Herge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Herge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2022 Cuma

Heykel

 

Heykel

Antropoloji tarihinin en ünlü ve en tartışmalı isimlerinden Napoleon Chagnon birkaç yil önce 81 yaşındayken öldü. Amazon ormanlarındaki Yanamamolar üzerinde uzun yıllar çalışmış Chagnon oldukça tartışmalı bir isimdi zira zihnimizde inşa ettiğimiz barışçıl- doğayla uyum içerisinde yaşayan yerli imgesini çalışmalarıyla altüst etmişti. Ona göre Yanamamolar sürekli bir savaş hali içerisinde yaşamakta, güçlü köyler nüfusu azalan köyleri basıp erkekleri öldürüp çocuk ve kadınları kaçırmaktaydı. Cinayetler topluca işlendiği için belli bir yaşın üstündeki hemen her erkek mutlaka bir cinayete karışmıştı. Elbette pek çok antropolog bunun böyle olmadığını iddia etmekteydi; Chagnon ırkçılıkla ve kanıtları çarpıtmakla suçlandı.

 


Antropoloji sahası -hele ilk emekleme yılları- Batı’nın kolonyalizm ve oryantalizm tarihi yüzünden böyle pek çok tartışmayla dolu. Bunlardan biri de bugün Batı’da hemen her büyük şehrin etnografya müzelerinde sergilenen ‘fetiş’ adı verilen objeler. Bu başlık altında çeşitli masklar, ama özellikle heykeller ve heykel benzeri objeler toplanmakta. Ozellikle Ingiltere muzeleri dunyanin dort bir yanindan toplanmis heykellerle dolu. Fakat bu ismin kendisi bile tartışmalı. Zira pek çok 19. yüzyıl düşünürü bu fetişlerin-heykellerin yerlilerin soyut düşünme yeteneği olmadığından dolayı maddeye özel anlam yüklemeleri, büyüye-paranormale inanmaları, bu heykellerin doğa üstü güçlere sahip olduklarını sandıklarını söylemektedir. Bundan dolayı da bu heykeller yerliler tarafından kutsal olarak tanımlanmakta. Bu yaklaşıma bugün oldukça tartışmalı; Batılı-rasyonel-bilimsel akıl ve metodoloji her şeyi sınıflandırıp- isimlendirirken, üstten bakıp değerlendirirken gerçekleri mi bulmakta yoksa atladığı detaylar, yerlilerin yaklaşımlarında kavrayamadıkları gerçekler var mı?

Uzun suren sömürgecilik döneminde Asya, Afrika ve Güney Amerika’nın en ücra köşelerindeki topluluklarda, kavimlerden toplanan -ve bugün Batı’da sayısız müzeyi dolduran bu heykeller popüler kültürün pek çok alanına -ve elbette çizgi romanlara da- zaman içerisinde sızmıştır. Çizgi roman dünyasında da bu egzotik/tuhaf heykeller bol miktarda kullanılmış; çizgi roman kahramanlarının egzotik coğrafyalara yelken açmasına vesile olmuştur. 

Çizgi romandaki pek çok ilk gibi Tenten bu konuda da çığır açıcıdır. Tenten “Broken Ear – Kırık Kulak” macerasında daha 1935-37 yıllarında bir fetiş heykelin ardında en güzel maceralarından birini yaşamıştır. Hikâye yine bir etnografya müzesindeki Arumbaya kabilesine ait heykelin çalınmasıyla başlar (Herge müzede gördüğü gerçek bir heykelden esinlenmiştir) ve kabilenin yaşadığı Güney Amerika’ya kadar uzanır. Herge Güney Amerika’da geçen kısımlarda ise Arumbaya kabilesi ve komşu kabile Rumbabaslar karşıtlığı ile barışçıl/savaşçı kabile etiketlerini de tartışmıştır. Bu hayali kabileleri, silahlarını, giysileri ve görünüşlerini yaratırken de dönemin bölgeyi anlatan gezi, referans ve etnografya kitaplarından bulduğu gerçek unsurları derlemiştir.  

 


Bundan sonra pek çok kahraman sayısız heykel peşinde koşarak maceralar yaşamıştır.

Tenten refereanslarini seven Tardi, meşhur kahramanı Adèle Blanc'i 1976’daki albümü “Eyfel Kulesi Cini”nde bir Asur şeytan kültünün heykeli Pazazu peşinde koşturmaktadır. Oldukça girift bir kurguya sahip macera yerlilerin bu fetişe madde dünyasının ötesinde anlam yüklemelerini tamamen ters yüz eder. Bu sefer şehrin ileri gelenleri, eğitimli-zengin tabakasından bir grubun bu oryantal külte kendilerini irrasyonel bir biçimde kaptırmaları anlatmaktadır. Tardi böylece belki de bireysel anlamda sadece “yerliler”in değil beyaz adamın da düşündüğü kadarıyla rasyonel olamayabileceğini sergiler. Öyle ya çarmığa gerili İsa heykeli yahut Meryem ana ikonu da fetiş değil midir esasen?


 

Tome-Janry döneminin Spirou ve Fantasio'sunun da heykel peşinde sürüklendikleri bir macera vardır; Avusturalya macerası (1985). Aborjinlerin kutsal bir heykelini bulan Count of Champignac bu yüzden tehdit altındadır zira bölgenin madencileri bu buluntunun bölgede Aborjinlere haklar vereceğinden ve maden sahalarının elden çıkacağından korkmaktadır. Macera klasik kaçırılma -kurtarma mizahi içinde dinamik bir şekilde devam ederken arka planda hep yerliler, yerlilerin kutsalları-toprakları, bu topraklar üzerindeki hakları ve beyaz adamın bitmek tükenmek bilmeyen iştahı temaları devam etmektedir.

