Corto Maltese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Corto Maltese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2019 Salı

Çizgilerde Afrika


Çizgilerde Afrika 

Marvel'in muhteşem sinema evreninin önemli parçalarından birinin Wakanda ve önemli karakterlerinden birinin de Black Panter olmasından sonra Afrika'ya bu alışık olmayan bakış popüler kültürde-sinemada Afrika’nın ele alınışını tekrar gündeme getirdi. Bu bağlamda -bütün çizgi roman tarihini taramak imkânsız olsa da- çizgi romanda Afrika ve Afrikalıların ele alınışının önemli anlarının özetini yapalım istedim. 

Kara kıtanın ve Afrikalıların popüler kültürdeki temsili sömürgecilik ve kolonizasyon tarihi yüzünden hep problemli olmuştur esasen. Geçen on yıllar boyunca Batı kaynaklı popüler kültür üretiminde siyasal gelişmelere paralel belirgin bir evrimi takip etmek mümkün. 

Çizgi romanda bu tartışmanın en önemli başlangıcı Tenten’in Kongo macerasıdır (1932). Herge'nin gençlik yıllarının günahı olarak adlandırdığı ve sonradan özür dilediği bir eserdir. O günün zihniyetini/düşünce yapısını ele veren, bugünkü hassasiyetlerimizle okuduğumuzda oldukça tuhaf ve ırkçı bulabileceğimiz bir çizgi romandır. Herge'nin Afrika'ya ayak basmadan, dünyayı tanımadan oldukça genç bir yaşta ve dönemin doğrularıyla ürettiği eser sonradan Tenten'in (ve Herge'nin) ırkçı olup olmadığı tartışmalarına başlangıç noktası olmuştur. Herge'nin bu izi silebilmesi ise uzun yıllar almıştır. 

Albümde Afrikalılar adeta birer yetişkin-çocuk gibi zihinsel melekeleri çok gelişmemiş olarak yansıtılırlar. İnsandırlar ama öğretilmeye -eğitilmeye muhtaç birer çocuk gibidirler. Fiziksel olarak ise abartılı yüz hatlarıyla karikatürize edilmiş (dudaklar, burunlar) Afrikalı çizmek dönemin ve izleyen uzun yılların vazgeçilmez normudur adeta. Beyaz adamın Kongo'da işlediği günahlar bir tarafa beyaz adam medeniyet getirici, öğretici, kurtarıcı rolündedir. Macera 1946’da elden geçirilir; özellikle kolonizasyon tarihi ile bağları yumuşatılır. İlk albümde Tenten çocuklara Belçika’yı ülkeleri olarak öğretiyorken ikinci albümde basit bir matematik problemi çözmektedir. Buna rağmen albümün genel ırkçı tavrı ortadan kalkmamıştır. 




Tabi ki daha iyi örnekler de vardır; büyük usta Jije’nin yarattığı kahramanlar Blondin ve Cirage’da Blondin beyaz bir çocuk olarak serinin ana kahramanı olsa da sidekick rolünü üstlenen siyahi Cirage de ondan alta kalmamaktadır. Görünüş itibari ile az önce bahsettiğimiz şablona uygun çizilmiş olsa da oldukça akıllı olarak yansıtılmaktadır ve Frankofon gelenekteki başroldeki ilk siyahi kahramandır. 




Avrupa çizgi romanının kalbi Fransa-Belçika’da bunlar olurken Amerika'da ise Lee Falk ilk Afrikalı suçla savaşan kahramanı yaratmıştır (1934). Mandrake'nin yardımcısı/sideckicki Lothar(bizde Abdullah) bir Afrika prensidir belki ama heybetli cüssesi, üstün fiziksel gücüne rağmen özellikle ilk maceralarda konuşma melekeleri kısıtlı, fazla düşünmeyen bir aksiyon kahramanı, Mandrake'nin fiziksel gücü olmanın ötesine geçemez. Bugün baktığımızda komik ve yetersiz gözükse de toplumsal seviyede ayrımcılığı yoğun devam ettiren Amerika'da bu dönemine göre bir devrimdir adeta. Kadın-erkek ilişkilerinde ise ayrımcılık hala devam ettirmektedir, Lothar’ın sevgilisi siyahken Mandreke’nin ise elbette beyazdır. 



Bu ayrımın en belirgin olduğu çizgi romanlardan biri ise yine Falk'un yarattığı Kızılmaskedir (1936).  Kızılmaske 21 nesildir Afrika’da olmasına rağmen hala bembeyazdır zira bir şekilde hep beyaz kadınlarla evlenip nesillerini devam ettirmeyi başarmışlardır. Falk bir hikayeyle-bahaneyle elbette bunu maskeler, Phantom gençliğinde tanıdığı bir beyaz kıza aşık olur ya da kıtaya gelen bir gazeteciye ama bunlar kahramanın beyazlığını koruması için (ırk ayrımının devamı için) birer kılıftır. 

Sonuç olarak ne kadar vizyoner olsa da (siyahi bir kahraman yaratmış olsa da örneğin) Falk'un eserleri Amerika'da beyaz çocuklar için üretilmektedir; nesilden nesile ırklar arasında evliliklerle melezleşen bir Phantom'un donemin Amerika’sında okunma ve yaşama şansı yoktur. Unutmayalım ki bugünden baktığımızda ırkçı gibi yorumlayabileceğimiz detaylar zamanı için ilerici bile gözükmektedir; hala otobüslerinde coloured (renkliler) bölümünün ayrı olduğu Rosa Parks olayının henüz yaşanamadığı bir Amerika’dan bahsediyoruz.

Serinin kötü adamlarında sömürgeci, hırsız, Afrika’yı talan eden beyaz adamlar olsa da Kızılmaske yine kurtarıcı beyaz adam rolünü üstlenmiştir. Afrikalılar ise (istisnalar olsa da) irrasyonel bir şekilde birbirlerine düşen, sömürülen, korunmaya- kollanmaya muhtaç ve Kızılmaskenin etrafında örülen mite inanma saflığında olan kişilerdir. Bu haliyle Kızılmaske bir kurtarıcı beyaz adamın prototipi Tarzan’ın nesiller boyunca tekrarlanmış kostümlü süper kahraman aşamasına geçiş hikayesidir.

Yıllar sonra bu dönemin ayrımcı bakışı yine bir çizgi romanda Warren Ellis tarafından eleştirilir (Planetary - 2003). 


Çizgi romanın kahramanı Elijah Afrika’nın derinliklerinde, Wakanda tarzi bir gizli şehirde Tarzan’la konuşmaktadır. Tarzan İngiliz kızları dururken neden siyahlarla beraber olayım ki diye şaşırmaktadır. Konuşmanın devamında Afrika’da çok daha fazla vakit geçirdiği, mutlaka bir cinsel deneyiminin olmuş olabileceği ima edilince de siyahi kadınlar dışında (büyük olasılıkla yaşadığı hayvan topluluğunda) bazı cinsel deneyimleri olduğunu itiraf eder. Buna rağmen siyahi bir kadınla birlikte olmayı daha aşağı bir yerde görmektedir. Ama hikâyenin devamında bir siyahi prensesten melez bir çocuğu olur. 



Ellis adeta bütün pulp tarih adına günah çıkarmaktadır. Afrikalıların dilinden gelen eleştiri de ise Tarzan’ın kısaca iyi ve hoş olduğu ama bütün Afrikalıları kendi tebaası saymak gibi bir yanılgısı olduğu anlatılmaktadır.  

 İkinci dünya savaşı ve akabindeki süreçte pek çok Afrika devletinin bağımsızlığını kazanmasıyla kıtaya bakış da hızla değişir. Kirby ve Lee’nin teknolojik harikalarıyla Wakanda’yı ve Black Panter’i yarattığında yıl henüz 1966’dir ama Amerikan comics dünyasında asıl patlama 70’lerin başındaki blaxploitation akımı sırasında olur. Afrikalıların da tüketici olarak potansiyellerinin farkına varan yapan yapımcılar bu potansiyeli değerlendirmek (kimi zamanda sömürmek adına) birbiri ardına siyah kahramanların başrolü oynandığı ucuz macera filmleri çekmeye başlamıştır; Luke Cage, Misty Knight vb. birçok siyahi kahramanın birden sahne alması ise bu dönemin yansımasıdır. 



Bu dalga esnasında Storm ilk Afrika kökenli ana kadın kahraman olarak ortaya çıkar (1975). Storm’un en önemli özelliklerinden biri ise sadece bir siyahi Amerikalı kadın olması değil aynı zamanda güçlerini de Afrika mitolojisinden alıyor olmasıdır.  

Öte yandan Frankofon dünyada her şey doğrusal olarak gelişmemektedir elbette, inişli çıkışlı bir süreçtir bu iyileşme. Chaland’in meşhur kahramanı Freddy Lombard’ın Afrika macerası (Fil Mezarlığı) 1984’de yayınlanır.  Siyahları ele alış tarzı ve beyaz adamla ilişkileri açısından aradan on yıllar geçmiş olmasına rağmen adeta Tenten’in Kongo macerasının seviyesine bir dönüştür. 

Afrika'yla tarihi ilişkisi her zaman netameli olmuş İtalya ise konuya uzun yıllar Amerikan pulp hikayeleri tarzı (Tarzan, Kızılmaske) bir yaklaşım geliştirmiş olsa da son dönem yaratılan kahramanlarda bu değişmeye başlamıştır. Örneğin bu akımın son temsilcilerinden Adam Wild’da (2014) Afrikalıların hem fiziksel hem zihinsel yansıtılması geçmişe nazaran düzeltilmiş olsa da, Adam’ın sevgili zenci bir prenses olan Amina olsa da (en azından Tarzan ve Kızılmaske’nin kısıtlamaları umurunda değildir) kurtarıcı beyaz adam prototipi dönüşerek sürmektedir. 



Bütün bu tarih içerisinde üretilmiş belki de en ilginç çizgi romanlar ise bizzat Afrika için üretilmiş iki seridir. Apartheid rejiminin hala devam ettiği yıllarda Güney Afrika gazete bayilerinde iki kahraman belirir (1975): “Mighty Man” ve “Tiger Ingwe”. Görünüşte işçilik olarak oldukça kaliteli serilerdir. “Mighty Man” Güney Afrika’nın şehirli, modern yönünü yansıtan klasik bir maskeli kahramanken “Tiger Ingwe” Afrikalıların doğayla bağını, mitolojisini ve kırsal alanı temsil etmektedir. 



İşin aslı çok sonraları anlaşılacaktır, devlet Apertaid rejimini maskelemek, devletin kurallarına kanunlarına uyan, kendi çizdikleri ayrımcı çizgileri sorgulamayan siyah nesiller yetiştirebilmek için bir propaganda savaşı vermektedir. Bu iki kahraman da savaşın bir parçası olarak gizli fonlarla, paravan şirketlerle işin uzmanı profesyonellere yaptırılmış propaganda işleridir.

Benim favorim ise Afrika’yı ve Afrikalıları bir beyaz adam olarak kurtarmaya soyunmayan Corto’dur zira belki de en gerçekçi kahramandır. Ne onları anladığını- çözdüğünü iddia eder ne de kurtarıcı yahut kahraman olmaya hevesi vardır (1972 – Etiyopyalılar) : “Ben bir kahraman değilim”…  





11 Mayıs 2018 Cuma

Suat Yalaz'dan Yakın Tarih - 1




Karaoğlan’ın yaratıcısı Suat Yalaz, Yandım Ali ile başlayan yakın tarihe olan ilgisini birbiri ardına resimlediği belgesel çizgi romanlar serisi ile sürdürür. Yandım Ali’de denediği Orta Asya steplerinden Osmanlı’nın son dönemine taşıdığı “Karaoğlan” karakterinin yerine (1) bu sefer kahramanları gerçek tarihi kişiliklerdir. Kendisinden önce başka çizerlerin düştüğü tuzaga düşmemek için (ornegin Altin Sacli Kahraman)  olsa gerek Yalaz doğrudan doğruya Atatürk’ün hayatını, Kurtuluş Savaşı’nı ya da Cumhuriyet’in kuruluşunu konu edinmez. Bunun yerine Topal Osman Ağa, Çerkez Ethem ve Enver Paşa gibi hayatları tüm bu önemli dönemeçlerle iç içe geçmiş, kaynaşmış bazı tarihi kişiler üzerinden anlatır tüm bir dönemi.

Yalaz’ın belgesel çizgi romanlar serisi üzerinde titizlikle çalışılmış eserlerdir; metinler hazırlanırken pek çok kaynak taranmıştır, Yalaz’ın asıl faydalandığı kaynakları genelde resmi tarihin ana kaynakları olsa da yer yer çelişkili görüşler, farklı rivayetler de dipnotlarla özetlenir.

