icin baska bir kitap kaleme alirsiniz. Mahkemeyi, kolluk kuvvetlerini kullanmak nedir? Neyse ki simdilik akil almaz karardan donulmus gibi durmakta, devaminda ne olur belli degil. 

Osmanli hakkinda -belgelere dayanarak bile olsa- elestirel/hakim diskurun disinda bir kitap yazmanin zorlastigi bir ortamda kurgu bir elestiri kaleme almak -yahut cizmek- ne kadar mumkun ? Ornegin Nuri Kurtceebe'nin 'Deli Ibrahim' cizgi romani gibi. 

Levent Cantek'in "Turkiye'de Erotik Cizgi Romanlar" makalesini okurken aklima geldi bu zira genelde hosca vakit gecirmek icin uretilmis olan erotik cizgi romanlarin bazen de  "elestiri" olabileceginden de bahsediyordu yazi: 

"Haksizlik da etmeyelim, nasil toplumlarin marjinalleri ve delileri gibi dislananlari, teröristler gibi isyankârlari varsa, erotik eglencenin rahatsiz edici düzeyde protestoculari da vardir. Anlatisi ve kahramanlariyla muhalefet eden erotik anlatilar görülebilmektedir."(1) 

Evet, ornegin Druuna tam da boyle bir anlatidir, yillarca sansurlenerek boluk porcuk yayinlandi. One cikan erotizminin yaninda harika bir bilim-kurgudur ayni zamanda. Ama bunun da otesinde katolikligin merkezi Italya'da bir katolik olarak buyumus yaraticisi Serpieri'nin ifadesiyle Druuna'nin sekse yaklasimi Judeo-Biblikal ahlaka, normlara bir isyandir.  

Deli Ibrahim Nuri Kurtcebe'nin yazdigi , Eralp Noyan'in resimledigi oldukca kisa bir cizgi roman. Eroskop dergisinin ilk sayilarinda toplam 34 sayfa yayinlanmis. Once 4 sayfa olan sayfa sayisi 3'e dusmus sonra da ekonomik gerekcelerle derginin sayfa sayisi tumden azaldigi 10. sayisinda ozel bir aciklama yapilmadan gozden kaybolmus.  Baska bir yerde tamamlanabildi mi bilmiyorum. 

.....

Hakkinda cok sey bilmedigim Eralp Noyan'in cizgisine diyecek yok, oldukca canli renklerle harika bir anlatimi var. Kurtcebe'nin hikayesindeki formul ise Deli Ibrahim ile ilgili tarihi gercekleri ve rivayetleri (her an olum korkusuyla kafesde yasamasi, tahta cikma zamani gelince kardesinin hala yasiyor olmasi kuskusu ile bunu reddetmesi, kadinlara karsi ilk bastaki tutuklugu, cinci hocanin telkinleri ile bunun gecmesi, cinci hocanin saraydaki etkinliginin artmasi, idamlar, tebdili kiyafet etmeleri,  hiddet ve sinir krizleri vb (2) ) alip bunun uzerine oldukca cesur bir mizahi kurgu bina etmek. Kurtcebe bu tarihi gerceklik kirintilarini buyuk abartilarla, mizahla ve erotizmle harmanlayarak eglenceli bir hikaye yaratmis ama ayni zamanda da keni ideolojisi dogrultusunda incelikli bir osmanli duzeni-padisahlik- harem elestirisi getirmis. 




Kendinizi hikayeye kaptirip oyle bir giriyorsunuz ki - hele Noyan'in basarili fircalariyla Cinci Hocan'in padisahi afyonlayip telkinde bulundugu, ruya-gercegin birbirine girdigi sekanslar oldukca basarili- erotizm-ciplaklik kimi zaman sadece fonda kaliyor. 



Cantek'le bitirelim: 
"Erotik çizgi romanlara azimsanarak ya da küçümsenerek yaklasildigini düsünüyorum. Aksine sakin bakilabilirse eger, bu ürünler cumhuriyet tarihinin gözden kaçirilan alanlarindan birini, gündelik yasam ve toplumsal bilinçaltini resmediyorlar. Sirf bu nedenle bile bir toplumu anlama kaygisinin parçasidirlar."
Kurtcebe'nin siyasi kimligi hem diger isleriyle hem de hala bu yasinda gozalti-tutuklama haberleriyle zaten malumumuz; o donem icin yapilan bu uretimi de sadece mizah ya da erotizmle degil siyasi elestiriyle beraber okumak gerek. 