1988 yılında yayınlanan Yoko Tsunu albümünde (Le Matin du monde - The Morning of the World) kahramanımız antik bir Endonezya heykelciğinin yüzünden zaman ve mekan sınırlarını zorlayarak bir yolculuğa çıkar.

Fumettilerde yerliler ve heykelleri temaları benzer kalıplarla bolca kullanılmıştır, sadece bir örnek verelim. Mister No Maya Heykeli macerasında (2004) bir Maya heykelini Meksika topraklarında aramaktadır. Heykelin para-normal gücü kahramanlarımızı kendine çekerken, heykele sahip olan kabileye ulaşmaya çalışırlarken yardım istedikleri melez yerli ayak diremektedir: “Sizin ‘uygarlığınız’ henüz onları zehirlemedi… Umarım olabildiğince geç ulaşır”. Ama bu güzel girişe rağmen tartışma Fumettilerin yapısı gereği derinleştirilmemekte, üstünkörü birkaç cümleyle geçiştirilmektedir.

  


Pek çok heykelle bezeli Conan’ın dünyasında ise antropolojiye fazla kafa yormaya gerek yoktur, kural basittir: heykeller daima tehlikelidir. Eğer bir külte-dine-tarikata ait heykel bir macerada gözüküyorsa bu fetişin sahibi kavim/topluluk ne kadar ilkel olursa olsun akla aykırı, uçuk iddialarını ciddiye almak gerekir. Zira heykeller -ne kadar küçük veya zararsız gözükürse gözüksün- maceranın akışıyla birlikte ya canlanır ya da başka bir tehlikenin kapılarının açılmasını tetikler.

 

Yerli çizgi romanımızda da kahramanlarımız başı kimi zaman heykellerle belaya girmektedir.

Karaoğlan’ın en ilginç maceralarından Hint Yıldızı macerasında bütün hikâye bir Buda heykelinin boynunda asılı olan Hint yıldızı adı verilen bir mücevherle başlar. Elbette Karaoğlan’ın da Hint prensesleri, mücevherler, tuzaklar ve komplolarla geçen dört dörtlük bir ‘swashbuckling’ macerasının ortasında antropolojiye kafa yoracak pek hali yoktur.

  


Ama en ilginç yerli macera ise tüm fetiş tanımını ve formülünü alt üst eden Zorba hikayesi Galip Tekin'den ile gelir. Kahramanlarımızın yolu bir köye düştüğünde köylülerin “Zorba” ismini verdikleri heykelle tanışırlar. Heykel geceleri köyün kadınlarını etkisi altına almakta ve onlarla ilişkiye girmektedir; dahası bu kadınların heykelden mutant çocukları olmaktadır. Köylüler ne yaptılarsa bunu engelleyememişler, en sonunda hem vaziyeti hem de melez çocukları kabullenmek zorunda kalmışlardır. Heykel köyde hem nefretin hem de zevkin kaynağı olmuş, herkesin bildiği ama kimsenin açıktan konuşmaya cesaret edemediği bir tabu olarak konumlanmıştır. Tekin’in pek çok hikayesi gibi bu maceranın sonu da uzaylılarla açıklanır: fetişlerdeki alışılagelmiş fetişin sahibi yerli / fetişi inceleyen-yorumlayan beyaz adam/bilim insanı denklemi bozulmuştur. Bu sefer incelenen – hatta üzerinde deney yapılan- tüm insanlardır; inceleyenler ise heykeli (“otomatik deney dölleme makinesi”) gönderen meçhul uzaylılardır.

  

 

 

 

 

9 Nisan 2022 Cumartesi

Tenten ve Romanlar

Ikinci dunya savasinin adi yeterince duyulmamis, uzerinde yeterince kafa yorulmamis soykirimi Romanlara karsi yapilanlardi; Naziler yuzbinlerce Romani irki sablonlarina uymadiklari gerekcesiyle oldurduler, surduler yahut kisirlastirdilar. Iktidara gelir gelmez cikarilan bir yasayla baslamisti hersey; Romanlarin -adlari zikredilerek- kalitsal problemleri-irki kirliligi ortadan kaldirmak adina kisirlastirilmalara yetki veriyordu. 


Isin fenasi savas sonrasinda Avrupa'da Nazilerin isgal ettigi pek cok cografyada Romanlara karsi Nazilerin katliamlari bitmis olsa da ayrimcilik ve kovusturmalar devam etti. Savas oncesi yasalara donulmustu ama Nazilerin metodlari, kimi yerlerde ayni kisilerce 'uzman' kisvesi altinda uygulanmaya devam etti. Ornegin Fransa'da Romanlarin hareketlerini denetlemek ve duzenlemek icin 1912'de cikarilmis kanunlar ancak 1969'da degistirildi.   

Herge ve irkcilik cokca konusulmus bir konu; ozellikle ilk albumleri, cizerin Nazi isgali altindayken Tenten'i devam ettirmesi, sonrasinda bir villian icin kulanilan Yahudi tiplemesi sikca tartisilan konular. 