Yalaz’ın usta çizgileri, detaylı portreleri - arka fonları; pek çok fotoğraf, afiş, mektup, harita gibi belgeleri görselleştirilerek çizgi romanlara dâhil etmesi atmosferin kurgulanması ve inandırıcılığın arttırılmasına yardımcı olur. Savaş sahneleri usta bir aksiyon ressamı Yalaz’ın fırçasından etkileyici bir şekilde verilir. Zaten tecrübeli bir hikâye anlatıcısı olan Yalaz’ın ortaya çıkardığı kurgu da tarih içerisinde yaptığı ileri geri sıçramalar; paralel hikâyelerin aynı anda ele alınması hikâyenin akıcılığına katkı sağlar. Bu noktada aksayan tek yön, aynı başlık altında önceden zaten anlatılmış bir olayın ilerleyen sayfalarda tekrar ele alınması gibi -gazetelerde günlük tefrika amacıyla yapılan üretim yüzünden- düşülen normal tekrarlardır.




Yalaz, daha önce Başoğlu’nun yaptığı hataları yapmaz: hem Enver Paşa hem Atatürk birer portre ya da büst gibi değil jestleri-mimikleri, duyguları-tepkileri olan insanlar şeklinde resmedilir. Bu da çizgi romanın atmosferini destekler, inandırıcılığını arttırır. Başoğlu’nun yaralandığında bile tepki vermeyen insanotesi Atatürk’ü (Sarı Saçlı Kahraman), Yalaz’ın aynı sahneyi çok daha inandırıcı ve gerçekçi bir biçimde ele alması (Enver Paşa Efsanesi)'ni karsilastirmak yeterlidir. 
İlk eser 1992 yılında Sabah gazetesinde tefrika edilen 1993 yılında ise albümleşen “Enver Paşa Efsanesi”dir.

Yakın tarihimizin en tartışmalı isimlerindendir Enver Paşa; Türkiye’deki her görüş durduğu yere göre Paşanın bambaşka bir portresini çizmiştir. Bu portreler muhteris, beceriksiz, hayalperest bir sergüzeştten vatanperver, dahi bir kahramana kadar renkler içerir. Hatta benzer görüşte insanlar için bile mevzu Enver Paşa olduğunda işler karışabilir. Örneğin İslamci kesimin önde gelen kalemlerinden Hakan Albayrak  27-29-30 Mart 2010 tarihlerinde Yeni Şafak gazetesinde yazmış olduğu üç köşe yazısında İslami kesimlerde oldukça yaygın İttihatçı beceriksizliği – masonluk - ihanet kanaatlerinin aksine Enver Paşa’yı savunmuştur. Paşanın aldığı bazı kararların tarihin dayatması olduğunu, başarısızlık gibi algılanan bazı olayların ise sonrasında olumlu sonuçlar doğurduğunu işlediği yazılara büyük tepki almış, tartışma yaratmıştır.

Öte yandan Paşanın hayatı bir çizgi roman için biçilmiş kaftandır, bir çizgi roman kahramanına albümlerce yetecek macerayı kısa hayatına sığdırmıştır. Bu hayat ünlü çizgi romancı Hugo Pratt’ın da dikkatini çekmiş ve Enver Paşa Corto Maltese’nin “Semerkant'taki Altın Yaldızlı Ev” albümüne konuk olmuştur.


Çizgi romanlar boyunca Lawrence söz konusu olduğunda Yalaz’ın dili müstehzi ve manidardır; ‘beyaz tenli, mavi gözlü sarışın genç’ gencecikken Bedevilerce ‘en uzak harabelere’ götürülür. Her kelimesi Lawrence’ın eşcinselliğine yapılan atıflarla dolu metin oldukça manidar bir çizimle verilir: az sonra olacaklar yüzünden gözleri ışıl ışıl parlayan Bedeviler ve ‘parlak’ bir oğlan. Bu kirli-sapkın(!) ilişki aynı zamanda Osmanlı’ya karşı yapılan kirli işbirliğinin de temsilcisidir.  (Enver Paşa Efsanesi)

