Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2022 Cumartesi

Max Fridman

Max Fridman Vittorio Giardino'nun yarattigi bir cizgi roman serisi. Iki dunya savasi arasindaki kaotik 30'lu yillarda gecen bir casusluk oykusu. Kahramanimiz Max Fridman eski bir Fransiz ajanidir. Servisden ayrilmis olmasina ragmen bir turlu bu dunyadan kurtulamaz ve cesitli yollarla takrar tekrar basi bu casusluk isleriyle belaya girer. Bir taraftan Avrupa'da yukselen Fasizm ve ote tarafta catirdamis eski imparatorluklar ustunde kurulmus yeni rejimler, yaklasan yeni savasin ayak sesleri casusluk hikayeleri icin bicilmis bir kaftandir. 





Fridman'in ilk albumu Budapeste'de gecmektedir; emekli olup tutun ticaretiyle ugrasmakta olan Fridman yeni bir maceraya atilmak icin mecbur birakilir. 


Ikinci album ise bizi daha cok ilgilenmektedir zira Fridman Istanbul'a gelmektedir. Giardino tipki Buapeste'de yaptigi gibi donemin Istanbul'unu buyuk titizlikle resmetmis; giysiler binalar, insanlar ve mekanlar oldukca detayli calisilmis. Bir donem cizgi romani olarak Fridman'i cok guclu-basarili kilan bunlar degil sadece elbette ; hikayenin akiciligi ve donemin gercek tarihi olaylari ustune bina edilisi bu arkaplan detaylarinin da onune gecmekte. 



Sovyetler birligi icindeki hesaplasma sonucu Trocki gercekten 1929'da Turkiye'ye kacar ve 33 yilinda kadar Buyukada'da "misafir" edilir. Buradan Avrupa'ya gececektir. Fridman'in hikayesinde de Istanbul'a kacan onemli bir Trockist burokrat ismin degisik gizli servisler tarafindan kovalanmasi hikayenin omurgasini olusturmakta. 

Son albumler ise Ispanyol icsavasinda gecmekte. Giardino'nun cizgileri albumler boyunca gelismekte ve sonunda harika bir Ligne Claire sitili  yakalamakta. 

Bu ikinci maceranin degisik dillerde degisik formatlarda yayinlanirken kullanilmis pek cok kapagi var, hepsi birbirinden guzel bu kapaklarin bazilariyla yazimizi bitirelim:  

 





Ek Bilgi : Istanbul macerasi 89 yilinda Gunes gazetesi ilavesi olarak yayinlanmis (Cizgi Roman Ansiklopedisinden) 





13 Ekim 2019 Pazar

Dehset Bey

Dehset Bey Kutlukhan Perker'in cizdigi Murat Mentes'in yazdigi 2016 yilinda Karakarga dergisiyle beraber fasikul olarak hediye edilmis, 6 sayi surmus bir cizgi roman. Sonralari Perker'in calismalarini topladigi albumlerden birine girdi mi emin degilim ama maaleef yayin hayati su ana kadar oldukca kisa kalmis durumda.





Alt basligi Polis-Koruma-Katil kahramanin hikayesini de aslinda ozetlemekte; eski bir polis olan 'Dehset Engiz' sonralari koruma olarak calismaya baslamistir ama bir farkla : korumakta oldugu kisilerin dusmanlarini da oldurmektedir.

Dehset bir yaniyla oldukca Tarantinovari, yerli cizgi romanimizda pek gorulmeyen bir karakter; ote yandan siyasi gecmisiyle ise oldukca yerli bir celiski icinde bocalamakta. Dehset Beyin bir de hayali arkadasi var : kendisiyle derin felsefi muhabbetler ettigi Jean Baudrillard. Ozellikle Matrix'den sonra populer kultur dunyasinda dolasima giren Fransiz filozofun bu cizgi romana sizmasi da sasirtici degil. Zira cizgi romanin metin yazari Mentes romanlariyla taniyor olsak da eski siyasal Islamci bir kalem. Islamci entellektuel dunyadaki son nesil genc kalemlerin ise postmodern filizoflara duydugu ilgi malum. Modernizm, teknoloji, kapitalizm ve Bati elestirisini kendi uretemeyen bu kesimler (hatta kimi zaman bilim ve rasyonel dusunce elestirisini bile) yine Bati'nin postmodern kalemlerden odunc almaktaydi.




Postmodern kalemler demisen Dehset Bey'in korudugu kisinin ise nobel odullu yazar Orhan Pamuk'u temsil eden Okan Mahur oldugunu hatirlatalim. Pamuk'un bir donem yaptigi cikislar uzerine aldigi tehditler gibi tehditer almaktadir yazar Okan Mahur. 


Yazarin pesindekiler ise asiri milliyetci diye nitelenen karanlik isimlerdir: Alparaslan Forsa, Bekir Kerbela ve Rakim Calapala (Mentes insan isimleriyle oynamayi romanlarinda da bol miktarda yapmakta).  Isin ilginci Dehset bey de gencliginde bu grupla ideolojik baglantisi olan bir isimdir, sonralari onlardan yolunu ayirmistir.



