18 Şubat 2020 Salı

Borgias

Borgias ailesi hem Vatikan hem de Italyan tarihinde buyuk izler birakmis, Ronenans doneminde iki de Papa cikarmis onemli ve etkili bir aile. Ailenin iktidar catismalarini -Jeremy Irons'in da harika oyunculuguyla- ele alan ayni isimli diziyle (2011) Borgias ismi populer kulturdeki dolasimini ve bilinirligini arttirdi. 


Oysa diziden daha once Jodorowsky ve Manara isbirligiyle ortaya cikan bir Borgias cizgi romani da var. 2004-2010 yillari arasinda once dort kitap halinde Fransizca yayinlanan sonra tek cilde toplanan ve degisik dillere cevrilen bir album. Manara'nin sanatina soylenecek hicbir sey yok, tek kelime ile muhtesem. Harika detaylar, canli renklerle suluboya paneller ve tabi ki hemen her Manara calismasinda gormeye  alistigimiz ciplaklik ve erotizm. Ama Jodorowsky hikeyesiyle cok tepki topladi, elestirildi. Daha cok hikayeye ve detaylara odaklanmak istiyorum o yuzden .

Manara gercek tarihi karakterlere dayanan hikaye icin belli ki her karakterin Ronesans tablolarini calisarak karakterleri yaratmis. Hemen hemen tum karakterler diziye gore cok daha gercekci. 

Jodorowsky'nin hikayesini kurgularken detayli bir tarih calismasi yaptigina kusku yok. Ornegin Roma'nin bugun de yasayan kadim gelenekleri, Kardinallerin papa secim sureci oldukca enteresandir, bu surec dizide de paralel bir cekilde islenmektedir. Kardinallerin secim tamamlanincaya dek dis dunyaya kapanmalari, secilemeyen her turda bacadan siyah salinan siyah dumanla bunun dis dunyaya haber verilmesi ve secim tamamlaninca da beyaz bir dumanla bunun disariya haber verilmesi. Ve belki de en enteresan rivayet Papa'nin secilmesinin son adimi, ozel bir sandalyeye otumasi ve kardinallerden birinin sandalyenin altindaki delikten Papa'nin testisleri ve penisi oldugunu onaylamasidir.



Bu gelenek soylencesinin (yapildigina dair kanitlar sikintili) kaynagi eski bir Orta Cag hikayesine dayanmakta, malum Tanri'nin yeryuzundeki yanilmaz temsilcisi, St. Peter'in halifesi Papa'nin elbette bir erkek olmasi gerekmektedir. Lakin rivayete gore oldukca becerikli bir kadin olan Joan erkek kiligina girmis ve Kilise icinde yukselerek 800'lu yillarda bir-kac yilligina da olsa Papa olmayi basarmistir. Her ne kadar modern arastirmacilar bunun tamamen uydurma bir hikaye oldugunu soylese de Ortacag boyunca inanilan bu kadin Papa soylencesi Kilisenin ustune ve bu kopmadan St.Peter'a uzanan zincire golge dusurmustur. Sandalye ve erkeklik kontrolunun de bu soylenceden dogdugu varsayilmakta.

Kadin Papa
...

Bir kardinalin (ve ailesinin) her turlu hile ile papaliga yukselme temasinin gectigi baska bir cizgi romana da deginmistik : Scorpion-Akrep (http://paneller.blogspot.com/2019/12/akrep.html).  Orada Trebaldi ailesinin (ve diger ailelerin)18. yuzyildaki ihtiras dolu mucadelesinin Borgias hikayesinden (ve Medici, Sforza gibi) donemin diger ailelerinden  esinlendigini soylemek abartili olmaz sanirim. Jodorowsky'nin kurumsal dinlerle olan catismasini, beden-disi deneyimler, ruyalar, kehanetler ve samanistik rituellere olan ilgisini diger cizgi romanlarinda nasil isledigine deginmistik : (http://paneller.blogspot.com/2020/01/ruya-ve-kehanet.html) Beyaz Lama'da Tibet Budizmi, Bouncer'da Kizilderili mistisizmi uzerinden bunu yapmanin yolunu bulmustu, ama boyle birseyi butun hikayesi Roma ve cevresinde en buyuk kurumsal din olan Hristiyanligin kalbinde gecen bir hikayede yapmak elbette oldukca guc. Ama Jodorowsky  bunun yolunu da ustalikla bulmus gozukmekte; Vatikan'a organik olarak bagli olmayan (ve sonradan heretik ilan edilen) bir vaiz karakteri uzerinden (Savonarola) dinsel esrimeyi ve taskinligi, onun gordugu kabuslari ve kehanetlerini anlatmakta. Bu da yine diger cizgi romanlarinda yaptigi gibi hayalleri ve kehanetleri hikayeye yedirmesine yardimci olmakta.