Ama ote yandan denklemin arti yanina yazilacaklar da bir hayli uzun; Blue Lotus albumu icin yaptigi detayli arastirma gibi. Iste bunlardan biri de savas sonrasi Avrupasinda Romanlara yaklasimi olmustu Herge'nin. 61-62 yilinda yayinlanan The Castafiore Emerald albumu en basarili albumlerinden olmasa da bu konuda enteresan izler barindirir. Kaptan Haddock tatsiz tanismalarinin ardindan Romanlari devletin kamp yapmaya zorladiklari yeri gordukten sonra kendi arazisine davet eder: 


Ama "hirsizlik" sonrasinda Romanlarin kamp yaptigini duyan Thomson & Thompson onlari suclamaktan kendilerini alamazlar; onlara gore Romanlar kotudur zaten tam bu islerin adamdirlar. Bu yuzden suclu bellidir. Kendilerine ne gibi bir delilleri oldugunu soran Tenten'e cevaplari donemin ve burokrasinin Romanlara bakis acisini yansitmaktadir; delili tabi ki sonrasinda bulacaktirlar: 




Herge'nin yararlandigi fotograflar ve albume yansiyan paneller : 




Kaynaklar : 

"Roma of Europe: an invisible genocide?",  History Today, Feb-22

Tintin, The Complete Companion  


11 Eylül 2019 Çarşamba

Spirou'dan Tenten'e selam

Fransiz cizgi romanlarinda sikca gorulen selamlamalardan biri:

Spirou ve Fantasio'nun 40. albumu La frousse aux trousses (Fear on the tail, 1988)'de kafadar ikilimiz Nepal sinirina yoculuk eder. Elbette soz konusu bu bolge olunca Spirou'nun en buyuk rakibi Tenten'in 30 sene onceki bolgede gecen Tibet macerasini hatrilamamak imkansiz. 

Ikilinin rehberi Gorbah kendisinin iyi bir rehber oldugunu daha once genc bir yabanciyi ve kucuk beyaz kopegine de rehberlik ettigini iddia etmekte (isim vermeden). Hatta onlara meshur Yeti'yi gosteridigini de...



Tenten ve Milu'ya gonderilen bu acik selamdan sonra rehber Gorbah Kaptan Haddok'un meshur kufurlerinden biri 'Blistering Barnacles'i kullanarak iddiasinin gercek oldugunu dusundurtur okuyucuya :) 

5 Eylül 2019 Perşembe

Herge'yi Yaniltan Cizgi Roman : Yoko Tsuno


Yoko Tsuno, Roger Leloup tarafindan yazilip cizilen oldukca uzun soluklu frankofon bir bilim-kurgu serisi. Su ana dek 29 albumu cikmis durumda. Yoko Tsuno isminde bir Japon kadinin basrolunde oldugu, basrolunu bir kadinin ustlendigi ilk cizgi roman serilerinden. Bir baska benzer ornek Natasa ile birlikte ayni dergide (Spirou) ayni yillarda (70'lerin basinda) dogmus. 



Temiz cizgi ekolunun en guzel orneklerinden olan seri ayni zamanda gercekci-rasyonel temellere oturtulmaya calisilan senaryolariyla taninmakta. 

Leloup, kariyerine renklandirmeyle baslayip sonra uzun yillar Herge'nin studyosunda Tenten uzerinde calismis. Herge'nin yaninda gecirdigi 15 yilda hic karakter-insan figuru cizmedigi halde inanilmaz detayli arkaplanlar, arabalar ve ucaklar cizmis. Bu becerisini de kendi serisi Yoko'da zirveye tasidigi acikca gorulmekte. 



Yoko'nun maceralarinin gececegi yerleri -eger gercek cografyalarsa- onceden calisip, gezip arsivleyen Leloup'un resimledigi bazi paneller fotograf detaylarina sahip inanilmaz gercekci kareler. Hayranlari tarafindan biraraya getirilmis birkac ornek: 



Bu gercekcilik ve detayciligi Herge studyosunda gecirdigi tecrubeye baglayan Leloup'un Herge'den edindigi bir baska dersi ise soyle ozetlemekte: 
"Herge'nin en buyuk kusurunu da devraldim; cilginca ama kendi karakterine inanmak. Yoko'ya Herge'nin Tenten'e inandigi gibi inandim. Ve boylece okur da ona inandi."  
Ama Herge baslangicta bir kadin kahramanin cizgi roman olarak basarili olabilecegine inanmaz; Leloup'a denemesini basarili olamazsa istedigi zaman geri donebilecegini soyler. Yoko'nun yaratildigi yillarda yani 70'lerde cizgi roman dunyasinda kadin kahraman nerdeyse yok gibidir. Bu yuzden Yoko'nun rakiplerinin arasindan siyrilmasi da kolay olmamistir. Leloup, belki de bu yuzden onu siradan bir kahramandan (ornegin Tenten'le kiyaslanirsa) cok daha fazlasiyla donatmistir: Pek cok dil konusabilen Yoko bir elektronik muhendisidir, her turlu teknoloji ve bilgisayar konusunda tecrubelidir. Bunlarin ustune bir de uzakdogu sporlari konusunda uzmandir. Her klasik kahraman gibi cok cesur ve fedakardir. Ayni zamanda milletine atfedilen asiri gurur, inatcilik gibi ozellikleri de gostermekte ama ozel zamanlarda kimano giymek gibi kulturel gostergeleri de gururla sergilemektedir. 



Her Japon'un elektronikten ve kareteden anlamasi gibi bir karikaturize portre cizilmis gibi dursa da bu siradisi ozelliklerine ragmen 70'lerde Bati toplumunda bir kadin olmak -hele yabanci- olmak hic kolay degildir. Yoko kimi zaman irkci-cinsiyetci soylemlerin hedefi olmakta ama bunlari en guzel bicimde yanitlamaktadir. 



Erkek kahramanlarin kadin sidekicklere sahip olmasi gibi iki de erkek sidekicke sahiptir Yoko; serinin mizahini ureten karakter Pol ve daha aklibasinda karakter olan Vic. 

Yoko hem bir kadin hem de bir gocmen olarak 70'lerden beri ana karakter olarak cizgi roman dunyasinda ayaklarinin ustunde durmaktadir. Leloup 'un enerjisi yettigi muddetce de buna devam edecege benzer. 

16 Ağustos 2019 Cuma

Rocco Vargas

Ispanyol sanatci Daniel Torres uzun yillardir harika illustrasyonlar ve cizgi romanlar uretmekte ama bildigim kadari ile Turkce'ye henuz bir eseri cevrilmedi. 





Stili meshur Herge'nin adiyla anilan Ligne Claire (Temiz Cizgi)'nin organik ve modern bir uzantisi (Atomic stil olarak da adlandirilmakta kimi yerlerde). Temiz cizgideki gibi mimikler ve yuzler basite, golgeler ve taramalar asgariye indirgenmis ama ote yandan renkler ve cizgiler cok net, arkaplanlar ve araclar-binalar cok detayli. Farki, figurlerin ozellikle de insan figurlerinin biraz daha stilize edilmis, orantilarin abartilmis olmasi. 

Henuz okuyamadigim baska cizgi romanlari da var ama Ingilizce'ye cevrilenlerin en uzun soluklu ve populer kahramani harika bir bilim-kurgu : Rocco Vargas. 

Rocco Vargas'la tanistigimizda kahramanimiz artik orta yaslarindadir, gencligi oldukca firtinali ve hareketli gecmis bir maceracidir. Ama artik oldukca durgun-dengeli bir yasam surmektedir. Bir taraftan meshur bir gece klubunu isletmekte ote taraftan bilim-kurgu hikayeleri yazmaktadir. Oldukca taninan populer bir yazar olmustur. 



Lakin bu dengeli yasamini kaza eseri bulastigi kisiler ya da gecmisinin hareketli gunlerinden cikip gelen eski dost ve dusmanlar bozmakta onu ister istemez kaosa suruklemektedir. Boylece hikayelerle birlikte hem Vargas'in gecmisine pencereler acip kisiel tarihini ogrenme firsati buluruz hem de yeni maceralara -biraz da isteksiz olarak-  yelken acmasina tanik oluruz. 



Vargas'in evreni uzaylilarla, mutantlarla, robotlarla ve cyborglarla dolu icinde bilim-kurgunun tum klasiklarini gorebileceginiz eglenceli bir evrendir. Insanlik gunes sistemi icindeki butun gezegenlere ve bunlarin uydularina seyahat etmis kimi yerlerde kolonilesmis veya oranin sakinleriyle tanismistir. Lakin gunes sisteminin bu gezegenlerarasi ortami barisseverlikten oldukca uzaktir; surekli bir yerlerden koloni savaslari haberleri gelmektedir. 

Torres insanligin yayilmasina ustaca bir set de cekmistir, evet insanlik bu gezegenlere ve aylarina rahatca seyahat edebilmektedir lakin en yakin yildiz bile erisilmeycek uzakliktadir. Vargas da bir anlamda bu yuzden pilotlugu-kesfetmeyi ve maceralari birakmistir zira onunde asilmaz bir set vardir. Bu yuzden hayalinde yarattigi bilim kurgu kahramanina maceralar yazmaktadir. 



Ama bu bilim kurgu evreninin en buyuk ozelligi bunlar degildir elbette, retro bir atmosfere sahip olmasidir. Evet ucan arabalari, uzay gemileri vardir ama hepsi 50'li 60li yillarin estetigine, dizaynina sahiptir. Giysilerden mekanlara, icilen kokteyllerden mesleklere-insan iliskilerine 50'li 60li yillarin dokusu, estetigi sinmistir herseye. Bu retro-gelecek olgusu, gelecekle gecmisin harmanlanmasi da cizgi romanin en onemli unsurudur. 


Klasik anlamda bir uzay kahramani-pilotu olacak Vargas'in cocukluk kahramani ise suphesiz turun oncusu Flash Gordon'dan baskasi degildir. 





13 Ağustos 2019 Salı

Çizgilerde Afrika


Çizgilerde Afrika 

Marvel'in muhteşem sinema evreninin önemli parçalarından birinin Wakanda ve önemli karakterlerinden birinin de Black Panter olmasından sonra Afrika'ya bu alışık olmayan bakış popüler kültürde-sinemada Afrika’nın ele alınışını tekrar gündeme getirdi. Bu bağlamda -bütün çizgi roman tarihini taramak imkânsız olsa da- çizgi romanda Afrika ve Afrikalıların ele alınışının önemli anlarının özetini yapalım istedim. 

Kara kıtanın ve Afrikalıların popüler kültürdeki temsili sömürgecilik ve kolonizasyon tarihi yüzünden hep problemli olmuştur esasen. Geçen on yıllar boyunca Batı kaynaklı popüler kültür üretiminde siyasal gelişmelere paralel belirgin bir evrimi takip etmek mümkün. 

Çizgi romanda bu tartışmanın en önemli başlangıcı Tenten’in Kongo macerasıdır (1932). Herge'nin gençlik yıllarının günahı olarak adlandırdığı ve sonradan özür dilediği bir eserdir. O günün zihniyetini/düşünce yapısını ele veren, bugünkü hassasiyetlerimizle okuduğumuzda oldukça tuhaf ve ırkçı bulabileceğimiz bir çizgi romandır. Herge'nin Afrika'ya ayak basmadan, dünyayı tanımadan oldukça genç bir yaşta ve dönemin doğrularıyla ürettiği eser sonradan Tenten'in (ve Herge'nin) ırkçı olup olmadığı tartışmalarına başlangıç noktası olmuştur. Herge'nin bu izi silebilmesi ise uzun yıllar almıştır. 

Albümde Afrikalılar adeta birer yetişkin-çocuk gibi zihinsel melekeleri çok gelişmemiş olarak yansıtılırlar. İnsandırlar ama öğretilmeye -eğitilmeye muhtaç birer çocuk gibidirler. Fiziksel olarak ise abartılı yüz hatlarıyla karikatürize edilmiş (dudaklar, burunlar) Afrikalı çizmek dönemin ve izleyen uzun yılların vazgeçilmez normudur adeta. Beyaz adamın Kongo'da işlediği günahlar bir tarafa beyaz adam medeniyet getirici, öğretici, kurtarıcı rolündedir. Macera 1946’da elden geçirilir; özellikle kolonizasyon tarihi ile bağları yumuşatılır. İlk albümde Tenten çocuklara Belçika’yı ülkeleri olarak öğretiyorken ikinci albümde basit bir matematik problemi çözmektedir. Buna rağmen albümün genel ırkçı tavrı ortadan kalkmamıştır. 




Tabi ki daha iyi örnekler de vardır; büyük usta Jije’nin yarattığı kahramanlar Blondin ve Cirage’da Blondin beyaz bir çocuk olarak serinin ana kahramanı olsa da sidekick rolünü üstlenen siyahi Cirage de ondan alta kalmamaktadır. Görünüş itibari ile az önce bahsettiğimiz şablona uygun çizilmiş olsa da oldukça akıllı olarak yansıtılmaktadır ve Frankofon gelenekteki başroldeki ilk siyahi kahramandır. 




Avrupa çizgi romanının kalbi Fransa-Belçika’da bunlar olurken Amerika'da ise Lee Falk ilk Afrikalı suçla savaşan kahramanı yaratmıştır (1934). Mandrake'nin yardımcısı/sideckicki Lothar(bizde Abdullah) bir Afrika prensidir belki ama heybetli cüssesi, üstün fiziksel gücüne rağmen özellikle ilk maceralarda konuşma melekeleri kısıtlı, fazla düşünmeyen bir aksiyon kahramanı, Mandrake'nin fiziksel gücü olmanın ötesine geçemez. Bugün baktığımızda komik ve yetersiz gözükse de toplumsal seviyede ayrımcılığı yoğun devam ettiren Amerika'da bu dönemine göre bir devrimdir adeta. Kadın-erkek ilişkilerinde ise ayrımcılık hala devam ettirmektedir, Lothar’ın sevgilisi siyahken Mandreke’nin ise elbette beyazdır. 



Bu ayrımın en belirgin olduğu çizgi romanlardan biri ise yine Falk'un yarattığı Kızılmaskedir (1936).  Kızılmaske 21 nesildir Afrika’da olmasına rağmen hala bembeyazdır zira bir şekilde hep beyaz kadınlarla evlenip nesillerini devam ettirmeyi başarmışlardır. Falk bir hikayeyle-bahaneyle elbette bunu maskeler, Phantom gençliğinde tanıdığı bir beyaz kıza aşık olur ya da kıtaya gelen bir gazeteciye ama bunlar kahramanın beyazlığını koruması için (ırk ayrımının devamı için) birer kılıftır. 

Sonuç olarak ne kadar vizyoner olsa da (siyahi bir kahraman yaratmış olsa da örneğin) Falk'un eserleri Amerika'da beyaz çocuklar için üretilmektedir; nesilden nesile ırklar arasında evliliklerle melezleşen bir Phantom'un donemin Amerika’sında okunma ve yaşama şansı yoktur. Unutmayalım ki bugünden baktığımızda ırkçı gibi yorumlayabileceğimiz detaylar zamanı için ilerici bile gözükmektedir; hala otobüslerinde coloured (renkliler) bölümünün ayrı olduğu Rosa Parks olayının henüz yaşanamadığı bir Amerika’dan bahsediyoruz.

Serinin kötü adamlarında sömürgeci, hırsız, Afrika’yı talan eden beyaz adamlar olsa da Kızılmaske yine kurtarıcı beyaz adam rolünü üstlenmiştir. Afrikalılar ise (istisnalar olsa da) irrasyonel bir şekilde birbirlerine düşen, sömürülen, korunmaya- kollanmaya muhtaç ve Kızılmaskenin etrafında örülen mite inanma saflığında olan kişilerdir. Bu haliyle Kızılmaske bir kurtarıcı beyaz adamın prototipi Tarzan’ın nesiller boyunca tekrarlanmış kostümlü süper kahraman aşamasına geçiş hikayesidir.

Yıllar sonra bu dönemin ayrımcı bakışı yine bir çizgi romanda Warren Ellis tarafından eleştirilir (Planetary - 2003). 


Çizgi romanın kahramanı Elijah Afrika’nın derinliklerinde, Wakanda tarzi bir gizli şehirde Tarzan’la konuşmaktadır. Tarzan İngiliz kızları dururken neden siyahlarla beraber olayım ki diye şaşırmaktadır. Konuşmanın devamında Afrika’da çok daha fazla vakit geçirdiği, mutlaka bir cinsel deneyiminin olmuş olabileceği ima edilince de siyahi kadınlar dışında (büyük olasılıkla yaşadığı hayvan topluluğunda) bazı cinsel deneyimleri olduğunu itiraf eder. Buna rağmen siyahi bir kadınla birlikte olmayı daha aşağı bir yerde görmektedir. Ama hikâyenin devamında bir siyahi prensesten melez bir çocuğu olur. 



Ellis adeta bütün pulp tarih adına günah çıkarmaktadır. Afrikalıların dilinden gelen eleştiri de ise Tarzan’ın kısaca iyi ve hoş olduğu ama bütün Afrikalıları kendi tebaası saymak gibi bir yanılgısı olduğu anlatılmaktadır.  

 İkinci dünya savaşı ve akabindeki süreçte pek çok Afrika devletinin bağımsızlığını kazanmasıyla kıtaya bakış da hızla değişir. Kirby ve Lee’nin teknolojik harikalarıyla Wakanda’yı ve Black Panter’i yarattığında yıl henüz 1966’dir ama Amerikan comics dünyasında asıl patlama 70’lerin başındaki blaxploitation akımı sırasında olur. Afrikalıların da tüketici olarak potansiyellerinin farkına varan yapan yapımcılar bu potansiyeli değerlendirmek (kimi zamanda sömürmek adına) birbiri ardına siyah kahramanların başrolü oynandığı ucuz macera filmleri çekmeye başlamıştır; Luke Cage, Misty Knight vb. birçok siyahi kahramanın birden sahne alması ise bu dönemin yansımasıdır. 



Bu dalga esnasında Storm ilk Afrika kökenli ana kadın kahraman olarak ortaya çıkar (1975). Storm’un en önemli özelliklerinden biri ise sadece bir siyahi Amerikalı kadın olması değil aynı zamanda güçlerini de Afrika mitolojisinden alıyor olmasıdır.  

Öte yandan Frankofon dünyada her şey doğrusal olarak gelişmemektedir elbette, inişli çıkışlı bir süreçtir bu iyileşme. Chaland’in meşhur kahramanı Freddy Lombard’ın Afrika macerası (Fil Mezarlığı) 1984’de yayınlanır.  Siyahları ele alış tarzı ve beyaz adamla ilişkileri açısından aradan on yıllar geçmiş olmasına rağmen adeta Tenten’in Kongo macerasının seviyesine bir dönüştür. 

Afrika'yla tarihi ilişkisi her zaman netameli olmuş İtalya ise konuya uzun yıllar Amerikan pulp hikayeleri tarzı (Tarzan, Kızılmaske) bir yaklaşım geliştirmiş olsa da son dönem yaratılan kahramanlarda bu değişmeye başlamıştır. Örneğin bu akımın son temsilcilerinden Adam Wild’da (2014) Afrikalıların hem fiziksel hem zihinsel yansıtılması geçmişe nazaran düzeltilmiş olsa da, Adam’ın sevgili zenci bir prenses olan Amina olsa da (en azından Tarzan ve Kızılmaske’nin kısıtlamaları umurunda değildir) kurtarıcı beyaz adam prototipi dönüşerek sürmektedir. 



Bütün bu tarih içerisinde üretilmiş belki de en ilginç çizgi romanlar ise bizzat Afrika için üretilmiş iki seridir. Apartheid rejiminin hala devam ettiği yıllarda Güney Afrika gazete bayilerinde iki kahraman belirir (1975): “Mighty Man” ve “Tiger Ingwe”. Görünüşte işçilik olarak oldukça kaliteli serilerdir. “Mighty Man” Güney Afrika’nın şehirli, modern yönünü yansıtan klasik bir maskeli kahramanken “Tiger Ingwe” Afrikalıların doğayla bağını, mitolojisini ve kırsal alanı temsil etmektedir. 



İşin aslı çok sonraları anlaşılacaktır, devlet Apertaid rejimini maskelemek, devletin kurallarına kanunlarına uyan, kendi çizdikleri ayrımcı çizgileri sorgulamayan siyah nesiller yetiştirebilmek için bir propaganda savaşı vermektedir. Bu iki kahraman da savaşın bir parçası olarak gizli fonlarla, paravan şirketlerle işin uzmanı profesyonellere yaptırılmış propaganda işleridir.

Benim favorim ise Afrika’yı ve Afrikalıları bir beyaz adam olarak kurtarmaya soyunmayan Corto’dur zira belki de en gerçekçi kahramandır. Ne onları anladığını- çözdüğünü iddia eder ne de kurtarıcı yahut kahraman olmaya hevesi vardır (1972 – Etiyopyalılar) : “Ben bir kahraman değilim”…  





17 Ağustos 2018 Cuma

Freddy Lombard: Hayalperest Bir Hergele

Yves Chaland'in 80'lerde sadece 5 album olarak uretebildigi Freddy disaridan ilk bakista ucuz bir Tenten kopyasi olarak gozukmekte... Evet dis gorunus olarak Tenten'le ayni ozellikleri tasimakta belki ama bir cizgi roman olarak detayli olarak okundugunda Freddy Lombard bundan daha fazlasi elbette.



Herseyden once cizim stili olarak  Tenten gibi 'Ligne Claire' akimina dahil etmek mumkunse de aslinda bu akimin modern bir versiyonu, yeniden yorumlanmasi ve uretilmesidir. Bu yeni yorumu 'Atomic Style' olarak adlandirip gruplandiranlar da var. Golge ve isik oyunlarinin bir nebze daha panellere girdigi, daha koseli-keskin bitislerin kullanilmasi, 'retro'nun, 50'lili yillarin geriye donuk olarak kutsanmasi var bu yorumlarda.