Yalaz’a göre Abdülhamid’in yaptığı yanlışlar ortadadır:  ‘Abdülhamid’in, Mithad Paşa’yı sürüp, Millet Meclisi’ni süresiz kapattıktan sonra, (toplam 33 yıl süren) kapalı, bilgisiz ve dünya gidişine ilgisiz zorba yönetimi...’(Yalaz, 1993a:23)ne karşın Namık Kemal şiirleri ile yetişmiş bir kurmay subay kuşağı imparatorluğun kötü gidişatına türlü çareler aramaktadır. Enver Bey “Millet-i Osmanî” diyor başka bir şey demiyorken bir başka kurmay subay –Mustafa Kemal- yeni bir şeyler söylüyordu: ‘Savunulması zor, ulaşılması güç, bizim olmayan yerleri, dini, töresi, geleneği bizden olmayan ulusları terk edip kendi has vatanımızı belirlemeli, sadece onun için çarpışmalı, gerekirse onun için ölmeliyiz’ (Yalaz, 1993a:27). Yalaz çizgi roman boyunca Enver Paşanın hem olumlu olduğunu düşündüğü yönlerini hem de başarısızlıklarını denge gözeterek vermeye çalışır: genç bir askerken gözüpekliğine, eşkıya karşısındaki başarılarına diyecek yoktur; teşkilatçı bir Paşa olarak ise orduyu gençleştirmiş, düzene sokmuş, ‘asker askere subay subaya benzemişti’  öte yandan düzeltilen ordu ‘hayalci ve maceracı Enver’in elinde büyük bir felakete yürüyordu’(Yalaz, 1993a:82).  

Albüm ilerledikçe her aşamada Mustafa Kemal ile Enver Paşa karşılaştırılır; Çanakkale gibi zaferler neredeyse tümüyle Mustafa Kemal’e mal edilirken Enver Paşa’nın payına Sarıkamış gibi yenilgiler, hezimetler kalmıştır. Çanakkale zaferinde Atatürk’ün rolü ve payı zaten ülkemizde her zaman bir ideolojik turnusol kâğıdı olmuştur. Atatürkçü bir tarih okuması Atatürk’ün rolünü adeta tüm savaşın yegâne kayda değer komutanı mertebesine yükseltebilirken örneğin muhafazakâr – İslamci bir tarih okuması tüm Çanakkale savaşını Atatürk’ün adını bile anmadan anlatabilir. Aynı şekilde Sarıkamış’ta donarak ölen askerlerin sayısı da bir başka siyasi turnusol kâğıdıdır. Yalaz tarafından da tekrar edilen ‘tek kurşun atmadan donarak şehit olan 90 bin asker’ rakamı bazı tarihçilere göre abartılmış bir rakamdır. Enver Paşa nasıl Sarıkamış hezimetinden sonra bunu kamuoyundan gizlemek adına basına sansür uygulamışsa; Kurtuluş savaşı sırasında da bir ona karşıt propaganda çalışması yapılmıştır. Örneğin Murat Bardakçı’ya göre bu abartılı rakam herhangi bir bozgun durumunda Anadolu’ya geçmeye hazırlanan Enver Paşa’yı karalama kampanyasının bir parçasıdır:

Ankara hükümeti, işte bu yüzden Enver Paşa aleyhinde bir karalama kampanyasına girişmeye mecburdu ve Sarıkamış bozgunuyla ilgili abartmalar da kampanyanın bir parçasıydı. Bunu, Enver Paşa ve arkadaşlarının ‘Bolşevik oldukları’, ‘Ruslar’dan para aldıkları’, hatta ‘erkeklerle kadınların birarada dolaşmasına izin verdikleri’ şeklinde daha başka aleyhte propagandalar takip edecekti. (Bardakçı, 2006)

“Millet-i Osmanî” fikri iflas edip de savaş da kaybedilince yeni bir hayalin peşinde koşar Enver Paşa: Turancılık. Bir taraftan Anadolu’ya dönüş yollarını yoklasa da maceralı hayatı Pamir dağları eteklerinde Rus mitralyözleri önünde son bulur. Yalaz, Orta Asya’ya olan ilgisi nedeniyle de olsa gerek Paşa’nın bir rüya peşinde ölümünü destansı bir şekilde ele alarak albümü sonlandırır. 