Gercekten yasamis bir Dominiken rahiptir Savonarola. Yozlasma ve ahlaksizlikla sucladigi kurumsal yapiya bagli hissetmedigi icin rahatlikla dinsel coskunun getirdigi hayalleri-kehanetleri halka acik yerlerde vaaz etmekte, buyuk kalabaliklar toplamakta. Boylece iktidatin hassas dengelerle yurudugu bir ortamda halkin uzerinde etki ve dolayisiyla iktidar kurmaktadir. Benzer catismalar butun buyuk dinlerin tarihinde gozukmektedir, devletle icice olan  -hatta kimi zaman devlet olan- kurumsallasan dini yapi hantallasir, bir kurallar ve mekanizmalar yumagi halini alirken bu sirada ici bosalir, ister istemez yozlasir, kurucu donemin heyecanini yitirir. Ama bu heyecani duyan, kurumsal makinanin disinda kalan -kimi zaman kendi istegiyle bundan fergat eden unsurlar yepyeni bir heyecanin odagi olur. Halki daha dogrudan etkiler, duygularina hitap edip peslerinden surukler cok gecmeden de merkezi otorite tarafindan (eger iktidara eklenemeyecek, iktidar tarafindan kullanilamayacak hale geldiyse) heretik olerak ilan edilirler. Babai isyanindan baslayarak Anadolu Islam tarihi (ondan once de Hristiyanlik tarihi) bu tarz iktidar catismalarinin gecidi olmustur. Savonarola da en sonunda elestirdigi Katolik klisesi tarafindan heretik olan edilir ve buyuk atesi (birazdan bahsedecegimiz) yaktigi meydanda oldurulur.  

Kurumsal dinin mekanizmalari disinda kalan -bu yuzden de Jodorowsky'nin sevdigini dusundugum- bir baska karakter ise eserdeki "cadi" karakteridir. Toplum tarafindan korkuldugu icin dislanan butun cadi karakterleri gibi aslinda buyuk de bir islev gormektedir. Bir zehir mi hazirlanacak, kurtaj mi yapilacak... bu ve bunun gibi nice yasak bilginin tekinsiz tasiyicisidir. Bu da ona kendine actigi alanda servest hareket etmesini saglar.



Ote yandan Jodorowsky Ronesans'in bazi meshur isimlerini hikayeye eklemlemistir; Borgias ailesinin danismani rolunde Makyavel'i gormekteyiz. Kendisi Floransali olmasina ragmen (dizide Floransa'li Medici ailesinin danismanidir) seneryo geregi cizgi romanda Roma'ya tasinmasi isabetli olmustur zira Makyavelist prensipleri anlattigi Prens adli kitabinin ilham kaynaklarindan biri acimasizligi ile un salmis ogul Borgia  Cesare Borgia'dir. Mutlak iktidari ele gecirmek ve koruyabilmek icin herseyi yapabilecek biridir.



Meshur ressam Botticelli de konuk olur panellere. Savonarola'nin puritenist etkisi o kadar buyuktur ki insanlar onun vaazlari dogrultusunda evleri basip sekuler resimleri, heykelleri, kimi kitaplari, oyun kartlarini, aynalari ve daha nice kisisel esyalari toplayip yakmaktadir. Boticelli de bundan etkilenmis ve en onemli pagan resimlerinden bazilarini Floransa'da o buyuk atesin yakildigi gun yakmistir rivayete gore. Bugun kurtulan Venus'un Dogusu gibi bir-kac meshur pagan eseri tamamen tesaduf eseri kurtulmustur (o sirada Floransa'nin disinda bir Medici villasinda olduklarindan) . Savonarola tum bagnazlar gibi tum resimlere degil isine gelmeyenlere, Hristiyanlik temasi tasimayanlara karsidir o yuzden de  Botticelli'nin geriye kalan eserlerinin cogu Hristiyanlik temalidir.



