The Authority etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Authority etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2019 Cumartesi

Ennis'den Superkahraman Hikayesi

Preacher ve The Boys'dan tanidigimiz Ennis, superkahraman hikayeleri yerine kendi deyimi ile daha ayagi yere basan karakterleri yazmayi seviyor. Ama bu kariyeri boyunca hic super kahraman hikayesi yazmadi demek degil; iste onlardan biri Authority ekibi icin yazdigi iki kisa hikaye:   "Kev" and "More Kev".

Kev aslinda bir asker, SAS gorevlisi. Devletin verdigi tum kirli isleri -kimi zaman beceriksizce eline yuzune bulastirsa da- sorgulamadan yapmakta. Isler cigrindan cikinca da yolu Authorty ile kesismekte. 

Ennis bir askerlik ve savas tarihi hayrani, hem Preacher  hem de The Boys'da konuyu bir sekilde savas tarihine baglayip askerlik hikayeleri de katmisti ana hikayeye. Yine ayni seyi yapmakta esasen; anlatilan aslinda Kev'in hikayesi. Authority tamamen geri planda kalmakta. 

Ama bu sayilarin asil onemi kapaklari ile sevdigimiz Glenn Fabry'nin uzun sure kapak resssamligina agirlik verdikten sonra bastan sona kendisinin cizdigi ender cizgi romanlardan olmasi.   







17 Ekim 2019 Perşembe

Transmetropolitan


Siberpunk, teknolojinin geliştiği ama bilinen, alışılmış anlamda kabul gören toplumsal ilişkilerin bozulduğu- çözüldüğü bu ilişkilerin başka bir düzlemde yeniden tanımlandığı distopik bir bilim kurgu türü olarak tanımlanır. Çoğu zaman ileri teknolojiyle birlikte sefillik, perişanlık bugünkü bakışımızla belki ahlaki düşkünlük görünür ve yaygın olmuştur. Sinemada tür için verilen en bilinen örnek Blade Runner'dır elbette ama bir diğer film Johnny Mnemonic benim asıl favorim.

İşte Transmetropolitan böyle bir distopik yakın gelecekte geçmekte. The Authority ve Planetary gibi çizgi romanlarla süper kahraman türüne yepyeni bir soluk kazandıran Warren Ellis'in yazdığı yine süper kahraman çizgi romanlarında pek çok tabuyu yıkmış The Boys serisinden tanıdığımız Darick Robertson'ın çizdiği bir seri. 1997-2002 yılları arasında 60 sayı olarak yayınlanmış seri çoktan çizgi roman klasikleri arasında yerini almış durumda. Yapılan pek çok "en iyi çizgi roman" listesinde kendine yer bulmakta. 

Artık emekli olduğunu düşünen kahramanımız Spider Jerusalem'i şehirden ve medeniyetten elini eteğini çekmiş, doğaya sığınmış saçı sakalı birbirine girmiş bir vaziyette buluruz ilk sayıda (bu halini pek çok kişi Alan Moore'a benzetmektedir). Fakat şehir ve medeniyet bulaşıcıdır, peşini bırakmamaktadır. Eski editörü yasal yükümlülüklerini ve yazması gereken kitapları hatırlatınca Spider mecburen şehre ve mesleği gazeteciliğe dönmek zorunda kalır. 
Bu noktadan sonra Spider hikayeler yakaladıkça ve bunları yazdıkça onun çağını ve şehrini adım adım keşfetmeye başlarız.





Evet teknoloji inanılmaz ilerlemiştir, her yerde kameralar ve mikrofonlar kesintisiz yayın yapmaktadır. Herkes her an ‘online’dır adeta. Bu kadar erken bir tarihte (Twitter'ın, Facebook ve Insagram’ın olmadığı bir tarihte) yayınlanmış olmasına rağmen internetin ve sosyal medyanın bugün gelmiş olduğu hali, bilgi ve haber bombardımanını, bunun nasıl insanları hem birey olarak hem de topluluklar olarak yönlendirdiğini, manipüle ettiğini Ellis eserinde tahmin etmiştir (Son Amerikan başkanlığı ve Brexit seçimlerinde sosyal medyanın rolünü ve post-truth tartışmalarını akla getirmektedir). 

Bunca teknolojik gelişme karşısında insanoğlunun ezeli sıkıntıları, varoluşsal problemleri ise devam etmektedir; teknoloji bunları çözmek yerine insanlara bunları kanalize edecekleri yeni olanakları yaratmıştır. Çizgi romanın en sık tartıştığı konulardan biri post-biyoloji ve trans-human gibi kavramlardır. 

Örneğin insanlık bir uzaylı türüyle iletişime geçmiş ve bu tür genetik kodlarını insanlara satmayı kabul etmiştir. Transient ismini alan bir grup insan ise insan olmaktan bunalmış, adım adım kendilerini genetik modifikasyonlarla bu uzaylı ırka benzetmeye başlamıştır. Devlet kişisel bazda buna müsamaha göstermektedir. Fakat bunların bir araya gelip şehrin bir bölgesinde haklarını araması ise devlet tarafından tahammül edilemeyecek büyük bir problemdir. 

Bir diğer grup ise kendi biyolojik bedenlerinin engellerinden sıkılmış, ölümsüzlüğü aramaktadır. Bunun yolu ise bellidir, milyonlarca nano robottan oluşan bir bulutsu bir ağa bilinçleri ve hafızaları yüklenir, geride bıraktıkları biyolojik beden ise adeta dinsel bir törenle imha edilir. Böylece hem biyolojinin ötesine hem de insan olmanın ötesine adım atmış olur. İnsan zihni ve bilgisayarlar arasında doğrudan iletişimi hedefleyen -belki de yıllar sonra bilinç dediğimiz şeyi mekanik aygıtlara yükleyebilecek ve simüle edecek- şirketler kurulmaya başladığını hatırlayalım.  



Yaşadıkları çağdan sıkılanlar için ise kaçacakları simüle edilmiş dünyacılar da vardır. Belli bir dönemin/coğrafyanın içinde mi yaşamak istiyorsunuz; gerçek insanlarla simüle edilen bu Westworldvari dünyalardan birini seçebilirsiniz, bir farkla : Buraya girmek isteyen insanlar bilerek ve isteyerek hafıza ve bilinçlerini sıfırlamakta yani gerçekten o dönemde yaşadıklarını sanmaktadır. 

İngiltere kökenli bir yazar olan Ellis Amerika'ya da keskin göndermelerde de bulunur: seri gelir adaletsizliği ve sosyal devletin eksiklikleri yüzünden sokakta yaşamaya mahkûm olanlar yahut çocuk yaşta fuhuş yapmak zorunda kalanlarla doludur. 



Dinler ise çoktan gerçeklik iddialarını bir tarafa bırakmış tek dertleri daha çok satmak daha çok müşteriye ulaşmak için kendilerini adeta bir ürün gibi pazarlayan metalara dönüşmüştür. Saat başı yeni bir din doğmakta ve markete katılmaktadır.    



Bütün bu savrulmalar dışında bir de büyük hikâye vardır seri boyunca süren; yeni başkanlık seçimi: şimdiki başkan "Beast" ile ondan da beter bir yozlaşma içinde olan Smiley'in yarışı. Beast adında kaba-sabalığı nobranlığı karakter zaafları ve fiziği ile Nixonvari bir başkanı simgelemektedir ama günümüzün koşullarında bakarsak Trump'ı nokta atışı yakalamıştır Ellis. 



Bütün bu hengâme içinde Spider'ın derdi ise gerçeğin peşinde koşmak, otorite ile mücadele etmek ve okurlarına bunu yayabilmektir. Birbirinden beter iki politikacının da, bir nefret cinayetini örtmeye çalışan polisin de foyalarını ortaya çıkarmaya kararlıdır. Alkolik, uyuşturucu ve zihin geliştirici madde müptelası siber punk bir uyarıcıdır adeta.  

İktidarı ve hegemonyayı karşısına alması elbette sıkıntılar doğurur. Önce öldürmeye çalışırlar sonra da sistemin bir parçası haline getirirler. Susturmayı değil onu çoğaltarak etkisini azaltmayı denerler, bir süper-kahraman olarak filmlerini, çizgi karakter olarak çizgi filmlerini ve porno film yıldızı olarak filmlerini çekerler. Böylece kendisini çoğaltarak etkisini silikleştirmeye çalışırlar. 

Ama Spider'ın deyişi ile kendisi dokunulmazdır, ölümsüzdür; zira gerçeğin peşindedir.  