Halihazirdaki donemde de boyle bir cizgi roman yapilamamasini-yapilamamsini da yine siyasetle ve baskin hegemonya ile beraber okumak gerek. 

kaynaklar:

(1) "Turkiye'de Erotik Cizgi Romanlar", Levent Cantek, Cizgili Hayat Klavuzu
(2) http://www.milliyet.com.tr/sekiz-yillik-saltanati-bir-faciaydi/ilber-ortayli/pazar/yazardetay/14.02.2010/1198650/default.htm

29 Kasım 2018 Perşembe

Celik Pence ve Bir Intihal Hikayesi

Quality Comics'in Amerika'da yayinlamaya calistigi Ingiliz cizgi romanlarindan bahsediyorduk ( Halo Jones , Judge Dredd ) siradaki kahramanimiz Steel Claw ("Celik Pence") .

Quality Comics portfoyundeki diger kahramanlarin nerdeyse tamami Ingiliz 2000AD dergisi  materyalidir, ama Celik Pence bunlar arasinda bir istisnadir zira eski ve koklu bir Ingiliz cizgi roman dergisi olan 'Valiant' sayfalarinda 60'li yillarda dogmustur. Superkahramanlarin populerligi artarken bir Ingiliz superkahramani yaratma ihtiyaciyla dogmus (hatta kisa bir muddet super-kahraman kiyafeti giymis) ama daha cok bilim-kurgu temali senaryosu ve Ispanyol cizeri Jesús Blasco'nun harika siyah-beyaz isciligiyle uzun yillar boyunca populerligini korumustur. Kahramanimiz bir labaratuvar kazasi sonucu elini kaybetmistir ve yerine robotik bir prostetik el takilmistir. Bir baska kaza sonucu ise (evet pek guven vermeyen labaratuvarlar bunlar :) ) celik eli haric gorunmez olabilme yetenegi kazanmistir ama sadece bir elektirik kaynagina ulastiginda bunu basarabilmektedir.


Pek cok macerasi olmasina ragmen Quality Comics renklendirdigi 4 sayiyi cikarabilmistir. Amerikan pazari icin yapilan renklendirme, ufak tefek isim degisiklikleri ve maceranin genel akisini bozmayacak kare ekleme-cikarmalarina ragmen yine de kaliteli bir sonuc ortaya cikmistir. Oldukca da guzel kapaklar cizilmistir.






Yakin zamanda basilan aslina uygun bir cilt ise su anda inanilmaz fiyatlara satilmaktadir. 

....

Gelelim intihal hikayesine ; 

Intihalleriyle meshur Turkiye Cocuk dergisi de Celik Pence'yi 'Celik El' ismi altinda renkledirerek ve bazi unsurlari degistirerek yayinlamistir. Ulasabildigim sayilara gore 89 yilinda dergide birbiri ardina her hafta 4-5 sayfa olmak 3-4 macera yayinlanmistir. Dergideki baska intihallerde de (baska bir yazinin konusu)  imzasi bulunan "Ismail Akyol" imzasi vardir seride. 

Ilk macerayi 89 yilinda bir cocukken okudugumu ve oldukca begendigimi bugun bile hatirliyorum, hele bir orjin hikayesi olan ilk maceradan sonra "Devler Kapisiyor" ismiyle yayinlanan ikinci maceraya ise bayilmistim. Zira Celik El'in karsisinda bu sefer azili bir dusman olarak bir Dr. Jekyll-Mr. Hyde karakteri, oldukca guclu bir canavar vardi; her hafta soluk soluga devam eden macera hepsi yabanci Superkahraman cizgiromanlarinin kalitesindeydi ve bizim ulkemizde geciyor!, bizim cizerlerimiz tarafindan uretiliyordu! (intihal oldugunu cok sonra ogrencektim).



Maceranin Turkiye'de gectigi havasi yaratmak icin yapilan bazi degisiklikler (bir Turk polis arabasi eklenmesi gibi) disinda yapilan bazi degisisiklikler ise derginin ideolojik konumlanmasi, Turk-Islam sentezinin bayraktariligini yapmasi nedeniyle sasirtici degildir. Bir-kac sahnedeki insanlarin ellerindeki masum icki kadehleri yok edilir, kahramanimiza ideolojik tercihi belli edecek formatta bir biyik eklenir, arka planlarda yer yer cami manzaralarina yer verilir, "Celik-El"in dusmani orjinalinde Ape-Man olarak gecerken bu tamlama asla kullanilmaz (zira olur ya "evrim" gibi kotu seyler cagristirabilir), onun yerine 'canavar', 'Vahsi goril' vb kelimeler secilir. Kahramanimiz ise zorda kaldiginda Allah'a siginir; yani kisacasi derginin ideolojisi dogrultusunda mis gibi yerli ve milli bir kahraman olmustur.

Ellerdeki kadehler yok olur

Kahramimiz dergiye uygun bir biyiga kavusur

Onde kotuuk pesinde Canavar X arkada Cami

ve tabi zor durumda Allah'dan yardim ister


Bu intihal hikayesinin tek guzel yani ise derginin kapaklarini sikca cizen Omer Muz'un bir sayida cizdigi yerli Celik Pence kapagi olsa gerek: