Turkiye Cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkiye Cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2018 Perşembe

Celik Pence ve Bir Intihal Hikayesi

Quality Comics'in Amerika'da yayinlamaya calistigi Ingiliz cizgi romanlarindan bahsediyorduk ( Halo Jones , Judge Dredd ) siradaki kahramanimiz Steel Claw ("Celik Pence") .

Quality Comics portfoyundeki diger kahramanlarin nerdeyse tamami Ingiliz 2000AD dergisi  materyalidir, ama Celik Pence bunlar arasinda bir istisnadir zira eski ve koklu bir Ingiliz cizgi roman dergisi olan 'Valiant' sayfalarinda 60'li yillarda dogmustur. Superkahramanlarin populerligi artarken bir Ingiliz superkahramani yaratma ihtiyaciyla dogmus (hatta kisa bir muddet super-kahraman kiyafeti giymis) ama daha cok bilim-kurgu temali senaryosu ve Ispanyol cizeri Jesús Blasco'nun harika siyah-beyaz isciligiyle uzun yillar boyunca populerligini korumustur. Kahramanimiz bir labaratuvar kazasi sonucu elini kaybetmistir ve yerine robotik bir prostetik el takilmistir. Bir baska kaza sonucu ise (evet pek guven vermeyen labaratuvarlar bunlar :) ) celik eli haric gorunmez olabilme yetenegi kazanmistir ama sadece bir elektirik kaynagina ulastiginda bunu basarabilmektedir.


Pek cok macerasi olmasina ragmen Quality Comics renklendirdigi 4 sayiyi cikarabilmistir. Amerikan pazari icin yapilan renklendirme, ufak tefek isim degisiklikleri ve maceranin genel akisini bozmayacak kare ekleme-cikarmalarina ragmen yine de kaliteli bir sonuc ortaya cikmistir. Oldukca da guzel kapaklar cizilmistir.






Yakin zamanda basilan aslina uygun bir cilt ise su anda inanilmaz fiyatlara satilmaktadir. 

....

Gelelim intihal hikayesine ; 

Intihalleriyle meshur Turkiye Cocuk dergisi de Celik Pence'yi 'Celik El' ismi altinda renkledirerek ve bazi unsurlari degistirerek yayinlamistir. Ulasabildigim sayilara gore 89 yilinda dergide birbiri ardina her hafta 4-5 sayfa olmak 3-4 macera yayinlanmistir. Dergideki baska intihallerde de (baska bir yazinin konusu)  imzasi bulunan "Ismail Akyol" imzasi vardir seride. 

Ilk macerayi 89 yilinda bir cocukken okudugumu ve oldukca begendigimi bugun bile hatirliyorum, hele bir orjin hikayesi olan ilk maceradan sonra "Devler Kapisiyor" ismiyle yayinlanan ikinci maceraya ise bayilmistim. Zira Celik El'in karsisinda bu sefer azili bir dusman olarak bir Dr. Jekyll-Mr. Hyde karakteri, oldukca guclu bir canavar vardi; her hafta soluk soluga devam eden macera hepsi yabanci Superkahraman cizgiromanlarinin kalitesindeydi ve bizim ulkemizde geciyor!, bizim cizerlerimiz tarafindan uretiliyordu! (intihal oldugunu cok sonra ogrencektim).



Maceranin Turkiye'de gectigi havasi yaratmak icin yapilan bazi degisiklikler (bir Turk polis arabasi eklenmesi gibi) disinda yapilan bazi degisisiklikler ise derginin ideolojik konumlanmasi, Turk-Islam sentezinin bayraktariligini yapmasi nedeniyle sasirtici degildir. Bir-kac sahnedeki insanlarin ellerindeki masum icki kadehleri yok edilir, kahramanimiza ideolojik tercihi belli edecek formatta bir biyik eklenir, arka planlarda yer yer cami manzaralarina yer verilir, "Celik-El"in dusmani orjinalinde Ape-Man olarak gecerken bu tamlama asla kullanilmaz (zira olur ya "evrim" gibi kotu seyler cagristirabilir), onun yerine 'canavar', 'Vahsi goril' vb kelimeler secilir. Kahramanimiz ise zorda kaldiginda Allah'a siginir; yani kisacasi derginin ideolojisi dogrultusunda mis gibi yerli ve milli bir kahraman olmustur.