(1) Yandım Ali Karaoğlan’ın Osmanlı’nın son döneminde yaşamış reankarnasyonudur adeta. Çizim ve tip itibari ile ona benzemesi bir yana karakter olarak da çok benzer: onun gibi gözünü budaktan sakınmaz, haksızlığa dayanamaz. Düzenli bir ordunun bunaltıcı emir komuta zincirinde yapabilecek bir karakter değil başıbozuk bir maceraperesttir. En sıcak “uğraş” esnasında bile kadınlarla arası mutlaka iyiyken dinle arası pek hoş değildir, yüzeysel bir aidiyettir onun için din.


28 Mart 2018 Çarşamba

Rasputin

Rasputin yakin tarihin en gizemli, enigmatik, cokca tartisilan isimlerinden biri. Tarihciler ve arastirmacilar hala hayatinin detaylarini aydinlatmakla, hakkinda biyografiler kaleme almakla ugrasmakta. Nasil kisa surede Car ailesi ustunde inanilmaz bir etki alani kurdugu, sifaciligi/iyilestirici kerametleri ve dogaustu gucleri hakindaki rivayetler, inanilmaz oldurulme hikayesi (zehirlenmesi, defalarca ates edilmesi, bogulmasi) hayatini orten sis perdesini yogunlastirmakta ayni zamanda da ona olan meraki-ilgiyi arttirmakta. 

Hal boyle olunca populer kultur urunlerinin boyle verimli bir kaynagi kullanmamasi dusunulemez elbette. CR dunyasinda belki ilk degil ama en populer Rasputin Hellboy evreninde yaratildi. Mistik-okkult hikayelere, mitolojiye duskunlugu bilinen Mignola bize mecburen Nazilerle calisan (onlarin kaynaklarindan faydalanmak icin) ama onlarin dunyevi ideolojisini, kaygilarini asan fikirlere-ihtiraslara sahip ( baska bir boyutta zincirlenmis bir Tanriyi uyandirmaya calisan ) harika bir Rasputin portresi sundu, Rasputin Hellboy evreninin en onemli parcalarindan biri oldu elbette:



Bir baska Rasputin yorumunu ise -Mignola'dan once Pratt tarafindan yaratilan- Corto Maltese evreninde gorebiliyoruz. Corto'yla yollari defalarca kesisen boyut kapilari acamasa da cikarci, tuhaf ve gizemli bir Rasputin portresi bu seferki; ama ote yandan da Corto'yu surekli oldurmekle tehdit ederken bir cekiciligi oldugu da  suphe goturmez:


Dunya Mitolojisinin etinden sutunden faydalanan Marvel evreninin bu karakterden faydalanmamasi beklenemezdi elbette, Rasputin zorlama bir hikayeyle (zira bir Rus olarak Collosus'un illa Rasputin'le ilisikisi olmasi gerekmezdi) ama guzel bir fikirle (Rasputin hakkinda anlatilan dogaustu hikayeler onun bir mutant olma ihtimali dogurmustu )  X-Men takiminin Rus uyesi Collosus'a baglandi.




Son olarak Image Comics tarafindan yayinlanan Rasputin serisi ile baslangic hikayesine donuyoruz, ikinci dunya savasi sirasinda hala yasayan bir okult lideri yahut bir mutanta degil orjinal hikayeye goz atiyoruz. Yazar Alex Grecian cok usta bir kalem; Rasputin hakkindaki gercek bilgi kirinitilarini fantazi ile uygun bir dozajda karisitirip flashbacklerle cocukluguna dek uzanip 'ya sifaciligi ve dogaustu gucleri gercekse' sorusunu soruyor. Hep 'kotu' kisi olarak damgalanan "deli keşiş"e baska bir gozle bakmamizi sagliyor.



Cizer Riley Rossmo harika bir eser cikarmis, hele Sibirya sogugunu anlattigi, dogaustu guclerin aciga ciktigi sahneler oldukca etkileyici. Tek kelimenin bile yeralmadigi hikayeyi sayfalarca sirtladigi kisimlar da...

       Son olarak, eserde Rasputin'in adi "Baba Yaga" ve "Koshchei" ile birlikte ozellikle anilmis (Bunlar da Slav mitolojisinden Hellboy evrenine giren basat karakterler). Bu da artik Rasputin'in tarihi kisiliginden coktan siyrilip mitolojik bir  karakter olarak yerlestigini gosteriyor. Dolayisiyla da bundan sonra Rasputin'in degisik yorumlarina yine rastlayacagimizin garantisi elbette.