Venus'un Dogusu  (1484) Botticelli'nin tum Meryem-Isa resimlerine ragmen bugun belki de en bilinen eseridir. Eski Yunan soylencelerine gore denizin kopuklerinden dogan (zira ilk Titan Kronos babasi Uranus'u hadim etmis ve cinsel organini denize firlatmistir; Uranus'un menisi denizi dollemistir) bir denizkabugu ustunde kiyiya dogru ilerleyen ask ve guzellik Tanricasi Venus'u -tam da Manara'nin resmedecegi gibi- ciplak resmetmistir. Peki buyuk ustanin yaktigi resim ne olabilir?

Kiskirtici bir sorudur bu. Zira Jodorowsky Manara'yi proje katilmaya razi eden unsurlardan birinin Boticelli'nin yaktigi resmi resmetme-yorumlama firsati oldugunu soylemekte. Manara ve Jodorowsky bu resim icin elbette pagan bir bir tasvir secmis : uc yari ciplak nymph (peri) ask ve sehvet Tanrisi Eros'u uyandirmaktadir. Sanat tarihinin bu kayip halkasinin ne olabilecegini boylece Manara ve Jodorowsky merceginde gormekteyiz:



Son konugumuz ise Leonardo Da Vinci'dir. Da Vinci's Demons (2013) isimli dizide (yine her turlu desise ile Papaligi ele gecirmeye calisan karakterin oldugu) diger yetenekleri yaninda yaptigi dahiyane silahlari Floransa'da Medici ailesinin hizmetine sunan Da Vinci bu sefer Roma'ya gelmis ve silahlarini Borgias ailesinin tum Italya'yi birlestirme amaciyla giristikleri savasta onlarin hizmetine sunmustur.





Jodorowsky'nin eserle ilgili en cok elestirildigi noktalardan biri ise cok siyah-beyaz bir portre cizmesidir; evet Borgias ailesi guc ve iktidar icin en asagilik isleri yapabilecek en ahlaksiz kisilerdir ona gore. Zehirlemeden suikastcilere, santajdan en sefih cinsellige, ensestten orgylere (burada da ailenin gucu vurgusu yapilir, eski Misir firavunlari gibi cocuklarin birbirleriyle birlikte olmasiyla  Borgias kaninin saf kalmasini saglanacaktir)...  Borgias ailesi hakkinda evet tonla rivayet vardir , ornegin donemin taniklarindan birinin aktarimi:

Papanin evinde ve Roma'nin sokaklarinda artik suc veya utanc verici diye nitelendirebilecek hic bir olay yok. Kim dehsete dusmez ki...  Tanri'ya ve insana saygi gozetmeden kendi evinde sergilenen korkunc, canavarca sehvet duskunlugune?  Sayisiz tecavuz ve ensest...  St.Peter'in sarayinda toplanan fahiseler ve her kosede bulunan pezevenkler, genelevleri... 

Ama bunlarin bir kismi iktidardan dustukleri icin rakipleri tarafindan uretilmistir. Ensest ve 50 fahisenin katilidigi devasa partiler icin somut kanit bulunmamaktadir. Papanin ve Kardinallerin cocuk sahibi olmalari , metres tutmalari ise donemin normalidir. Papaligi rusvet ve santajla ele gecirmeye calisan, bunda basarili olunca da nepotismle butun yakinlarini mevki sahibi yapan ne ilk aile ne de son aile Borgiadir.

O yuzden ciddi tarihciler Borgias ailesi hakkinda anlatilanlarin -biraz da yabanci/Ispanyol kokenleri yuzunden- abartildigi konusunda hemfikirdir. Disardan gelip Italyan politik arenasinda cok hizli yukselmeye calismis, bunu yaparken de diger ailelerin olusturdugu politik dengeyi gozetmemis ve yukseldikleri hizla da dusmuslerdir. Jodorowsky'nin hikayesi bu yuzden tarihsel gerceklikten oldukca uzakken Jeremy Irons'in portresinin biraz daha insafli yaklasmasi-daha gri bir portre cizmesi daha tutarlidir (kaldi ki o bile elestirilmistir).