Ellerdeki kadehler yok olur

Kahramimiz dergiye uygun bir biyiga kavusur

Onde kotuuk pesinde Canavar X arkada Cami

ve tabi zor durumda Allah'dan yardim ister


Bu intihal hikayesinin tek guzel yani ise derginin kapaklarini sikca cizen Omer Muz'un bir sayida cizdigi yerli Celik Pence kapagi olsa gerek:




30 Mayıs 2018 Çarşamba

Samim Utkun - Turkiye Cocuk Illustrasyonlari

Cizgi Roman emektari Samim Utkun kariyerinin son kismini Ihlas grubu icinde gecirdi, burada hem gazetede, verdigi eklerde hem de Turkiye Cocuk dergisinde bircok illustrasyona imza atti. Bunlar genel olarak tarihi-dini (Ihlas yayin grubu soz konusu oldugundan genelde bu ikisinin karisimi) hikayeler-anlatilar icin cizilmis illustrasyonlar. Bazen de bu medyumlar arasindan tekrar tekrar kullanilmis isler. 

Henuz Cizgi Roman arastimalarinin bile yeterince yapilmadigi ulkemizde illustrasyon maalesef basin tarihinin pek dokunulmamis konularindan. Umarim birgun bunlar uzerinde kapsamli incelemeler-derlemeler okuyabiliriz.  

Asagida Samim Utkun'un Turkiye Cocuk islerinden bir secki var (benim favorim en sondaki mum isiginda calisan bilim insani tiplemesi :) ) :  




















30 Nisan 2018 Pazartesi

Elif

Eli kilicli kahramanlarin cirit attigi dolayisiyla her macerada ellerin kollarin koptugu "gore" sahnelerle bezeli CR'larla Turk-Islam sentezinin bayraktarligini yapan, her kosesi bu ideoloji dogrultusunda metinlerle, ilusturasyonlarla dolu bir cocuk dergisinde ender olarak hazinelerle de karsilasabiliyoruz. Bunlardan biridir iste Mehmet Genc'in yazip-cizdigi "Elif".


Yaraticisi hakkinda bir bilgi bulamadim, ismin mustear olup olmadigini da bilemiyorum ama yillara yayilan pek cok irili ufakli calismasi var dergide. Bilim-kurgu temali islerden (Elif, Ayberk gibi) tek sayfalik-ic kapaga basilan, mizahi merkeze alan islere (Cicek Kiz), futbol CR'larindan illustrasyonlara cok cesitli uretimler yapmis. Kendine has-imzasi olmasa da taninabilecek bir uslubu var.

Bunlardan Elif oldukca enteresan zira hem bir bilim-kurgu/mizah CR'i (fransiz ekolune cokca yaklasan) hem de kucuk bir kiz cocugunu basrole almasi ile ayriksi.  Benim gorebildigim kadari ile 86-87 yillarinda 4 hikayesi var Elif'in yayimlanan. 

Elif herseyden once hem seneryo hem de cizim olarak cocuklar icin uretildigi belli; onlarin seviyesine-algisina uygun bir cizgi roman. Yalin ama yuvarlak hatlari ile sirin, cocuklarin kolayca iliski kurabilecegi goruntulere akici, fazla karisik olmayan seneryolar eslik etmekte. Olasi siddet sahneleri bir cocuk cizgi romaninda olmasi gerektigi gibi karikaturize edilmis, yumusatilmis. Mizahin yanisira bilim kurgu temalari hikayelerde on planda: su uzerinde yurumeye yarayan ayakkabilar, uzay araclari, ucan arabalar, iklimi kontrol edebilen cihazlar vb. hayalgucune hitap edecek buluslar. 

Daha da onemlisi erkek egemen, erkekligi kutsayan bir ideolojinin erkek egemen dergisinde basrole bir kizi yerlestirmesidir. Derginin hemen butun kahramanlarindan ayri durur bu yonuyle. Seride kucuk kardesi Cenk mizahi ureten slapstick karekterken Elif genelde lider, kontrol edici, temkinli, rasyonelligi temsil eden karakterdir.







Levent Cantek CR tarihimizde kadina bicilen yerden bahsederken iki tipleme kullanir; Cariye ve Cadi. Turkiye Cocuk baglaminda bunlar cok isabetlidir zira kadin ya birilerinin esi-bacisi-anasi konumundadir (kurtarilan, sadik, cokca ortada gozukmeyen, ideal kadin) ya da kotu-yabanci karakter olarak tekinsiz-guvenilmez yaratiktir.

Hizir Bey'de Cadi ve Cariye; Masa ve Gulcicek

Elif (isin aksiyon kismini kardesi Cenk'e birakmis olsa da) bu kaliplari kirmada ayriksidir-istisnadir. (Ilk macerada yazar olarak bir kadin ismi gormekteyiz : Funda Ozturk. Sonradan bu isim ortadan kalkmakta. Bu duyarliligin arkasindaki etkisi ne kadardir bilinmez) 

Bu yonuyle ilginc bir sekilde Jidehem'in Sophie'sini andirmakta. Uzun yillar Spirou'de cesitli CR'lara emek verdikten sonra kendi serisini hele bir kiz cocugunu merkeze alan bir seriyi yaratmak isteyen Jidehem once bu konuda direnc gorur ama bir yan karakter olarak baslayan sophie kisa zamanda okuyucunun ilgisiyle ana karakter halini alir. Bu 1965 Fransa'sinin bile (ya da Katolik egilimli Spirou dergisinin) ne kadar gelenekci-tutucu olabileceginin kanitidir aslinda, ama artik kapilar bir defa acilmistir. O ana dek genelde yardimci roller ustlenen ya da basrolu bir erkekle paylasan kizlarin ardindan birbiri ardina  kadin karakterlerin on planda -basrolde oldugu CR'lar yaratilmaya baslanir. 
   
Sophie'ye benzetmemizin sebebi yanlizca bu degil elbette, konsept olarak da bir etki olmali (eger goremedigim baska bir BD etkisi daha yoksa). Sophie de bilimkurgu temalari icerir (babasi bir mucitdir) hatta cok benzer bir ucan arabalari vardir. Yaninda arkadasi Bernard vardir (elbette erkek arkadas Bernard Elif'de kardes Cenk'e donusmustur)



Bu ayriksiligina-deneysellige ve basarili bir is olmasina ragmen muhafazakar kesim icinde uretilen CRlar arasinda gorebildigim kadari ile devami gelmemis, kendi cenahinda baska kadin kahramanlarin/basrollerin onunu acamamistir Elif.
 
KAYNAKLAR:

https://www.lambiek.net/artists/j/jidehem.htm
Levent Cantek, "Yerli Çizgi Romanda Kadın: Cadılar ve Cariyeler ile İlgili Bir Değinme....", Şehre Göçen Eşek

22 Nisan 2018 Pazar

Hizir Bey'in Rusya seruveni

Hizir Bey'in Rusya seruveni en guzel macerasidir kanimca. Keske albumlesen diger bazi maceralari gibi albumlesme sansi bulsa. 

Once Hizir Bey hakkinda birkac not: Gureli Hizir Bey'i senelerce Turkiye Cocuk dergisinde yazdi-cizdi. Dergi Turk-Islam sentezciligin bayraktarligini yapan bir kurulusa ait olmasina ve bu ideolojik tercihin hemen butun cizgi romanlara, metinlere, ilusturasyonlara sinmis olmasina ragmen hatta CR'in cocuklari egitmek-ogretmek dahasi endoktrine etmek icin bir arac olarak gorulmesine ragmen Gureli buna teslim olmadi. Kendisi zaten o camiya organik olarak bagli olan biri olmadigindan, disaridan profosyonel bir anlasma ile uretim yaptigindan Hizir Bey'de her zaman CR on plandadir (aksi yondeki benzer mecralarda yayinlanan ornekler icin Noyan, Topuz, Sunguralp, Deli Balta ). Hizla gelisen olaylar, aksiyon ve macera on plandadir, siyasi propaganda-ideolojik tercih olarak nitelendirilebilecek ayrintilar minimum duzeydedir (o kadarini da yayinlandigi dergi yuzunden dogal karsilamak lazim - bir ornek icin yazinin sonundaki nota goz atabilirsiniz). 

Gureli bazen haftada 10 sayfaya cikan insanustu bir azimle urettigi Hizir Bey'le (normalde 6 ya da 8 sayfa ile yine de diger CR'lardan uzundur) haftalik dergiyi adeta sirtlamistir. Kalitesi dusuk veya kopya/calinti diger isler arasinda zaten kalitesiyle hemen on plana cikmaktadir. Yan karakterleriyle, durmak bilmez devinimi ile, cok ilginc "kotu"leriyle Italyan ekolune oldukca yaklasan usta isi bir cizgi romandir. 

Hatta bir adim daha ileri gidelim; yayinlandigi mecra yuzunden (sagda yer alan ve cocuklara yonelik bir dergi) hakki yeterince verilmemis bir istir. Bizim Zagor'umuz olmaya aday en yakin CR'dir.       

Biraz Rusya macerasini acalim simdi; derginin 5. yili 27. sayisinda baslayip 6.yili 22. sayisinda biten (iki bolum halinde 174+88 = 262 sayfa suren) oldukca uzun bir maceradir : 

1) Osmanli cizgi romanlari ekseriyetle Avrupa'da gecer, Hizir Bey'in diger maceralari da dahildir buna. CR'cilarimiz genelde guvenli-tanidiklari alanda top kosturmayi sevdikleri icin Bizans'dan baslayarak Avrupa'nin derinliklerine kadar hep Avrupa cografyasini tercih etmislerdir (birkac istisnasi vardir bunun elbette). Bu macera ise Rusya'da-Kirim'da gecmesi ile bastan farkli bir rota cizer. 

2) Cografya olarak Rusya secilince karla kapli egzotik dis mekanlar (ormanlar, donmus bir gol vb) ustalikla hikayenin bir parcasi olur. Buna Ayi/ Kurt gibi cografyanin vahsi hayvanlari da eklemlenir. Ama Gureli bununla kalmaz; Hizir Bey fantastik bir karsilasma ile bir Sibirya kaplani ile mucadele eder. Kilic-disli kaplan ile mucadelesi seruven CR'larimizin en estetik-heyecan dozaji yuksek sahnelerindendir.  



3) CR bircok yan karaktere yer acmaktadir; yarali Dogan, kucuk Mucahit vb. Ama bir karakter vardir ki (Alma Bet) dis gorunusunden, dik basli davranislarina, kullandigi arac gerecten cevresinde bulduklarindan faydalanmasina kendi cizgi romanina sahip olabilecek kapasitedir. Basrol oyuncularindan bile surekli rol calar. 




Not: Aslinda daha cok ornek bulmak mumkun ama bir ornekle yetinelim: CR boyunca bol bol 'Moskof' kelimesi kullanilmaktadir, elbette bu Osmanli'dan gunumuze intikal eden ve ayni isimle kitaplar yazan sag cenahin ideologlari (Necip Fazil - "Moskof" , Kadir Mısıroğlu - "Moskof Mezalim" gibi) tarafindan beslenen-alti doldurulan soylendiginde ne ifade edildigi anlasilan bir tabirdir.  Ama asil anakronik olan Ruslarin kendi aralarinda bazen kullandigi "Yoldas' kelimesidir. Bu da CR'in yaratildigi donemde halen devam eden komunizm karsiti atmosferin -ve de yaratildigi derginin- etkilerindendir.    



15 Şubat 2018 Perşembe

Noyan: Conan imana geldiginde

Çizgi roman üretimine çok geç bir dönemde soyunan İslami - muhafazakâr olarak tanımlanabilecek kesimlerin çizgi roman üretim ve tüketiminde ana odakları bir nevi Altın Çağ olarak görülen Osmanlı dönemi olmuştur. Bunun yanında klasik İslami dönemleri ve kahramanları ele alan üretimler de gerçekleşmiştir. Bu kesimler içerisinde Osmanlı öncesi Türk tarihine gösterilen ilgi asgari düzeyde olsa da ilginç örneklere rastlamak da mümkündür. 

Sayıca oldukça az olan bu çizgi romanların genel özellikleri diğer “Orta Asya” çizgi roman kahramanlarının milliyetçi özelliklerini bir ölçüde İslami öğelere dönüştürerek de olsa idame ettirirken öte yandan aralarına keskin farklar koymalarıdır: erotizm içermezler; Karaoğlan, Tarkan ve bütün diğer taklit ettikleri çizgi romanlarda resmedilen Türk’ün kendine has kuvvetini, potansiyelini kabul etmekle birlikte onlara göre bu kuvvet başıbozuk ve gayesizdir. Bu kuvvetin ancak Türk’ün İslam’la “şereflenme”si sonucunda olgunlaştığını, kıvamını bulduğunu, bir yön, akacak bir mecra bularak yıkıcı olmaktan çıkıp yapıcı bir mahiyet kazandığını savunurlar. İslamlaşan Türk’ün artık bir ülküsü vardır. Bu yüzden İslam öncesi Türk tarihi ile ilgilenmezler, bunlar potansiyelin boşa harcandığı "cahiliye" yıllarıdır. 

Türkiye Çocuk dergisinin 1982’de verdiği çizgi roman eki Noyan’ın ilk sayısındaki sunumu Türk’ün bu dönüşümünün simgeleriyle dolu bir beyanname niteliğindedir: 

İşte kahramanımız NOYAN, Moğol zulmünün hâkim olduğu zamanda yaşamış bir yiğitti. Yüreği korkusuz, bileği güçlü, kılıcı keskindi.
Kendisini bildi bileli çifte su verilmiş çelik kılıcı elinden düşmemiş, ömrünün çoğu savaş alanlarında geçmişti.
Birgün Necmeddin-i Kübra ile tanışınca o savaşcı ruhu İslam inancıyla bütünleşti. Nam için kalkan kılıcı, Allah için inmeye başladı.

Türk’ün bedenleşmiş hali Noyan savaşçı bir ruha sahiptir, korkusuz ve güçlüdür. Ancak Necmeddin-i Kübra ile karşılaşınca –yani “Türk” İslam’la şereflenince- dünyevi ihtiraslar için harcanan enerjisi Allah yolunda sarf edilmeye başlar. Türk artık Allah’ın kılıcı olmuştur.

11 sayı suren serinin yazar ve çizeri Cem Ertürk başta Conan olmak üzere yerli yabancı çizgi romanlardan esinlenmenin ötesinde apaçık alıntılar yaparak hikâyeyi oluşturmaya çalışmıştır. Alıntılar kimi zaman bir panel veya figürle sınırlıyken kimi zaman bazı Conan (SSOC) sayfaları olduğu gibi kullanılmıştır. (Diyaloglar değiştirilerek ve hafif rötuşlarla, zira mücahidimizin Conan gibi baldırı çıplak dolaşması/dövüşmesi beklenemez) : 



Seri pek çok aksaklıklar barındırmaktadır; kahramanın ismi Noyan İslam öncesi donemde kullanılan bir Türk - Moğol ismi ve aynı zamanda kahramanın mücadele ettiği Moğollarda bir askeri unvandır. Çizerimiz Müslüman olan ilk Türk hakanı Saltuk Buğra Han destanında olduğu gibi ismini değiştirmeyi nedense düşünememiştir. Kaldı ki isim yıllar sonra bir başka popüler kültür eseri ‘Diriliş Ertuğrul’ dizisinde kötü karakterlerden birinin ismi olacaktır. 