'Ligne Claire' elbette sadece bir cizim uslubu degil, Herge cizgilerinin acik, kolay anlasilir olmasinin otesinde hikaye anlatiliciginin ve konularinin da net ve anlasilir olabilmesini hedeflemistir. Bu da duz ve akici bir anlatimi beraberinde getirmistir. Chaland'da ise bunu bulmak mumkun degil, hele bazi hikayelerindeki bilincli bir tercihle secilen sicramalar-geri donusler, dallanmalar duz bir anlatim yerine adeta bir orumcek agini andiran anlatim hikayeyi anlasilmaz kilmakta. Kendi deyimi ile 'stil en onemli seydir ve bir yaratici en cok zamani buna harcamalidir'.

Ote yandan Herge'nin hedef kitlesi oncelikle cocuklar ve gencler oldugu icin Tenten hicbir sekilde erotizm yahut cinsellik icermezken Yavland'in hedef kitlesi yetiskinlerdir; o yuzden cinsellikten askin karmasina (hatta fetisizme) kadar bir suru eriskin oge de Freeddy'nin evreninin bir parcasidir.



Gelelim Freddy'nin kendisine; Tenten tam anlamiyla gozupek-atilgan bir kahramanken Freddy'yi boyle tanimlamak zordur. Evet, meraklidir-atilgandir ama bunlar genelde kahramanlikla degil bozgunla, zor duruma dusmeyle biter. Niyeti de her zaman Tenten misali iyilik-dogruluk degildir elbette; ornegin arkadaslari Dina ve Sweep'le birlikte surekli eksikligini duyduklari 'para' buyuk bir motivasyon kaynagidir Freddy icin.

Tenten'de mizah muhtesem yan karakterle uretilirken (Kaptan'in sinirlenmesi, kufurleri,  Profesor Turnosol'un sagirligi, Dupont ve Dupond'un sakarliklari vb) Chaland'in mizah kaynagi bizzat Freddy'nin kendisidir. Bir 'kahramana' yakistiramadigimiz sakarliklar-ahmakliklar yapar, Tenten gibi cok parlak bir zekaya sahip degildir ve arkadasi irikiyim Sweep'den surekli siddet gorur. Bir kahraman degil hayalperest bir hergeledir. 





5 sayilik kisa hayatina cok  degisik maceralar sigdirabilmistir Chaland. Bunlardan Afrika maceralari zencileri ele alis tarzlari ve beyaz adamla iliskileri ile oldukca irkci iken (30'larda irkci bir macera cizmekle 80'lere gelindiginde hala israr etmek arasinda bir fark olmali elbette) Macaristan macerasi oldukca guzel kurgulanmistir. Chaland'in deyimi ile o gunleri yasayan (1956) nesillerin sahit oldugu Avrupa'daki en buyuk hadiselerden biri olan Macar devrimi nedense guncel cizgi roman evreninde yeterince temsil edilememistir. Chaland hergelelerini gercek tarihi dekor icerisinde Macar devrimine bulastirmayi buyuk bir ustalikla kotarir.



Ama maalesef en olgunlastigi-oturdugu donemde Chaland'in erken olumuyle  Freddy zamansiz bir sekilde oksuz kalir. 

31 Temmuz 2018 Salı

Kaplanlar

Cizgi Roman kahramanlarinin cesitli yirtici hayvanlarla karsilasmasi kahraman anlati geleneginin bir devami, uzantisi aslinda. Herkul'den Samson'a her turlu anlatimizda, mitolojik hikayelerimizde yarattigimiz kahramanlar kendilerini ispat edebilmek icin muhakkak hayali veya gercek yirtici bir hayvanla, bir "canavar"la karsilasmistir. Anlatilarin arkaik modelini, izini de Gilgamis'in canavarlarla mucadelelerine kadar surmek mumkun. Bunun temelinde de hem insanoglunun dogadan henuz yalitilmadigi arkaik donemlerde bu hayvanlarla sikca karsilastigi rekabetin-mucadelenin izdusumu hem de vahsi doganin sakladigi gizemlerden duyulan korku & heyecan yatmakta.

Bu baglamda kaplan yasayan en buyuk yirticilardan olarak hemen hemen her cizgi romanda kahramanlarin  karsilasabilecegi bir rakip, asagida sadece bir-kaci derlenmis durumda:  

En Kolay Karsilasma :

Elbette ne kadar guclu olurlarsa olsunlar Super-guclu kahramanlar icin kaplanlar cok birsey ifade etmez, sadece mizah unsuru olabilirler: Uderzo - Asterix and the Magic Carpet (1987) ve Peyo - The Twelve Tasks of Benoît Brisefer (1966) :






En Sacma Karsilasma :

Tenten'in henuz sevdigimiz-bildigimiz en popular albumlerinden once daha hangi dogrultuda olgunlasacaginin-geliseceginin belli olmadigi erken donem albumlerindedir bu karsilasma. Aslinda simdi baktigimizda Tenten'e yakismayan absurdlukte bir 'gag' bir kaplana deli gomlegi giydirebilmek: Tenten - Cigars of the Pharaoh (1934)


En Siradan Karsilasma:

Uzaylilardan Yetiye kadar turlu dusmanla savasan Zagor icin elbette en kolay rakiplerden biridir bir-kac kaplan. Neyse ki sonrasinda olaylar daha fantastik bir dogrultuda gelisir:



Yerli kahramanlarimza da goz atmakta fayda var:

En Etimolojik Karsilasma:

Cesitli Karaoglan maceralarinda kaplanlar zaten vardir ama benim enteresan buldugum asagidaki kisim, aslinda bir kaplan olmayan "kara-kaplan" (Acuna Bedel Ogul):



Yalaz neden kaplan sozcugunu kullanmis olabilir? Aklima gelen tek olasilik kelimeyi Oz-Turkce kabul ettigi icin "panter" ya da "leopar" kelimesi yerine bunu kullanmis olabilecegidir. Karaoglan'da sikca kullanilan Acun, Albiz, Tamu gibi kelimlerle yaptigi gibi daha otantik bir tad yakalayabilmek icin kullanilmis olabilir. Halbuki bu hayvan icin cok eskiden beri Turkce'de kullanilagelen oldukca guzel bir kelimemiz var zaten  : "Pars".