Fakat onsozde de belirttigi gibi Jodorowsky'nin bunu yaparken bir amaci vardir; kimi zaman ilk mafya ailesi olarak da nitelenen Borgias'lari gunumuzun bir alegorisi olarak kullanmisir. Jodorowsky'ye gore kitabin yayinlndigi tarihlerde ikinci baskanini cikarmis olan Bush ailesi dunya tarihini sekillendiren mafya-ailelerin hala surdugunun kanitidir.

Kitabin yayinindan sonra Bush ailesi ucuncu bir baskan cikarma denemesinde basarili olamadi ama onun onunu kesen baska bir aile oldu. Bugun Borgias nepotizmine rahmet okutacak bicimde gucunu saglamlastirma sureci icerisinde Trump ailesi.




Sizin de akliniza baska aileler geliyor mu? 

15 Şubat 2020 Cumartesi

Kebir 2

Elime gecen ikinci bir Kebir cildi ; 1973 tarihli 24 nolu sayi. Bagan Tigin isimli macerayi icermekte ; macera 84. sayfada sona ererken cilt yine ek kisa cizgi romanlar ve bazi ansiklopedik bilgiler-illustrasyonlarla 130 sayfaya tamamlanmis. 



Karaoglan'in konuk oldugu arkadasi Ozmus beyin oglu Bagan Tigin ve arkadaslarinin Hintli esirler tarafindan kacirilmasi ve Karaoglan'in peslerine dusmesini konu aliyor hikaye. Aslinda biraz daha cocuklara odaklansa ve dogru duzgun bir cografya verilebilse guzel olabilecekken oldukca dagilan kisa bir Karaoglan hikayesi. Esirlerin Bati Hint kiyilarindan kactiktan sonra Cinli bir uc beyligine gecmeleri oradan Arabistana uzanan sacma bir cografya sozkonusu. Karaoglan tek macerada hem hintlileri hem cinlileri hem de araplari darmaduman etmekte. 

Hikaye A. Muhtar Yavasca ismiyle bilinen seriden aynen aktarilmis (60'larin sonu 70'lerin basi). Guzel bir ic kapak kolaji varken bunun yerine yeni bir kolaj bir ic kapak tercih edilmis. 



Bunun disinda sadece orta sayfalara denk gelen iki sayfalik paneller Fransa'daki tek sayfalik formata uydurabilmek icin bolunmus, ek kisimlar cizilmis, hikaye bir-kac sayfa uzamis. 





Son olarak bir de internette gordugum kopya var ki kesinlikle Suat Yalaz'in elinden cikmadigi belli. Hem cizimler hem de Karaoglan'in bir grup cuceyle bogusmasi gibi ilginc ogeler bunun Yalaz'in bir yerde bahsettigi golge Italyan ressamlarin elinden cikmis bir Kebir macerasi oldugunu gostermekte. "Kanon"dan olmayan boyle hikayeleri de okumak ilginc olabilir. 





2 Şubat 2020 Pazar

Kebir

Karaoglan'in Fransa'daki yayinlanma hikayesi okurlari tarafindan bilinen bir hikaye; ama simdiye dek bu yayinlardan birini gorme firsatim olmamisti.




Sonunda -ebay sagolsun- elime Fransa'dan bir nusha gecti; oncelikle bekledigimden oldukca kucuk boyutta bir cizgi roman. Aliskin oldugumuz BD buyuk albumleri gibi degil oldukca kucuk cep boy bir cizgi roman. 1973 tarihli ve 22. sayi.

100 sayfayi asan hacminde sadece ilk 87 sayfasinda Karoglan var, sonrasinda kimi sayfalar iki ayri cizgi romanla kimi sayfalar da bazi ansiklopedik metinlerle doldurulmus. 


Ayni yillarda Fransda yayinlanan  Ken Parker'a icerik ve boyut olarak benziyor. Onda da asil cizgi roman disinda dolgu cizgi romanlar ve bilgi metinleri var; bu kucuk boy yayin Fransa'da buyuk yayinevlerinin buyuk albumleri disinda o donem yaygin bir yayin stili olmali. 




Kapagin Yalaz elinden cikmadigi belli, icerik ise bildigimiz Karaoglan'in yeniden duzenlenmesi. Kebir Yalaz'in soyledigine gore Aksam gazatesinde yayinlanan materyaller kullanrak hazirlanmis ama anladigim kadariyla son sayilara dogru yayinci hayalet cizerlerle yeni maceralar da yaratmis.