İkinci bir aksaklık, normal bir CR’daki gibi bir hikâyeye-senaryoya uygun çizimler yapılması yerine değişik Conan sayılarından çalıntı panellerin-sayfaların kurguya uyarlanmasına çalışılması yüzünden yaşanmaktadır. Bir önceki sayfada olmayan kişiler yoktan peyda olur, mekanlar aniden değişir okunması-takip edilmesi zor hale gelir. 

Son olarak bir çizgi roman üretimi ve hikâye anlatma kaygısından çok propaganda yapma kaygısı ön plana geçtiğinden eser oldukça çiğ didaktik bir üslupla adeta bir menakıpnameye döner. Kaçak askerler kısa ve basit bir konuşmayla imana gelir ve Moğollarla savaşmayı kabul ederler. Noyan, Necmettin Kübra’nın tedrisatından bile geçmeden onu sadece savaş meydanında görmesi ile ondan etkilenir, fikirleri şekillenir. Necmettin Kübra kendisi öldügü halde ölmek üzere olan Noyan’ı kerametiyle kurtarır.    

Noyan’da benzeri kılıçlı anlatılarda görülmeyen bir mekân olarak cami çizgi roman panellerine girer 


Cem Ertürk de vermeye çalıştığı mesaj için coğrafya olarak Orta Asya’nın ve zaman olarak Osmanlı öncesinin sıkışıklığının, elini kolunu bağladığının farkına varmış olmalı ki Noyan yerine daha rahat hareket edebileceği bir Osmanlı anlatısı olan Kurtoğlu’na ağırlık verir, senelerce onu devam ettirir. Noyan’da kurduğu eli kılıçlı bileği sağlam savaşçı talebe (mücahit) - yol gösterici öğretmen (sufi) ikili kurgusuna Kurdoğlu’nda da devam eder. Bu ikili kurgu aynı zamanda donemin siyasi atmosferinin, sert esen Türk -İslam sentezi rüzgârının yansımasıdır. 

    

19 Ekim 2017 Perşembe

Deli Balta

İnternette guncel bir-iki "Deli Balta" çizgi romanı güzellemesine rastladım, sanırım memleketin içinden geçtiği siyasi atmosferden ve yukselen Osmanli dalgasindan ziyadesiyle etkilenmiş, objektiflik kaygısı gütmeyen yazılar. Oysa İslamcı cenahın ürettiği-tükettiği diğer popüler kültür eserlerinin yanında çizgi romanları soğukkanlı olarak okumak-eleştirmek günümüzü okumakta da yardımcı olacaktır. Zira popüler kültür alanı diğer işlevlerinin yanında ideolojik savaşların da sahnesidir elbette.
   
80’li yılların başında Türkiye Çocuk şemsiyesi altında yayımlanır Deli Balta; içinde filizlenip serpildiği İhlas yayın grubunun ve de yaratıcısı Gürbüz Azak’ın ideolojileri doğrultusunda yoğun bir Türk-İslam sentezinin bayraktarlığını yapar.

“Osmanlı”, “Türk” ve “Müslüman” kelimeleri çizgi roman boyunca eşanlamlı olarak ve birbirlerinin yerlerine kullanılır; sınır da burada çizilmiştir zaten, tüm kurgu Osmanlı / Türk / Müslüman ve öteki -Avrupalı- üzerinedir. Çizgi roman ikisi arasındaki farkları anlatmak için, yeni nesillere Osmanlının haşmetini aktarmak için kullanılan bir vesiledir sadece. ‘Partal Paşa’ ve ‘Casus’ gibi bir-kaç macera dışında diğer bölümlerde olay örgüsüne bile gerek duymaz Azak, sayfalar Osmanlı ve karşıtı olarak konumlandırılan Avrupalı hakkındaki fikirleri sunmak, okuru eğitmek içindir yalnızca: ‘Osmanlı her derdin en yaman çaresini biliyordu’(Azak, 2005:48), devlet-i ebed müddetti, inanan nesillerle durmadan büyüyecekti. Ordusu ‘dünyanın en büyük ve önünde durulmaz gücüydü’ (Azak, 2006:63), Müslümanlar ise çok akıllı ve zeki idiler. Osmanlı toprakları en rahat yaşanan yerlerdi, çiçekler bile bir başka açardı bu topraklarda; ‘kimse çaresiz değildi’(Azak, 2005:26) ve kurtlar bile açlıktan ölmezdi.