Ellis kurguladığı gelecek üzerinden günümüzün dünyasına ayna çevirmektedir. Bilginin çoğaldığı ama gerçeğin bulanıklaştığı, teknolojinin hızla ilerlediği ama toplumun her kesiminin artan refahtan aynı payı alamadığı, insanlığın biyolojik tanımının bile değişmeye başladığı hem muhteşem potansiyellerle hem de korkunç olasılıklarla dolu bir dünya.  

16 Mayıs 2019 Perşembe

Planetary

Planetary, Warren Ellis'in Authority ile birlikte ayni donemde yarattigi John Cassaday'in cizdigi sadece 27 sayilik oldukca basarili bir superkahraman/bilim-kurgu cizgi romani. 

Kendi tabirleriyle olaganustu olaylar arkeologlari olan kahramanlarimiz tuhaf-paranormal olaylari arastirip bilgi toplayan, kataloglayan bir gruptur. Gruba yeni katilan Elijah ile birlikte hem grubun tarihine hem de karsilastiklari olaylarin gizemine yavas yavas girmekteyiz: Elijah'in gizemli gecmisi, grubun kurucusu dorduncu adamin kimligi, yavas yavas anlatilan asil kotulerin hikayesi...

Ama esasen tum hikaye cizgi roman tarihine gonderilmis bir selam, uzun suren bir saygi durusundan ibaret. Daha ilk bolumde kahramanlarimiz Doc Brass'i bulur, yuzyilinin basindan beri kendi okkult grubuyla kotuluklere karsi mucadele eden Brass aslinda cizgi roman dunyasindaki tum super kahramanlarin bir nevi atasi sayilabilecek Doc Savage'den baskasi degildir. Orjinal Savage'in Man of Bronze diye anilmasindan dolayi bir telif problemi cikmasin diye "Brass" adi verilmistir. 

Savage'in takiminda da yine pulp tarihin kahramanlarinin bir geciti, bir ozetidir adeta : Tarzan, Asyali villian arketipini Hark , Bret Leather ise tum ilk maskeli kahramanlar The Green Hornet, The Shadow ve The Spider'in bir karisimidir. 


Pulp kahramanlarin populer kulturde aslinda kendi yerlerini biraktiklari  super kahramanlara karsi (Justice League benzeri bir ekibe karsi) dunyayi savunmasina sahit oluruz. 


Hem Savage ve arkadaslarinin hem de kahramanimiz Elijah'in dogumgunleri ise aynidir: 1 Ocak 1900. Bugun dogan bir baska birine daha atif yapilir hikayede; 20. yuzyilin ruhu olarak dogan (bu yuzden yuzyilla uyumlu olarak elektirige dayanan gucleri olan)  yazar Ellis'in The Authority icin yarattigi Jenny Sparks. Surec icerisinde birbirlerini baglayan bu tuhaf tesadufun gizemini de ortaya cikarmaya calisirlar. 

Kahramanlarimiz hemen her bolum populer kulturun ve cizgi romanin yeni yorumlariyla, yeniden kurgulanmis orjin hikayeleriyle karsilasmaya baslar. 

Fantastik Dortlu'nun hikayesini bambaska bir acidan dinleriz. John Constantine ve diger gizemli Vertigo kahramanlarini, Superman,Wonder Women ve Green Lantern'in hikayeleri yeni bastan takip etme imkani buluruz. 




Super kahramanlarin gizli kimliklerinin olmasinin adetten oldugu gunlerde Thor'un da bir gizli kimligi vardir elbette.Her ne kadar bugun bize sacma-yabanci gelse de meshur cekici Mjolnir'i ise bir sopa-baston seklinde kamufle etmektedir.


Bastonun cekice donusmesini buyu diye gecistirmeyip bilim kurgu temeline oturtmayi dener Ellis (bence harika bir bulusla) ve basarili da olur. Sherlock Holmes'den Frankenstein'a Gorunmez Adamdan Drakulaya Viktoryen donemin hala karanliklarda saklananan canavarlari ile de tanisiriz. John Stone ise James Bond/Nick Fury karisimi bir ajan tiplemesine gondermedir. Bu saygi durusu mutlak bir  takdir etme, yuceltme biciminde degildir elbette yeri geldiginde populer kulturu acimasizca elestirdigi de olur Ellis'in. 