Burada bir parantez acalim: Mentes, Dehset Bey'e kendi gecmisinin hesaplasmasini yaptirmakta (bunu milliyetci bir grup uzerinden ele almakta) ama aslinda kendi hikayesini anlatmaktadir. AKP nin ilk iktidar yillarindan itibaren Islamci kesim bir butun olarak hareket etse de yillar gectikce ve AKP otoretiklestikce, genc Islamci aydinlarin tatli ozgurluk-insan haklari-devrim ruyalarini bir bir gomdukce buyuk cogunluk kendini iktidar nimetlerine eklemlerken, teslim olurken Mentes gibi birkac isim mensubu bulundugu camiadan giderek kopmustur. Gezi sureci de onemli bir donemectir bu seruvende. Baudrillard'a  "Kendinden emindin, dunyayi degistirecegine inaniyordun " derken kendi gencligini sorgulmakta, Islamci bir iktidar projesinden duydugu hayal kirikligini sergilemektedir. "Degismesi, ideolojik kanserden kurtulmasi" ise eski dostlari gozunde dupeduz ihanettir.

En sonunda ise Dehset Bey'in eliyle eski arkadaslariyla hesaplasir Mentes.

Perker gibi bir ustaya ise diyecek bir sey yok her zamanki gibi harika bir is cikarmakta.




25 Mayıs 2018 Cuma

Jérôme Bloche

Alain Dodier'in coktan 25. albume ulasmis genc dedektifi Jérôme Bloche'la sonunda ilk kez Ingilizceye cevirilmesi sayesinde tanisabildim. Jerome odasinin duvarlarinda Humphrey Bogart resimleri yapistiran, dedektif olabilmek icin dersler alan genc bir hayalperest. Karakteri enteresan kilmak icin eklenmis 'ilginc hobi' kategorisinde bile degisik ulkelerden hostes sevgilisinin getirdigi polis sirenlerinin seslerini dinlemekte. 

Ama sonunda istedigi oluyor ve hayalperest-sakar dedektifimiz kendini Paris'i karistiran gizemli-seri cinayetlerin ortasinda bunlari cozmek icin cabalarken buluyor. Keyifle okunacak aksiyonu ve gizemi harmanlayan bir polisiye hikaye.  

Dodier'in cizgisini belli basli Frankafon akimlara koymak zor, zaten yaratilis yili itibari ile (82) belli basli Fransiz ekollerinin arasindaki sinirlarin belirginsizlestigi nispeten yeni bir doneme tekabul ediyor. Gercekciye yakin bir cizgi ama koca patatees burunlarla Marcinee ekolune de kayabiliyor kimi zaman. Kendine has, zevkle takip edilebilecek bir cizgi. 

Hikayenein yaratilisinin nispeten yakin tarihli olmasina ragmen internet, cep telefonu ve teknoloji devrimi oncesi bir doneme; hem ulasimin hem de iletisimin bugune gore kisitli bir doneme ait olmasi 
yuzunden de klasik Frankafon kahramanlarinin, Tenten'in, Blake & Mortimer'in  nostaljik tadini tasiyor elbette. 





Henuz bir album tercume edildi Ingilizceye, ikincisi de yolda ama album kalitesi ve maceralar boyle giderse devami gelir butun seriyi takip edebiliriz saniyorum. 

ilk cizimler


16 Aralık 2017 Cumartesi

Hercule Poirot

"Hercule Poirot" Agatha Christie'nin yarattigi en meshur karakter, onlarca romani ve hikayesi var. Bunlar zaman icerisinde cok degisik medyumlara aktarilmis durumdalar radyo oyunlarindan, sinemaya, tiyarolardan tv dizilerine (izlemedim ama bir animesi bile varmis galiba). Bunlar yeterli degilmis gibi bir de Cizgi Roman uyarlamalari var elbette :) 



Poirot'dan dedektiflik felsefesi

Hercule Poirot bir Belcikali olmasina ragmen hikayelerinin cogunlugu Agatha Christie'nin yasadigi Ingiltere'de geciyor. Elbette Frankofon ekolu bu firsati kacirmayip bu Belcikali dedektifin hikayelerini CR'a donusturuyor (Fransizca olarak) . Sonrasinda ise albumler Fransizca'dan Ingilizccye tercume edilerek bu sefer Ingilizce basiliyor :)  

Poirot'u senelerce basariyla canlandiran David Suchet 

CR formunda uretimin esere pek birsey kattigi kanaatinde degilim, tamamen arz-talep dengesi dusunulerek uretilen bir proje aslinda. Farkli cizerlere farkli hikayeler (farkli usluplarda) siparis edilerek serinin 
tamami bir de CR formatinda (piyasa kaygilariyla) uretilmis. Zaten cok basarili film ve dizi uyarlamalari varken CR'nin 48 sayfalik bir albumle (hele polisiye gibi bir turde) bir de ikinci sinif cizerlerle hikayeye cok sey katmasi beklenmemeli zaten. 


Bir kismi Turkce'ya de cevrilmis olan 20 kadar album var. Iki albume goz atma firsati buldum: "Dead Man's Folly" (Marek) ve "Evil Under The Sun" (Thierry Jollet) 

Binalari, dis mekanlari, tabiati oldukca basarili resmeden Jollet insan portrelerine gelince o derecede basarili degil malesef. Lakin mimiklerin, yuze yansiyan duygu ve dusuncelerin iyi bir sekilde tasviri ise bir polisiye-dedeftiflik hikayesi icin elzem. 




Marek'in ise kendien has bir uslubu var ama tur icin ne kadar uygun bilemiyorum, karanlik bir cinayet hikayesinden ziyade eglenceli bir mizahi hikayeye yatkin bir uslup : 

Dunyanin en meshur dedektiflerinden birini zorlamayacak bir problem :) 

Sonuc olarak cok bana gore degil ama yine de polisiye meraklilarina hitap edebilecek bir seri.