Osmanlı-Türk kimliği yüceltilirken bir propaganda metodu olarak düşmanın şeytanileştirilmesi unutulmaz: Avrupalı tembeldi, Osmanlıdan çalışkanlığı ve dürüstlüğü öğrenmesi gerekiyordu; ‘kendilerini hapsettikleri şehirlerde insanlar hastalık ve pislikten kırılıyordu’(Azak, 2005:67). ‘Türklerden korkmak için durmadan bahane üretirler’(Azak, 2005:141) ama fırsat bulduklarında onlara zulmetmekten geri kalmazlardı.

Karikaturlesmis “Ötekiler” sürekli plan yapar Müslüman kanı dökmek için (Voyvoda)


Bu ayrım esnasında Osmanlı devleti içinde yaşayan Müslüman olmayan şüpheli kesimler ise ‘öteki’ tarafta yer alır:

“Osmanlı devleti içindeki yabancılar zaman zaman planlar kuruyor, Türkleri korkutup, köylerden kaçırmak için garip şeyler yapıyorlardı.” (Azak, 2006:226)

Dusmanlar fiziksel olarak da cirkinlestirilirken sadece ihtida etmiş veya 
ilerleyen sayfalarda edecek olan gayrımüslümler “güzel” çizilir 
-adeta yuzlerine nur iner- (Baba ile Oğul)

İşte bu denli şiddetli bir biçimde zıtların karşıtlığı esasına dayanarak inşa edilmiş kurguda elbette Osmanlı “fetihleri” bir işgal değil aslında altın gibi bir medeniyetle tanışmaydı; işgale uğrayanların insanlıklarını hatırlaması, adaletle tanışmaları demekti. “Altın Gülle” isimli bölümde Deli Balta ve arkadaşları verilen görev üzerine alınması kararlaştırılan bir şehrin meydanına top atışıyla som altından bir gülle gönderirler. Herkes bunun anlamını çözmeye çalışırken yaşlı biri olayı aydınlatır:

“Türkler hep böyledir... Şehirleri almadan önce böyle bir altın gülleyi hediye gönderirler. Sevinin! Gerçek medeniyeti yakında göreceksiniz!” (Azak, 2005:71)

Tüm dünya Osmanlı’nın oyun alanıdır; Açe’den Frenk illerine 
dek uzanan devasa bir coğrafyada süren maceralarda Deli Balta Atlas 
okyanusunda, kutuplarda bile korsanlara aman vermez: 
“Her yerde Osmanlı! Yeter Be!” (Uzun Yolculuk)

Sayfalar boyu tekrarlanan tüm bu fikirlerin yanı sıra Osmanlı’da kılıç yapımı, güreşin incelikleri, Osmanlı okçusunun sırları gibi pratik “tarihi bilgiler” de birbirini kovalar. Diğer kılıçlı kahramanlarda rastlanmayan paneller vardır Deli Balta’da: karakterler abdest alır, coşkuyla namaz kılar, dua eder. İslami hayat, düşünce ön plandadır ama Türk olmanın önemi unutulmamıştır. Türkler İslam’ın hamisi, direği, koruyucusudur. Büyücü Komano gibi düşmanlar da bunun farkındadır:

“Unutmayın! Türkler yılarsa Müslümanlar çözülür. O yüzden Türkleri yormak zorundayız.” (Azak, 2006:186)

Kurucu ideolojinin dayattığı resmi tarihe karşı çıkarak yazılan ama kendi tabularını oluşturan bir Türk-İslam “resmi” tarihine yaslar sırtını. Ve bu tarih yorumu Azak’ın sadece geçmiş için bir “Altın Çağ” tasavvuru değil aynı zamanda bir gelecek tahayyülüdür: her yerde eli kolu olan, her şeyden haberdar olan, güçlü, hâkim bir devlet ve bu güçten gurur duyan, ancak gerektiğinde bildirildiği kadarını bilen ve devletini böyle kabul eden-seven bir halk (Ne kadar da bugünün Türkiye’si ile örtüşmekte). 