En Fantastik Karsilasma:

Elbette en tartismasiz fantastik yerli karsilasma Hizir Bey'in Rusya macerasidir. Talat Gureli  Osmanli tarihine sigmayan maceraci kalemiyle Hizir Bey'in karsisina kilic-disli bir kaplan cikarir.



Meraklisi icin Pars kelimesinin kokeni ve yuzyilladir Turkce'de kullanimi: 
http://www.nisanyansozluk.com/?k=pars

19 Haziran 2018 Salı

Herge ve Minyatur


Tenten'in "Ottokar'in Asasi" macerasi hayali bir balkan ulkesi Slydavia'da gecer. Album uretildigi donemdeki Nazi yayilmaciliginin ilk sinyallerini arka plana alir - elestirir esasen ve Turklerle, Osmanliyla dogrudan ilgili degildir. Yine de albumde enteresan detaylar bulunmakta.

Kurgusal tarihe gore Syldavia 10.yuzyilda Turklerin isgaline ugramis bu isgal 12. yuzyilda sona ermistir. Elbette gercekte Osmanli'nin balkanlardaki varligi cok daha sonraki tarihlere tekabul eder. Buna ragmen Herge Osmanli etkisini kurguladigi ulkenin panellerine (mimariden giysilere) ustalikla yedirmistir.

Syldavia pek cok balkan ulkesinin bir birlesimidir adeta ama bu panellerin kaynaginin Mosdar olabilecegi iddia edilir Tenten uzmanlarinca  (wiki) .



Asil guzel panel ise Tenten'in Syldavia hakkinda okudugu tanitim brosurundeki tam sayfa minyaturdur. Burada Syldavia halkinin bagimsizliklarini kazandiklari kurgusal 'Zileheroum' savasi betimlenir; Herge bunu ortacagda yapilmis bir Turk minyaturu formatindaki savas sahnesiyle anlatir. Anlasilan o ki minyatur sanatinin inceliklerini-ozelliklerini arastirmis bunu kendi stiliyle harmanlamistir. Kalin-belirgin cizgilere, tarama ve golgeleme kullanmamaya, carpici renklere dayanan Linge Claire stili aslinda minyature de oldukca yakindir. Herge kendi stiliyle yarattigi minyaturde persepketif, golge-isik kullanmamak, yahut kisileri kisisel ozellikler kullanarak belirginlestirmemek gibi minyature has ozelliklere de dikkat etmistir. Boylece ortaya Herge stili bu harika minyatur-panel ortaya cikar: 


Hemen yandaki sayfada ise bu sefer kendi stiliyle Ortacag Avrupa kitap minyaturu seklinde bir kare cizerek oraya da bir selam gondermeyi ihmal etmez:


Bu iki ornek gibi yaratici-ilgi cekici farkli yontemlere belki bugun bile bir-cok cizgi romanin tekduze yapisinda rastlayamiyoruz, o yuzden bugun bakildiginda bile oldukca orjinal durmaktalar zira Herge ve cagdaslari kahramanlarini-maceralarini yaratirken ayni zamanda bir sanat turunu de deneysel olarak yaratmaktaydilar.  

27 Mayıs 2018 Pazar

Tenten'de Dogu-Bati

'Firavunun Puroları' (sonradan yeniden cizilmis-renklendirilmis haliyle bile) Tenten'in gecis donemi maceralarindan ; ne onceki 'irkcilik' suclamalarina neden olan daha acemi albumlere benziyor ne de sonraki bildigimiz-sevdigimiz Tenten'in iyi arastirilmis, sacma onyargilardan arindirilmis, gizem dolu hikayelerine benziyor. Gizem ve macera albume konu olsa da fillerle bir borazan yardimi ile konusma, yahut bir kaplana deli gomlegi gecirme gibi sacmaliklar albumu o bildigimiz Tenten atmosferinden uzaklastiriyor. 

Tenten'in hemen hemen tum albumlerinde Dogu-Bati hakkinda soylenecek sey cok ama daha bu erken donem albumde bile Herge onemli bir noktayi hassasiyetle tespit etmise benziyor; Dogu'nun Bati karsinindaki gitgelli ask-nefret iliskisi: En "Bati" karsiti-yerelci-millici (adina ne derseniz deyin) kesimlerin bile Bati'nin bir kultur-teknoloji-sanat urunu karsisinda gosterebilecegi-gosterdigi asktan bahsediyoruz (bu icten ice yasanan takdir hissini bati nefretini en cok disa vuran kesimlerin her konusmasinda yazisinda bulabilirsiniz aslinda; 'bizim niye bir x'imiz olmasin') :   


Seyh Bati'nin sozde-medeniyetine saydirirken karsisindakinin maceralarina bayildigi Tenten oldugunu anlamasi uzerine yelkenleri suya indirir.