Tum bunlarin disinda alttan alta devam eden bir de buyuk hikaye vardir : Alternatatif Fantastik Dortlu grubu uzaya degil evrenler arasi yapiya yapmaya calistiklari yolculuk sirasinda buyuk gucler kazanmis ve hikayemizin ana kotuleri olmustur. (Evrenler arasi boslukta yolculuk etme ve bunu gerceklestirebilecek bir tur uzay gemisi Ellis'in The Authority'de de kullandigi bir fikirdir) 

Tum hikaye boyunca Planetary ve Fantastik Dortlu arasindaki mucadele de adim adim ilerler. 

Kapaklar: 







6 Aralık 2018 Perşembe

The Authority - Vol 1

Daha once Superman taklitleri listesinde yer verdigimiz Apollo'nun uyesi oldugu  "The Authority" superhero grubunun ilk serisi kanimca gelmis gecmis en iyi super kahraman hikayelerinden biridir. Britanya kokenli yaraticilari Warren Ellis ve Bryan Hitch enfes bir is cikarmistir (Hitch bu seriden sonra yildizlasmistir kanimca).

Ekip ilk bakista siradan bir JLA pastisi gibi gorunse de detaylari okudukca Ellis'in senaryosuna ve karakterlerine teslim olursunuz. Ilk 3 hikaye giderek artan bir tempoyla - aksiyon dozajiyla ilerler; ilk hikayede klasik bir superinsan tehditi ikinci hikayede harika bir alternatif gerceklik -paralel dunya tehditine yerini birakir. 3. hikayede ise evrende "tanri diyebilecegimiz seye en yakin varlik"la karsi karsiyadirlar artik. 



Ellis-Hitch ikilisi 12. sayi ile zirvede final yaparlar, okuyucu mektuplari birakmamalari icin yalvariyordur. Onlardan sonra gelecek ekibin isi boyle bir performanstan sonra oldukca zordur ama bir baska Britanyali ikili bu boslugu hakkiyla doldurur, Mark Millar ve Frank Quitely (bazi sayilarda ara verseler de ) ilk seriyi bitirirler. Millar Ellis'in bilim-kurgu agirlikli harika hikayelerinin yerine oldukca vahsi-gore, ama ayaklari cok daha yere basan hikayeler yazar: "Neden superkahramanlar dunya politikasina karismazlar?" sorusuna yanit verir. Ve Authority ari kovanina comak sokunca (bir isgali onleyip ve de bir diktatoru devirip uluslararasi dengeleri altust edince) kendine belki de tanridan daha guclu dusmanlar edinir.

Quitely ise Hitchens'in superhero turu icin bicilmis kaftan uslubunun cok otesinde oldukca farkli bir uslup sahibidir, Judge Dredd dergilerindeki en vahsi sahnelerin en yetenekli cizerlerindendir. Ama ikili hakkiyla boslugu doldurur. Toplam 29 sayida ilk seri tamamlanir. 

Serinin en sevdigim kisimlardan biri ise bir JLA taklidi gibi duran ekibin karsina bu sefer bir Avengers taklidi ekip cikartmasidir Millar/Quitely ikilisinin. Hulk'tan Thor'a Kaptan Amerika'dan Demir Adama herkes vardir ekipde.




Ve cizgi roman tarihinin ana akim buyuk firmalarda kolay kolay goremeyeceginiz en vahsi sahnelerinden bazilari yasanir. 




Son olarak , hala bir-kac eksik var ama serinin hemn hemen tum kapaklari burada:












23 Kasım 2013 Cumartesi

Hawksmoor


Istanbul’u gozleri kapali dinleyen Orhan Veli’nin bir super kahramanla ne ilgisi olabilir; efendim soyle: cokca islenen bir temadir edebiyatin muhtelif orneklerinde her sehrin bir karakteri, nev-i sahsina munhasir bir kisiligi oldugu, nefes alip verdigi, “yasadigi”, insanlarla bunun dogrultusunda iliski kurdugu...

Ve gun gelir Warren Ellis bu ozelliklere gercekten sahip bir kahraman yaratir : Hawksmoor. Sehirleri dinleyen, yalnizca dinlemekle kalmayip onlarla konusan ve onlari manupule edebilen bir garip kahraman.


Hawksmoor karsimiza once Stormwatch sonra da The Authority cercevesinde cikar. Orjin hikayesi, seriden seriye degisen gucleri, yazardan yazara degisen karakteri biraz oturmamistir ama sehir-mekan-insan hakkinda yaptigi aforizmalarla, her zaman potansiyel tasiyan hikayeleri ile birbirlerinin kopyasi banal superkahramanlar dunyasinda gizli bir hazinedir.