Devlet güçlüdür, her yerdedir; bundan ancak gurur duyulması gerekir. (Bu Nasıl Dövüş)

Aslında Deli Balta, Azak’ın kendine has, kimi karelerde oldukça etkili olabilen çizim üslubu (kendine has uslubu olan bir ressamdir halbuki) ve bazıları bir macera çizgi romanı için oldukça enteresan olabilecek karakterler (Partal Paşa, Kemankeş Dayıbey, Büyücü Komano gibi) sayesinde başarılı sayılabilecek bir çizgi roman olma şansı varken bu fırsatı ideoloji uğruna oldukça kolay harcar. Çünkü esas amaç bir çizgi roman yaratmak değil çizgi romanı, bayraktarlığı yapılan görüşün eğitim-propaganda aracı olarak kullanmaktır; bunu yaparken sürükleyici bir hikâye kurmak zahmetine bile girmeden paneller boyu süren endoktrinasyon, nadiren var olan kurguların zayıflığı, karikatürden öteye geçemeyen kötü adamlar bıktırıcı bir okuma oluşturur. Öte yandan Azak’ın kendini sık sık tekrar eden çizgileri, basitçe geçiştirilen birçok panel (ustteki cop adamlar gibi) çizginin kalitesini de aşağı çeker.

Çizgi romanı dolaylı bir propaganda medyumu olarak kullanmaktan en sonunda Azak da sıkılır ki Deli Balta’yı tamamen bırakıp fikirlerini daha doğrudan neşretmek amacıyla köşe yazarlığına geçer ve aynı görüşleri uzun süre Türkiye gazetesindeki Dürbün isimli köşesinde kaleme alır:  

“TÜRK deniverdiğinde şu bizim Avrupalı’nın yüreği ağzına gelir. Çünki AB ülkelerinin tamamı Türk’ün köteğini fena yemiştir. Şuur altlarında bu üstüste yenilen köteklerin hiç çıkmayan izleri vardır.
İyi de, bizler ha bire saldıran mıydık? Yerli yersiz kırıp döken vahşi Vandallar mıydık? Hayır.
Avrupa’da giriştiğimiz her savaş Osmanlı’ya karşı hazırlanan tuzakları, hayınlıkları, kıyımları önleme gayretidir, savunuştur. Bir mecburiyettir.”[1]

Sonuç olarak Deli Balta ne ayni mecrada yayinlanan ornegin Hizir Bey gibi başarılı bir çizgi roman olabilir ne de uzun soluklu olabilir. Türkiye Gazetesi grubunun devam eden desteği ile radyo oyunu ve televizyon dizisi olarak diğer popüler kültür alanlarında devam ettirir hayatını ve propagandasini. İslami popüler kültürde ismini-izini bırakır.






[1] Gürbüz Azak, Dürbün, “Türk korkusu bir türlü bitmiyor”, Türkiye Gazetesi, 03 Ocak 2002

13 Kasım 2011 Pazar

Charles Bronson


Hizir Bey Turkiye Cocuk'da yer bulan karakterlerin belki de en "orjinal"iydi. (Keske henuz album olamamis maceralari da albumlesse ve dergi sayfalarinda unutulmasa.)

Karakterin yaraticisi Talat Gureli
yer yer surprizler serpistirirdi sayfalarin arasina, iste onlardan biri:

Charles Bronson sayfalar boyu Hizir Bey'e eslik ediyor.

Elbette perde yildizlarinin CR karakterlerine model olmasina italyan CR'larindan oldukca asinayiz. (Dylan Dog ya da Ken Parker gibi)